“Cellat uyandı yatağında bir gece / ‘Tanrım’ dedi ‘Bu ne zor bilmece: / Öldükçe çoğalıyor adamlar / Ben tükenmekteyim öldürdükçe’…” Ataol Behramoğlu’nun 1974’te yazdığı dizeler, adeta 450 yıl önceki Nürnberg celladı Franz Schmidt’in ruh halini anlatıyor. 45 yıllık kariyeri boyunca 361 kişiyi idam eden, sayısız insanı kamçılayan, damgalayan, yakan Franz Schmidt, emekli olduktan sonra anatomi bilgisinden dolayı hekimlik yapmıştı. 

Nürnberg hiçbir zaman sıradan bir Alman şehri olmadı. Yeni Çağ’ın başında zengin tüccarlarıyla, güçlü zanaat loncalarıyla, etkin, akılcı kent yönetimiyle, Albrecht Dürer gibi ressamlarıyla tanınırdı. 19. yüzyılda Wagner’in bestelediği “Nürnberg’in Usta Şarkıcıları” (Die Meistersinger von Nürnberg) operası, kentin müzik yarışmalarını ve ayakkabıcı müzisyen Hans Sachs’ı (17. yüzyıl) bütün dünyaya tanıttı. Ancak 1923-1938 arasında Nazi Partisi’nin gözalıcı, korkutucu yıllık mitingini burada düzenlemesi, savaş sonrasında da Müttefiklerin Nazileri yargılayacak mahkemeleri kurmak için burayı seçmesi, şehre kapkara bir gölge düşürdü. 

Kurt Adam ve “Tekerlek” cinayetleri nedeniyle “Bedburg’un Kurt Adamı” olarak anılan Peter Stumpp ailesiyle birlikte öldürülmüştü. 1589’daki idamın canlandırıldığı gravür.

Nürnberg’in bu karanlık yüzüne eklenebilecek bir başka belge de, cellat Franz (Frantz) Schmidt’in (1555- 1634) günlüğüdür. Franz Schmidt meslek hayatı boyunca işiyle ilgili bütün bilgileri bir günlüğe kaydetmişti. Franz Usta (Meister Franz) olarak da tanınan Schmidt’in ek yorum yapmadan, duygularını yansıtmaksızın, suçluların isimlerini, yaşlarını, suçlarını ve cezalarını kaydettiği bu günlükten öğreniyoruz ki, 45 yıllık kariyerinde 361 kişiyi idam etmiştir. Ayrıca yüzlerce insanı kamçılamış; muhabbet tellallarının yanağını “N” (Nürnberg’in N’si) harfiyle damgalamış; “hırsız-fahişeler”in kulaklarını, küfürbazların dillerini kesmiş; aynı suçu işlemeyeceklerine yemin ettikleri halde yeminlerini bozmuş fahişelerin, hilekâr kumarbazların, eşkiyanın ve diğer suçluların parmaklarını koparmıştı. Günlüğüne bir bürokrat titizliğiyle her yılın sonuna “toplam: 20”, “toplam: 18” diye öldürdüğü kişilerin sayısını eklemişti. 

Ceza hükümleri, Nürnberg’in bir parçası olduğu Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nda geçerli yasalara uygun olarak mahkeme tarafından veriliyordu. Nürnberg, 1532’de İmparator Şarlken’in (5. Karl) çıkardığı Carolina Yasaları’na uyan bir kentti. Ama kentlerin en gaddarı değildi. 16. yüzyıl sonunda Alman şehirlerinden fırtına bulutu gibi geçerek yüzlerce kadının yakılmasına ve boğulmasına neden olan cadı avı salgınına teslim olmamıştı. 

Hırsızın idamı Nürnberg celladı Franz Schmidt’i gösteren dönem gravürü. 18 Mayıs 1591’de Franz Usta, hırsız Hans Fröschel’i idam ediyor. Nürnberg Arşivleri. 

Babası ve eniştesi de aynı meslekten 

Franz Usta’nın ailesi aslında dokumacıydı ancak daha Franz doğmadan önce eniştesi kendisine saldıran büyük bir köpeği öfkeyle sahibine fırlatmış ve böylelikle adamın ölümüne yolaçınca loncasından atılmıştı. Başka bir iş bulamadığından cellatlığa razı gelmişti. Toplumda meslek ve loncalar arasında büyük prestij farkları vardı. Cellatlık en onursuz işlerden biriydi. Ailenin başına gelen felaketten sonra sadece Franz’ın eniştesi değil, babası da bu mesleği seçmek zorunda kalmış, cellat olmuştu. Franz da babasını izlemişti. 

18 yaşındaki Franz’ın günlüğüne kaydettiği ilk olay şöyle: “5 Haziran 1573. Ceyern’li Leonardt Russ, bir hırsız. Steinach kentinde asılarak idam edildi. İlk idamımdı”. 1578’e kadar Hof kentinin celladı olan Franz, o tarihten emekliye ayrıldığı 1617’ye kadar Nürnberg’in cellatlığını üstlendi. Yasalara olan merakı, bilgileri kaydetmekteki dikkati nedeniyle araştırmacılar, Franz Usta’nın sıradan bir cellattan daha fazlası olduğuna inanmakta haklıdır. Emekli olduktan sonra cellatlık lekesini üzerinden atmak için yıllarca uğraşması, hatta Nürnberg’in ünlü şarkı yarışmasına katılması (başarılı olamadı), usta celladın toplumda yükselme isteğini gösteriyordu. 

Nürnberg Cellat Köprüsü Nürnberg’in Cellat Köprüsü (Henkersteg), 1890’lar. “Henker” yani cellat, bu köprüden geçerek adadaki evinden kente gelir ve görevini yerine getirirdi. 2. Dünya Savaşı’nda İngiliz bombardımanında yıkılan köprü 1954’te yeniden yapıldı. 

Celladın kentin mezbahası, domuz pazarı ve hapishanesinin yanında özel bir evde yaşaması gerekiyordu. Sadece diğer onursuz mesleklerden (mezbahacı, derici, mezar kazıcı, hapishane gardiyanı) ailelerin kızlarıyla evlenebilirdi. Görevleri arasında intihar edenlerin yakılması, sokak ve tarlalardan ölü hayvanların toplanması, çöplerin kaldırılması, lağımların temizlenmesi gibi işler vardı; zaten celladın gelirinin büyük bir bölümü topladığı çöplerden geliyordu. İdam şekilleri arasındaki hiyerarşi de buna bağlanabilirdi: Kafası kesilmek en onurlu idamdı çünkü cellat bu işi ölene dokunmadan yapıyordu; oysa asılmak, cellat kurbanın boynuna ipi geçirirken fizik temasa yol açtığı için çok daha onur kırıcıydı. 

Franz Usta yaptığı iş nedeniyle vicdan azabı çekiyor muydu? Bunu günlüğüne bakarak söylemek kolay değil; ancak her kurbanın suçunu uzun uzun anlatması, buna karşılık cezayı kısaca not etmesi, belki de yaptığı işe bir meşruiyet kazandırma çabasıydı. 

Ceza sistemi ‘iyileşiyor’ Reform yaparak ceza sistemini “iyileştiren” Bamberg kentinde kullanılması yasal işkence ve idam araçları (üstte). Franz Schmidt’in babasının cellatlık yaptığı Bamberg kentinde idam şekilleri: Tekerlek ve kafa kesme. 

Verdiği ilginç ayrıntılar, bazı cezaları adil bulmadığını gösteriyordu: “Bir baba oğulla ve aynı şekilde 21 erkekle cinsel ilişki kurduğu için Anna Peyelstain’in kılıçla kafası kesildi. Jerome Peyelstain adlı kocası kamçılanarak kentten kovuldu. Adam kentten ayrılmadan önce karısının mezarının yanındaki Aziz Peter Kilisesi’nin duvarına şunları yazdı: ‘Baba, oğul ve diğerleri de (karımla) aynı muameleyi görmeliydi. Yani İmparator ve Kral’a sesleniyorum çünkü adalet yerini bulmadı. Ben, zavallı bir adam olarak masum olduğum halde acı çektim. Elveda ve iyi geceler”. 

Franz Usta, uygun bulmadığı cezaların değiştirilmesi için lobi yapabiliyordu. Örneğin çocuğunu öldüren kadınların çuvala konulup nehre atılmaları yerine meydanda kafalarının kesilmesinin daha uygun olduğuna kent yönetimini ikna etmişti. Kurban pişmanlık gösterdiğinde mahkemeden cezasında küçük iyileştirmeler yapılması için ricacı oluyordu. 

Kızgın demirle yakılıyor Nürnberg’i sarsan bir olayda, babasını öldüren Franz Seuboldt idam alanına götürülürken, cellat Franz Usta suçlunun etini kızgın demirle yakıyor. 

Ancak işini yaparken hiçbir kaçamağa başvurmuyordu. Şubat 1585’te eşkıyalık yapan kendi kayınbiraderini idamların en korkuncuyla, tekerlekle öldürmekte tereddüt etmemişti. Birçok ülkede kullanılan tekerlek yönteminde kurbanın kol ve bacakları açılarak tahtalara bağlanıyor, cellat bir araba tekerleğini sopa gibi kullanarak bacaklardan başlayıp kemikleri kırıyordu. Bu idamlardan en ünlüsü, 22 Eylül 1589’de Franz Seuboldt’un bir gravüre konu olan ölümüydü. Franz Usta, bu kurbanın suçunu şöyle yazmıştı: 

“Bir kayanın arkasına saklanıp, üstünü başını çalılarla örterek babasını bekledi; babası bir çığırtkan kuşunu asmak için direğe tırmandığı sırada dört kurşunla onu vurdu, baba ertesi gün öldü. Kimin öldürdüğünü kimse bilmiyordu ama (katil) oradan kaçarken, bir gün önce terziden aldığı eldiveni düşürdüğünü farketmedi. Bir kadın bu eldiveni bulunca kimin katil olduğu anlaşıldı. Önceki yıl babasını iki kere zehirlemeye kalkmış ama başaramamıştı. Bu suç için bir kağnıya yatırıldı, bedeni iki kere kızgın pençelerle yakıldı, sonra bacakları tekerlekle parçalanarak idam edildi”. 

İşkence sayesinde doktorluğu öğrendi 

Cellat aynı zamanda sorgucuydu. Kurbanın suçunu itiraf etmesi için gereken işkenceleri de yürütmek zorundaydı. Bu süreç, önce kullanılacak araçların kurbana gösterilerek ne işe yaradığının anlatılmasıyla başlıyordu. Çoğu insan bu noktada çözülüp ne isteniyorsa itiraf ediyordu ama, daha dayanıklı çıkanların parmakları pençelere kıstırılıyor, bacakları uzatılıyor, koltukaltları yakılıyor, kafalarına “taç” (madeni bir başlık) takılıyor veya ayaklarına ağırlık bağlanarak asılıyordu (strappado). Franz Usta’nın bunları yaparken “işkence edilebilirliği” (Foltertauglichkeit) dikkate alması gerekiyordu. Yani suçlanan kişinin hayatını tehlikeye sokacak an gelmeden durmalı, gerekirse sanığın yaralarını tedavi etmeli, sonra yeniden başlamalıydı. 

Bu durumda, cellatlıktan ayrılan Franz Usta’nın bir hekim olarak yeni bir mesleğe atılmasında şaşılacak ne olabilir? Sonuçta insan anatomisini onun kadar iyi bilen yoktu. Ölümüne yakın, aralarında bir Töton şövalyesinin de bulunduğu 15 bin kişiyi aldıkları çeşitli yaralardan ötürü tedavi ettiğini iddia ederek övündü. Ancak hiçbir zaman tam olarak çok istediği “onur”a kavuşamadı. Franz Usta’nın nasıl çalıştığını görmek için koşa koşa meydanları, suçluların sürüklendiği yolları doldurmakta sakınca görmeyen insanlar, kendisini bir türlü kabullenemediler. Birkaç yüzyıl sonra idamlar artık utanılacak hale gelip meydanlardan kapalı yerlere taşındığında da durum değişmedi. 1899-1939 arasında 395 kişiyi idam eden Fransa’nın resmî celladı Anatole Deibler’in acı acı yakındığı gibi: 

“İnsanın (savaşta) ülkesi adına öldürmesi, madalyalarla ödüllendirilen bir şeref. Ama kanun adına öldürmesi, aşağılama ve nefretle cezalandırılan iğrenç, korkunç bir iş”. 

Suç ve ceza tarihi

Cellada hoşgörü tepki topladı

Franz Schmidt’in günlüğü Alman tarihçilerin gözünden kaçmadı; 1801 ve 1913’te yayımlandı. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra devletin uyguladığı şiddet, egemenliğin aracı olarak yeni bir bakışla ele alındı. Michel Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu (Surveiller et Punir: Naissance de la Prison) adlı kitabı bir çığır açtı. Yeniçağ Avrupa tarihçisi Joel Harrington, 2016 tarihli The Faithful Executioner adlı kitabında Franz Usta’nın günlüğünün tamamını yayımladı, başka belgelerle yaşamını günışığına çıkarmaya çalıştı. Kitap, cellada “hoşgörüyle” yaklaştığı gerekçesiyle eleştirilere konu oldu.