Amerikalı ozan, besteci ve yorumcu Leonard Cohen, 1992 sonlarında piyasaya çıkan “The Future” adlı albümünde adeta “geleceği” görmüş, “Demokrasi” adlı parçasında ABD’deki vaziyetleri, içindeki umudu dile getirmişti:

Duygusal bir insanım ben, bilirsin yani

Memleketi seviyorum, ama hiç görmeyeyim halini. 

Ne sağcıyım ne solcuyum

Evden çıkmam bu gece,

O küçük, umarsız ekranda kaybolurum.

Ama inatçıyım da, zamanın çürütemediği

O çöp torbaları kadar.

Beş para etmem belki, ama hâlâ tutuyorum 

Bu minik yabani çiçek demetini elimde.

Demokrasi geliyor Abede’ye.

(Türkçesi: Bülent Somay)

Eşsiz bir ironiyi gündelik hayatların gerçekliğiyle buluşturan parça, aslında albüme adını veren “Gelecek” parçasında olduğu gibi Cohen’in kötümserliğini yansıtıyordu: “Gördüm geleceği dostum / Hep cinayet”.

Dünyayı saran ve devam eden pandemi günlerinde, tarihin belki de en dehşet verici hastalığıyla, ırkçılıkla tekrar karşılaştık. Yüzyıllardır tedavisi bulunamayan bu hastalık, bilindiği gibi kapitalist döneme özgü bir virüsten yayılmıyor. Bu virüsün özkardeşi “ayrımcılık” da öyle. Ancak ABD’deki aktüel hadiseleri ve bunların öncesindeki dönemlerde yaşanan kölelik-kölecilik rezilliklerini, Batı medeniyetinin veya Hıristiyan âleminin bir icadı, uygulaması gibi algılamak-anlatmak da ucuz bir manipülasyon tabii. Roma devrindeki meşhur Spartacus-köle isyanını aşağı yukarı herkes bilir ama, ondan 800 sene sonra Emevîler döneminde yaşanan “Zenc İsyanı”nı silmişizdir (bu sayımızda okuyabilirsiniz). Kısacası siyah insanlara karşı tarih boyunca gerçekleştirilen cinayetlerin ve köleciliğin Doğu’su-Batı’sı ve Hıristiyan’ı-Müslüman’ı yok. Sırasıyla diğer canlı türlerini, Siyahları ve kadınları köleleştirmek noktasında, Beyaz Adam dil-din-ideoloji-dünya görüşü vesaire dinlememiş ve başka hiçbir noktada değil ama bu üç noktada büyük bir dayanışma sergilemiş. Yani önce hayvanlar, sonra derisi beyaz olmayanlar ve sonra da kadınlar… 

Bu son hadiseler dolayısıyla, Beyaz insanoğlu, günahlarla dolu geçmişini ABD keçisine tahvil ederek hayata devam edecek şüphesiz. Tabii pandemi nedeniyle tökezleyen dünya sisteminin kalbi ABD, tüm bu muhalif ve alternatif hareketlerin de kalbi aynı zamanda. Kapitalizmi ırk ayrımcılığıyla eşitleyip ABD’yi demokratik denilen sistemin “hasta adam”ı ilan etmek sadece kolaycılık değil düpedüz hata olur. Malın serbest dolaşımı ve sermaye, ne pandemi dinler ne de ırk ayrımı. Bu bakımdan, günah keçisi ABD’nin sermayeyi kediye yüklemeyeceğini de bilelim. Milyar dolarlık şirketler logolarında, ürünlerinde, hatta isimlerinde bulunan “Beyaz” vurgulu herşeyi değiştirmeye başladı bile.