Türk birliklerinin 19 Mayıs Arıburnu saldırısı büyük bir felaketle sonuçlandı. Ölüme gönderilen askerlerden yaklaşık 4 bini birkaç saat içinde şehit oldu. Cesetleri gömmek için ilan edilen edilen geçici ateşkes sırasında ilk kez karşılaşan askerler, önce insan olduklarını farkettiler.

Arıburnu’na çıkarma yapan ANZAC birliklerinin ilerlemesi, 27. ve 57. Alay’ın fedakarlıklarıyla önlenmişse de düşman denize dökülememişti. 1 Mayısta yeni takviyeler alan “Arıburnu Kuvvetleri Komutanı” Mustafa Kemal Bey emrindeki 15 bin kadar askerle, ANZAC cephesine taarruz kararı aldı. 24 saat devam eden çok kanlı boğuşmalar sonucunda cephe yarılamadı. Türk birlikleri 6 bin kayıp verdi, siperler arasındaki mesafe 10-20 metreye indi.

Ateşkes şartları görüşülüyor 24 Mayıs’taki geçici ateşkesten iki gün önce, şartları müzakere etmek üzere İtilaf kuvvetleriyle görüşmeye gelen 3. Kolordu Harekat Şube Müdürü Binbaşı Ohrili Kemal Bey, gözleri bağlı vaziyette…

11 Mayısta Arıburnu cephesini ziyaret eden Başkomutan Vekili Enver Paşa, “düşman” siperlerinin denize bakan yamaçlarda mahkum vaziyetini görünce genel bir taarruz için emir verdi. Ordu komutanı Liman von Sanders’in de desteklemesi üzerine, İstanbul’da bulunan eğitimli ve donanımlı 2. Tümen Arıburnu cephesine gönderildi. Arıburnu cephesinde yeni takviyelerle 42 bin asker toplanmıştı. ANZAC birlikleri ise önceki taarruzlarda erimiş, yeterince takviye edilememiş, yalnızca 17.500 muharip kalmıştı. 19 Mayıs taarruzu bir baskın şeklinde saat 03.30’da başlayacaktı. Ne var ki Türk cephesindeki hareketlilik

ten şüphelenen Avustralyalılar, uçak keşifleri sonucu büyük bir kuvvetin yığılmakta olduğunu anlamış, muhtemel bir taarruza karşı tetikte bekliyorlardı.

19 Mayıs’ın acı bilançosu: 10 bin kayıp Yanaşık düzende ve cephe taarruzu şeklinde uygulanan 19 Mayıs saldırısı, Avustralyalıları denize dökmeyi hedefliyordu. Hazırlıklı ANZAC birliklerinin makineli tüfek ateşi karşısında eriyen Türk birliklerine rağmen,
süngü saldırısına devam edildi. 4 bine yakın şehit, ancak beş gün sonra ilan edilen ateşkes sırasında gömülebilecekti.

19 Mayıs günü 03.00’te taarruz kuvvetleri ön siperlere yaklaştı. Bu hazırlık sırasında çıkarılan gürültüler, çalınan borular zaten çok yakın olan karşı siperlerden duyulmuş ve ANZAC hatları en yüksek savunma pozisyonuna getirilmişti. 3,5 km’lik bir cephe hattı üzerinde başlayan sıkışık düzen taarruz, müthiş bir tüfek ve makineli tüfek ateşiyle karşılandı. Siperden çıkan Türk neferleri ya anında ya birkaç metre sonra vurularak yere düşüyordu. Sabahın ilk ışıklarından sonra bile sürdürülen bu fedakarane ama anlamsız saldırı hiçbir netice alınamadan nihayet durdurulduğunda, 3.855 şehit, 5.967 yaralı verilmişti. ANZAC’ların kaybı ise sadece 160 ölü, 468 yaralı idi.

Toprağa iyice yerleşmiş, tahkimatını kuvvetlendirmiş, sayısız makineli tüfekle bütün cepheyi ağır ateş altına alabilen düşmana karşı son derece kötü planlanmış, aynı derecede kötü uygulanmış 19 Mayıs taarruzu, Çanakkale Muharebelerinin meşum günü olarak tarihe geçti.

İki tarafın siperleri arasındaki binlerce şehit ve yaralı, beş gün ortada kaldı. Bu süre içinde yaralılar kan kaybından öldüler. Sıcak dolayısıyla cesetler kısa zamanda kokmaya başlayınca, ölüleri gömmek için geçici bir ateşkes gündeme geldi. 3. Kolordu Harekat Şube Müdürü Binbaşı Ohrili Kemal Bey, Türk tarafının temsilcisi olarak görüşme yapmak üzere görevlendirildi. 24 Mayıs 1915 günü saat 07.30 ile 16.30 arasında ateşkes yapılması konusunda bir antlaşma imzalandı. 24 Mayıs Pazartesi günü saat 07.30’da her iki taraftan, görevli kurmay subaylarla, doktor ve 100 er, ölüleri almak üzere siperlerden çıktı. Yasağa rağmen, Avustralyalı ve Türk askerler kısa zamanda işaretlerle sohbet etmeye, dostça görüşmeye başladılar. 16.30’a kadar 3 bine yakın şehit, insansız bölgede açılan toplu mezarlara defnedildi.

Bu ateşkes, Arıburnu cephesinde savaşın sonraki ayları için bir dönüm noktası oldu. Propaganda sebebiyle Türkleri vahşi, acımasız hatta “yamyam” olarak bilen Avustralyalıların kafasındaki “Abdul” imajı değişti ve mertçe savaşan “Johny Turk”e dönüştü. Yine Türklerin kafasındaki vahşi “gavur” imajı, yerini “onlar da bizim gibi insanmış”a bıraktı.