1920’lerin başında dünya çapında meşhur olan Charlie Chaplin ve filmleri, Türkiye’de de büyük bir etki yaratmıştı. Dergilerin sayısız defa kapak konusu yaptığı Chaplin’in maceraları, ünlü yazar Peyami Safa tarafından takma isimle 16 kitaplık bir seri yapıldı. Şarlo’yu taklit eden, hatta Anadolu turnesine çıkan Mehmed Şükrü Bey’in sahne gösterileri ve filmi meşhur oldu.

Bol bir pantolon, basık bir şapka ve uzun pabuçlar…

Sessiz sinemanın sakar, komik ve muhalif yıldızı Charlie Chaplin (Charles Spencer Chaplin / Şarlo / 1889-1977) tüm dünyada şöhret olduğu 1920’lerin başında Türkiye’nin de en çok konuşulan sinemacısı olarak böyle tanıtılıyordu. Eski Türkçe kültür-sanat ve magazin mecmuaları onu kapaklarına taşıyor, yeni çıkacak filmlerini okuyucularına duyuruyordu. Şarlo o kadar çok ilgi çekiyor ve seviliyordu ki, adına polisiye kitaplar yazılıyor ve hatta onun ününden faydalanmak isteyen taklitleri çıkıyordu.

Resimli Gazete’nin 10 Mayıs 1924 tarihli 26. sayısı Charlie Chaplin’in bizdeki mecmualarda boy göstermeye başladığı ilk örneklerden biri. Kapağında Şarlo’ya yer vererek “Halkı güldürerek milyon kazanan iki adam” başlığını atan mecmua, “Bugün dünyanın hiçbir tarafında onu tanımayan, hiç olmazsa ismini işitmeyen yoktur” diye tanıtıyordu Charlie Chaplin’i. Çizim resminin altına “Komik Şarlo Şaplin” notu düşülmüştü. Geçen zamanda Şarlo’nun soyadı çeşitli mecmualarda “Çaplin” ve “Şaplin” olarak da yazılacaktı.

Sessiz dönemin iki efsanesi

Resimli Gazete’nin 10 Mayıs 1924 tarihli sayısı, kapağında Şarlo’yla birlikte sessiz sinema döneminin bir diğer yıldızı Harold Lloyd’a yer vererek “Halkı güldürerek milyon kazanan iki adam” başlığını atmıştı.

Şarlo’nun 1925’teki “Altına Hücum” filmi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük yankı uyandırmıştı. Resimli Perşembe mecmuası, 8 Nisan 1926 tarihli 46. sayısının kapağını tam sayfa Charlie Chaplin’in “Altına Hücum” filminin afiş fotoğrafına ayırmıştı. “Bütün dünyaya neşe ve kahkaha saçan dünyanın en meşhur komiği Şarlo” başlığını atan mecmua, “Altına Hücum” filmiyle ilgili de şöyle yazmıştı: “Şarlo’nun ‘Altına Hücum’ ismindeki oyununda alınan bu son resimdir. Sinemaları takip eden herkes için Şarlo çok tanınmış bir simadır. Kendisi yirmi beşinde sinema alemine girmiş ve ilk önce İngiltere’de meşhur olmuş fakat dünyanın en büyük komedi aktörü sıfatını Amerika’da kazanmıştır. Bol bir pantolon, basık bir şapka ve uzun pabuçlarıyla herkesten ayrılan bir hususiyeti vardır”.

Dünyanın en meşhur komiği!

“Altına Hücum” Türkiye’de de büyük yankı uyandırınca Resimli Perşembe mecmuası, 8 Nisan 1926 tarihli sayısının kapağını filmin afişine ayırdı. Başlık ise “Bütün dünyaya neşe ve kahkaha açan dünyanın en meşhur komiği Şarlo”ydu!

Şarlo’dan Türkiye’ye imzalı fotoğraf

Haftada Bir Gün mecmuası da 26 Ocak 1926 tarihli 18. sayısında Şarlo’nun fotoğraflarından kolaj yaptığı tam sayfa bir kapakla çıkar. Altına da şu notu düşer: “Sevilmediği için ızdırap çeken ve bu ızdıraptan dolayı aklını yitirdiği söylenen zavallı Şarlo”.

Şarlo Türkiye’de o kadar çok sevilip ilgiye mazhar olur ki, Haftalık Mecmua dergisi Şarlo’ya bir mektup yazarak ondan dergide yayımlanmak üzere imzalı bir fotoğrafını ister. Peki Şarlo bu teklife ne cevap verir sizce? Yanıtını Haftalık Mecmua’nın 6 Ağustos 1926 tarihli 55. sayısından okuyalım: “Mecmuamız beş-altı ay evvel maaruf sinema artistlerine birer mektup yazarak resimlerini istemiştir. Küçük Artist Ceki Kogan’dan gelen resmi derç etmiştik. Bu hafta Şarlo’nun mecmuamız için bizzat imzaladığı resmi derç ediyoruz. Şarlo’nun hakiki resmiyle sinemadaki resmi arasında ne kadar çok fark vardır”.

Kapak yakışıklısı

Haftada Bir Gün mecmuasının 26 Ocak 1926 tarihli sayısının kapağındaki Şarlo kolajı (üstte) ve Haftalık Mecmua dergisinin Şarlo’ya mektup yazarak istediği özel imzalı fotoğrafıyla hazırladığı kapak , Türkiye’de Charlie Chaplin’in gördüğü ilginin kanıtlarından (altta).

Yerli Şarlo: Mehmet Şükrü Bey

Şarlo’nun dünyayı saran ünü ve onun nevi şahsına münhasır görünümü, sinemacıları, tiyatrocuları, dönemin komiklerini de etkiler ve hatta onun birebir taklidini yapmaya iter.

Resimli Gazete’nin 7 Ağustos 1927 tarihli nüshası okuyucularına Şarlo’nun taklidi “Komik Mehmet Şükrü Bey”in tek kişilik gösterisiyle turneye çıkacağı haberini müjdeler: “Şarlo’nun mukallidi Şükrü Bey bu hafta Anadolu seyahatine çıkıyor. Ona tesadüf edecek karilerimizi bol bol güldürecektir”.

Peki bıyıkları, bastonu, melon şapkası ve büyük pabuçlarıyla Şarlo’yu tıpatıp taklit eden Mehmet Şükrü Bey kimdir? Mehmet Şükrü Bey’in 60 dakikalık bir Şarlo filmi çektiğini ve Şarlo taklidiyle günde ne kadar para kazandığını Resimli Gazete’nin onunla ilgili haberinden öğreniriz.

Dergi, Charlie Chaplin taklidi filminden fotoğraflarla yaptığı kısa foto-romanda, yerli Şarlo Mehmet Şükrü Bey hakkında çok ilginç bilgiler verir: “Komik Şarli Şaplin temsil ettiği filmlerde yepyeni bir tarz vücuda getirmiştir. Kendisine has olan gülünç kıyafet ve tavırları dünyanın her tarafında alkışla karşılandı. Her memlekette kendini taklit edenler çoğaldı. Türkiye’de de Mehmet Şükrü Bey namında bir zat Şarlo’yu muvaffakiyetle taklit etmektedir. Geçenlerde Lale Film kumpanyası tarafından Şükrü Bey’in temsil ettiği 60 metrelik bir oyun filme çekilmiştir. Bu filminden bazı parçaları yukarıya derç ediyoruz. Şükrü Bey mesleğe o kadar âşık bir kimsedir ki ona sık sık İstanbul sokaklarında, otellerinde Şarlo kıyafetiyle rastlıyorsunuz. Şükrü Bey koca potinleri, bol pantolonu ve ince bastonu ve melon şapkasıyla Şarlo’nun tam bir benzeridir. Daha şimdiden dolaştığı yerlerde günde on liradan otuz liraya kadar kazanç yapmaktadır. Fakat onunla kanaat etmeyerek yakında yaya olarak Paris seyahatine hazırlanmaktadır. Şükrü Bey’e muvaffakiyetler temenni ediyoruz”.

Türkiye’nin Chaplin’i Mehmet Şükrü Bey Şarlo’nun dünyayı saran ünü Türkiye’de de taklitlerinin çıkmasına neden olmuştu. İstanbul sokaklarında koca potinleri, bol pantolonu, ince bastonu ve melon şapkasıyla dolaşan Mehmet Şükrü Bey’in 60 dakikalık bir Şarlo filmi çektiğini Resimli Gazete’nin bir haberinden öğreniyoruz.

Şarlo’nun sinemadaki ünü, Türkiye’deki tanınırlığı ve gördüğü sevgi onu edebiyatta da okuyucuya ulaşmak için bir aracı yapar. İkbal Kütüphanesi, Şarlo’nun popülerliğini dahiyane ve çok etkili biçimde küçük macera romanlarının kapağında kullanır. İkbal Kütüphanesi 1927’de 16 sayıdan oluşan çoğu 32 sayfalık bir macera kitapları dizisine başlar. “Şarlo Polis Hafiyesi ve Gülünçlü Sergüzeştleri” başlıklı hikaye serisi, renkli çizim kapaklarında Şarlo’nun resmedildiği hikayelerle okuyucuya sunulur. Bu renkli kitapların yazarı da tanıdık bir isimdir: Bedia Servet. Bedia Servet polisiye hikayelerde Server Bedi takma ismini kullanan ünlü yazar ve gazeteci Peyami Safa’dan başkası değildir.

Peyami Safa “Şarlo Polis Hafiyesi ve Gülünçlü Sergüzeştleri” başlıklı seride şu 16 kitapçığı yayımlar: Fas’daki Va- zife, Mavi Elmas, Yılanlı Derviş, Kutb-ı Cenubîde, Albatros Dalgalar İçinde, Sudanlı Güzel, Sihirli Otomobil, Son Dominik Cinayeti, Tekin Değil, Müthiş Boğa Güreşi, Prens Harra-kiri Meksika’da, Müthiş Süvari, Şarlo İstanbul’da, Şarlo Altın Yapıyor, Mihracenin Veliahdı.

Peyami Safa İmzalı Şarlo serisi İkbal Kütüphanesi’nin 1927’de bastığı 16 sayılık “Şarlo Polis Hafiyesi ve Gülünçlü Sergüzeştleri” başlıklı hikaye serisinin yazarı, Bedia Servet takma ismini kullanan Peyami Safa’ydı.

Şarlo’nun hayatı

Şarlo’yu kapağına taşıyan, sıklıkla okuyucularına ondan haberler veren Haftalık Mecmua 1927’de onun hayatını anlatan 32 sayfalık bir kitapçık yayınlar. Şarlo ismindeki kitapçık 12 kitaptan oluşan “Beş Kuruşa Bir Kitap” serisinin ilk kitabıdır. Şarlo’nun filmlerinden siyah-beyaz fotoğrafların yer aldığı kitap, döneminin en ayrıntılı Charlie Chaplin biyografisidir. Şarlo Sinemacılığa Nasıl Başladı?; Meslek Yolunda; Şarlo’nun Hususi Hayatı; Şarlo’nun Sesi, Tebessümü, Gözleri; Şarlo Saçlarını Niçin Boyuyor?; Şarlo’nun Pabuçları; Şarlo Evlendiği Zaman; Şarlo’nun Yarım Kalan Son Eseri başlıklı bölümlerden oluşur.

“Şarlo’nun annesi ve babası da birer sanatkardır. Kendisi de daha kundakta iken sahneye çıkmıştır!” diye başlayan biyografik kitapta, “Şarlo saçlarını niçin boyuyor?” başlıklı bölümde bunun nedeni şöyle açıklanır: ”Şarlo’nun saçları yavaş yavaş gümüşlenmeye başlamıştır. Halbuki onun temsil ettiği rollerdeki karakter gençlik ifade eder. Mesela Şarlo beline bir tekme yediği zaman, yahutta tatlı kasesini üstüne başına devirirken gülmekten kırılanlar onun saçlarının hakiki beyazlığını görseler kabil değil gülemezler, muhakkakki ağlarlar. O zaman Şarlo’nun zaten bir çok fecii sahnelerle dolu olan filmleri büsbütün bir facia olurdu. Zira ak saçlı bir soytarı hiçbir zaman gülünç değildir”.

Şarlo’yu enine boyuna okuyucuya tanıtan 32 sayfalık biyografi kitapçığı, daha 1920’lerde onun sinemaya kattığı değerin ve büyüklüğün farkında olarak şu cümlelerle sona erer: “Şarlo’nun bırakacağı miras sinemacılık alemi için pek büyük bir hadise olacaktır”.

Şarlo, 1920’lerin ilk yarısından itibaren Türkiye’de o kadar ilgi gördü ve o kadar benimsendi ki, mecmualarda kapak olmasının, adına kitap serilerinin yapılmasının yanısıra sinemalarda aynı anda birkaç filmi birden oynatıldı. Film negatifleri oynatılmaktan kullanılamaz hale geldi. Türkiye, uzun pabuçlu, bol pantolonlu, melon şapkalı, muhalif komedi yıldızını o kadar benimsedi ki, Charlie Chaplin yeni kurulmakta olan cumhuriyetin, kurtuluş mücadelesi vermiş bir halkın ağrıyan-sancıyan yaralarına adeta merhem oldu. Bu ülke onu, onun taklitlerini çıkaracak kadar sevmiş, benimsemiş ve komiklikle, komediyle adeta onun sayesinde tanışmıştı. Gülmeyi onun bastonu, melon şapkası ve muzip tavırlarıyla özdeşleştirmişti.

ŞARLO POLİS HAFİYESİ

İstanbul macerasından ‘gülünçlü’ bir kesit

Şarlo İstanbul’da kitapçığının kapağı

Peyami Safa’nın Bedia Servet takma adıyla çevirdiği “Şarlo Polis Hafiyesi ve Gülünçlü Sergüzeştleri” dizisinin Şarlo İstanbul’da kitapçığının finali şöyleydi:

“Vapur Üsküdar İskelesi’ne yanaşır yanaşmaz İngiliz neferleri Şarlo ortalarında olduğu halde çıktılar. Miss Rodi bir saniye tereddüt etmeden arkalarından çıktı. Takibe başladı. Neferler biraz ileride bir araba çevirmiş Şarlo’yu içine atmışlardı. Miss Rodi ikinci bir arabaya atladı. Şarlo’nun bulunduğu arabayı göstererek takip etmesini arabacıya işaretle anlattı. Yirmi dakika sonra Şarlo Toptaşı Tımarhanesi’nden içeri giriyordu.Genç kız bekledi. İngiliz neferleri içeride Şarlo’yu hastahane müdüriyetine teslim ettikten sonra çıkmışlardı. Başlarından ayrılmadı. Biraz ileride yol sormak bahanesiyle yanlarına sokuldu. Seferler Üsküdar’ın tenha mahallelerinde kendi arkalarından güzel bir kadına tesadüf etmelerinden memnun… Ona istedikleri izahati verdiler ve arz-ı hürmetle iskeleye birlikte gitmeyi teklif ettiler.

Üsküdar İskelesi’nden neferlerle birlikte köprüye çıktığı zaman Miss Rodi, muhtaç olduğu bütün malumatı edinmiş Şarlo’nun ne şekilde tevfik edilerek bir an evvel götürüldüğü mahalleye ne için nakil edildiğini öğrenmiş bulunuyordu. Bir saniye bile durmaksızın bir otomobile atladı. Amerika Seferathanesi’ne giderek doğru sefirin huzuruna çıktı. Sefir vakayı öğrenince hayretinden dona kalmıştı. Derhal telefonla evvel emirde Miralay Maksol’u pek az sonra da Toptaşı Tımarhanesi sertabibini buldurdu. İki saat sonra kendisine hürmetle muamele edilen Şarlo, Beyoğlu’na getirilerek doğrudan doğruya Amerika sefirine teslim edilmişti. Zavallı Şarlo hâlâ vaziyeti anlayamıyordu. Sefirin bulunduğu salona girdi de orada bir aydır peşinde koştuğu sevgili Miss Rodi’yi görünce hepsini anladı ve ağlaya ağlaya sevgilisinin kucağına düştü.

Şarlo İstanbul’da’nın sonu.”