Türk sinemasının yaşayan efsanesi Türkan Şoray, 60 yıllık parlak kariyeriyle müstesna bir yere sahip. Canlandırdığı kadın karakterler kadar, literatüre “Sultan’ın Kanunları” olarak geçen ve “öpüşmeme-sevişmeme” şartını kabul ettiren istekleri de meşhur. 1960’lı yılların ortasından itibaren gerek basının gerek yapımcıların gerekse seyircilerin hep konuştuğu, dillendirdiği bu kanunların yazılı belgesi ilk defa yayımlanıyor.

Türk sinemasının büyük yıldızı Türkan Şoray 60. sanat yılını kutluyor. 1960’ta 15 yaşında rol aldığı “Köyde Bir Kız Sevdim”den bu yana 200’ü aşkın unutulmaz filmde oynadı; neredeyse tamamı başrol. Dile kolay! Dünyada da en çok filmde rol alan kadın sanatçılardan biri olan Şoray, sinemamıza sadece rolleriyle değil “kanunları”yla da damgasını vurdu.

2012’de NTV Yayınları tarafından yayımlanan, 2017’de ise İş Bankası Kültür Yayınları’ndan tekrar basılan Sinemam ve Ben adlı kitabında şöyle diyor:

“Zorlu Damat filminin çekiminde yönetmen Hulki Saner yanıma gelip ‘Bu sahnede öpüşmeniz lazım’ dedi. Şaşkın şaşkın yönetmenin yüzüne baktım. Yönetmen ne derse onu yapmalıydım; öyle söylüyorlardı ama ben o güne kadar hiç öpüşmemiştim, öpüşmek nasıl olur bilmiyordum. Sahne çekilirken tabii robot gibi tepkisiz durdum herhalde. Ayhan Işık oyuncu olarak ne kadar sıkıntı çekmiştir kim bilir…”.

İlk “öpüşme” sahnesini böyle anlatıyor Türkan Şoray ve aynı kitapta şöyle devam ediyor: “Zorlu Damat’ın bir sahnesinde eşkıyalar genç kıza işkence eder, sırtını kırbaçlar. Bu sahnenin çekimi için sırtımın tamamen çıplak olması gerekiyordu. Sette bulunan annemle konuştular. ‘Sırtta kırbaç izlerini görmek istiyoruz. Oyuncu olmak, film çevirmek için öpüşmek de gerekebilir sırtı açmak da’ deyip annemi ikna etmeye çalıştılar. Annem de mecburen ‘Peki’ dedi, sahne çekildi. Ama annem elinde bir örtü, çekim aralarında hemen beni örtmeye çalışıyordu”.

Başrolünü Ayhan Işık’la paylaştığı 1962 yapımı “Zorlu Damat” filmi, Türkan Şoray’ın rol icabı bile olsa ilk öpüşmesiydi.

Gecelik ve baby-doll’a veda

Ancak bu şaşkınlıkla, acemilikle başlayan öpüşme ve çıplaklık sahneleri çok da uzun soluklu olmayacaktır Türkan Şoray’ın filmografisinde. 1964’te yılında Altın Portakal Film Festival’inde “Acı Hayat” filmiyle en başarılı kadın oyuncu ödülünü alan Türkan Şoray artık Türk sinemasının 1 numaralı kadın oyuncusudur.

1964’te Kemal Film’in bir çekim için yolladığı davette Türkan Şoray’ın yanında getirmesi gereken giysi ve aksesuar olarak, “gecelik ve baby-doll” da vardır. Türkan Şoray’la 20 yılı aşkın hayat arkadaşlığı yapacak sevgilisi Rüçhan Adlı, Şoray’a davetiyeyi şu notu ekleyerek gönderir: “Gecelik ve baby-doll’lara bir son vermek zamanı gelmedi mi? Ne dersin hanım sultan?”

İşte daha sonra “Türkan Şoray Kanunları” olarak ün salacak; bir olgu olarak sinema literatüründe yerini alacak; aradan geçen yıllar sonra Türk sinemasının yeni kadın yıldızlarına “Benim Türkan Şoray Kanunlarım var öpüşemem” dedirtecek durumun ilk filizleri de böylece atılacaktır.

Film yapımcılarının Türkan Şoray boykotu

1960’ların ikinci yarısı Beyoğlu’ndaki sinemalarda cadde boyunca bütün sinema salonlarının panosunda tek bir isim okunur: Türkan Şoray. Sultan’ın altın çağıdır bu yıllar, 1964’te 13, 1965’te 11, 1966’da 14 filmde başrolde oynayacaktır. Ancak artık film sözleşmelerinde bazı yeni şartları vardır. Türkan Şoray, Rüçhan Adlı’nın tavsiyelerine uyacak hem de kendi yasalarını koyacaktır. “Seyircimiz bizi sevgilisi, eşi, kızkardeşi, ablası gibi görüyordu. Dolayısıyla soyunma ve öpüşme sahnelerinden rahatsız olabilirdi. Bazen yaşayan bir karakteri canlandırmak için gerekirse soyunmanın, sevişme sahnesi çevirmenin gerektiğini biliyordum ama benim için seyirciyle olan bağlılığım daha önemliydi. Sinemaya ilk girdiğim yıllarda çevirdiğim filmlerde öpüşmüştüm ama seyircimle bu güçlü bağ henüz oluşmamıştı” (Sinemam ve Ben) diye anlatacaktır bu yeni dönemi Şoray. Artık rol alacağı filmlerde öpüşmeyecek ve soyunmayacaktır. İsmi film afişlerinde, jeneriklerde en başta, ilk sırada yer alacaktır.

60’ların altın kızı
1960’lar Türkan Şoray’ın altın çağlarıydı. Bütün sinema salonlarını onun adı süslüyordu. Ülkü Erakalın’ın yönettiği 1963 yapımı “Çalınan Aşk”ı her yıl çektiği onlarca filmden biri.

Film yapımcıları boykot eder Türkan Şoray’ı. Kara listeye alır, biraraya gelerek anlaşma şartlarını değiştirmediği sürece Türkan Şoray’la film çevirmeyeceklerini açıklar.

Yapımcı İrfan Ünal ”Türkan Şoray bu şartları iki yıl önce koysaydı belki kabul ettirebilirdi. Fakat bugün seyirci, Türkan Şoray’ı değil, iyi filmi tutuyor. O bakımdan gayretleri boşunadır. İsmin başa yazılması meselesine gelince; bu bir oyunculuk olanağıdır. Şayet Türkan Şoray gerçekten sinemaya bir şey verebilirse, o zaman ismi çok küçük dahi yazılsa bile seyirci ona gerçekten yer verir. Bunların dışında olanlar beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü prodüktör olarak Türkan Hanım’a film çevirtmeyi düşünmüyorum ve sinemacı olarak da onun oynadığı filmleri, sinemada oynatmayacağım” (Türkan Şoray-Bir Yıldız Böyle Doğdu, Agâh Özgüç) der.

Lütfi Ömer Akad’ın 1968 yapımı “Vesikalı Yarim”i de her yıl çektiği onlarca filmden bir diğeri.

Ancak bu boykot çok kısa sürer ve etkili olmaz. Aynı yapımcı İrfan Ünal bu açıklamadan kısa süre sonra, 1967’de, Türkan Şoray’ın başrolde olduğu “Kelepçeli Melek” filmini çevirecektir. Yapımcı Ertem Eğilmez, bu boykotun Türkan Şoray’ın lehine nasıl evrildiğini şöyle özetleyecektir: “Bu şartların meydana gelmesinde en büyük faktör Türkan Şoray değil, Türk sineması olmuştur. Önceleri boykot kararına uymak için bir dolu söz söyleyenler, sonradan ellerinde şeker ve çiçeklerle Şoray’ın kapısını çalmışlar ve ondan tarih vermesini istemişlerdir. Gayet tabii bunlardan sonra o da geleceğini garanti altına almak isteyecektir”.

Türkan Şoray’da o günleri şöyle anlatıyor: “Film prodüktörleri biraraya gelerek toplantı yapıyor ve ben bu anlaşma şartlarını kaldırmadığım sürece bana film teklif etmemeyi kararlaştırıyorlar. Bu karardan bir gün sonra, birçok prodüktör birbirinden habersiz ve gizlice, bana sadece kendi firmasına film çekmem için sözleşme imzalatmaya geldi”.

“Türkan Şoray Kanunları”nın ilk defa yayımlanan belgesi, Şoray ve Tunç Film arasındaki sözleşme…

Türk sinemasının, Hammurabi Kanunları kadar meşhur “Türkan Şoray Kanunları” ilk kez 20 Mayıs 1967 tarihli Pazar dergisinde belgesiz olarak doğaçlama maddeler halinde yazılarak yayımlanır. O tarihten bu yana ünü her geçen gün artarak dillere pelesenk olan bu kanunlar, film sözleşmelerinde yer aldığı şekliyle hiç ortaya çıkmaz. Bugüne dek meraklılarına sunulmaz. Peki bu kanunlar yapımcılar ile Türkan Şoray arasında yapılan film sözleşmelerinde nasıl kayda geçmişti? İşte arşivimizdeki belgede, Türkan Şoray’ın Tunç Film’in sahibi Altan Günbay ile yaptığı, 1982’de adı daha sonra “Seni Kalbime Gömdüm” olarak değiştirilerek gösterime giren ve Cihan Ünal ile başrolleri paylaştığı, sözleşmede geçen ismiyle“Kamelyalı Kadın” filmine dair yaptığı film anlaşması var. Bu aynı zamanda “Türkan Şoray Kanunları”nın geçerli olduğu son film olmasıyla da ilgi çekici. Sözleşmedeki maddeler, “mutlak ve değişmez şartlar” olarak belirtilmiş.

Sözleşmedeki film
Sözleşmede “Kamelyalı Kadın” olarak anılan 1982’de ismi “Seni Kalbime Gömdüm” olarak değiştirilen filminin afişi. Film, Tunç Film tarafından Fevzi Tuna’nın yönetmenliğinde çekildi.

Film anlaşmasının maddeleri şöyle:

  1. Aşağıda taraflardan, Türkan Şoray için (T. Şoray), Tunç Film Altan Günbay için, (T. Filim) diye bahsolunacaktır.
  2. T. Şoray, T Filmin çekimine 1 Ekim 1981’de başlayacağı (Kamelyalı Kadın) adlı filimde baş rol oynamağı aşağıda yazılı maddelerdeki şartlar dahilinde oynamağı kabul eder.
  3. Filim çekim başlangıç ve süresi: (1 Ekim 1981) ile (15 Kasım 1981) tarihleri arasındadır. Fevkalade hallerde film çekim süresi yedi gün uzayabilir.

Mutlak ve değişmez şartlar:

a. Türkan Şoray müstehcen sahne çevirmez.

b. T. Şoray açık saçık sahne çevirmez, öpüşmez.

c. T. Şoray’ın adı jenerik, lobi, gazete, televizyon ve bilimum reklam yayın organı ve materyelinde başta tek ve iri puntolarla diğer isimlerden büyük yazılır.

Bilumum reklam yayınlarından evvel T. Şoray’ın mutabakatı şarttır.

Filmin jeneriğinde, filmin fragmanında T. Şoray’ın mutabakatı şarttır.

Filmin çekim tarihinden evvel çekim senaryosunun T. Şoray’a teslim edilmesi ve beğeni mutabakatın, senaryo için yazılı olarak alınması şarttır.

Filim çekiminden on gün evvel T. Şoray’a çekim senaryosu teslim edilmesi şarttır.

4. Çekilecek filmdeki baş erkek oyuncu, rejisör, kameraman, ve diğer oyuncular ve ses dublörü için T. Şoray’ın mutabakatı şarttır.

T. Şoray ister ise ve T. Film de arzu ederse T. Şoray kendi sesini seslendirebilir. T. Şoray bu seslendirme için hiçbir ücret talep etmez.

5. Modern konularda T. Şoray kostümleri kendi imkanları ile temin eder. Tarihi ve köy konularında Tunç Filim kostümleri temin eder.

6. T. Şoray Pazar günleri istirahat eder çalışmaz.

7. İstanbul dışı çekimlerde T. Şoray’ın ve yardımcılarının, iaşe ve otel masrafları T. Film’e aittir.

8. T. Şoray oynayacağı baş rol karşılığında Tunç Filimden …… TL alacaktır. Bu ücretin stopaj vergisi Tunç Filim tarafından karşılanır.

“Mine” filmi ile değişen durumlar

Türkan Şoray, 1982’de “Seni Kalbime Gömdüm” filminden sonra Cihan Ünal ile bu kez başrol oynadığı “Mine” filmini çeker. Bu, onun hem profesyonel hem de özel yaşantısındaki büyük dönüşümün filmi olacaktır. “Mine” filminde aradan geçen yıllar sonra ilk kez bir sevişme sahnesinde rol alacak ve bu sahnede rol aldığı Cihan Ünal ile 1 yıl sonra evlenecektir.

Kendisi de bu hadiseden bir dönüm noktası olarak bahsedecektir: “Mine filmi oyunculuk kariyerimin dönüm noktalarından biridir. Bu filmde kendi koyduğum tabuları yıllar sonra ilk kez yıktım. Filmdeki sevişme sahnesini senaryonun dramatik kurgusu içinde olması gerektiğine inanmıştım. Bu Mine’nin üstündeki baskılara bir çeşit başkaldırısıydı. Bu sahneler kadının bedeninin, cinselliğinin ticari bir meta olarak kullanılması değildi. Mine’nin gerçek kişiliğini yaşatmak için bu sahnelerin şart olduğuna inanıyordum” (Sinemam ve Ben, Türkan Şoray).

Kurallar yıkılıyor
1982’de daha sonra eşi olacak Cihan Ünal’la birlikte “Mine”yi çekerken filmin karakteri Mine’yle birlikte Türkan Şoray da kurallarını yıktı. Şoray, bu sahnelerin Mine’nin gerçek kişiliğini yaşatmak için gerekli olduğuna ikna olmuştu.

‘SULTAN’IN KANUNLARI’

Türkan Şoray: ‘Seks filmleri’ furyasında basının uygun gördüğü bir tanımlamaydı…

Tabii bu ‘Türkan Şoray Kanunları’ sözünü medya yakıştırdı. Onlar böyle uygun gördü ve bir-iki kere yazılınca da günümüze kadar böyle adlandırıldı. Ben sadece sözleşmemde olması gereken maddeleri koymuştum. Seyircimin benden ne talep ettiğini sezinlemiştim ve onlarla bağlarımı sıcak tutmak, onlarla olan ilişkimdeki samimiyete gölge düşürmemek adına talep ettiğim maddelerdi. Aynı zamanda tabii kendimi korumak adına konulan maddelerdi bunlar. Zira o dönem seks filmleri furyası vardı ve filmler bu ağırlıktaydı. Bunun dışında gerçekten “Türkan Şoray Kanunları” diye bir kavramı ben icat etmedim. Bu, başta da söylediğim gibi medyanın uygun gördüğü bir başlıktı. Seyircime olan saygım, sevgim ve bağımla ilgili kendimi koruma adına sözleşmeye koyduğum maddelerdi…

Türkan Hanım, yayımladığımız belge ve konuyla ilgili görüşlerini, talebimiz kendisine ulaştıktan hemen sonra (yarım saat içinde) iletmiştir. Teşekkür ediyoruz.

UZMAN GÖZÜYLE

‘Melek kadın’ ile ‘şeytan kadın’ ayrımı TV ve yabancı dizilerle ortadan kalktı’

BURÇAK EVREN

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Türkan Şoray imzalı Sinemam ve Ben.

Türk sinema ortamında “Türkan Sultan’ın Kanunları” olarak konuşulan maddeler, aslında Türk sinemasının derebeyleri olan yapımcıları hizaya sokmak için verilmiş bir ültimatomdu. Bu ültimatom, tümüyle olmasa da çoğunlukla sinemayla uzak-yakın bir ilişkisi bulunmayan mesleklerden bu alana giren, tecimsel amaçlardan başka hiçbir kültürel, sanatsal ve de estetik kaygılara sahip olmayan yapımcıların egemenliğindeki sinemamızdaki durumu ve düzeyi tüm çıplaklığı ile ortaya koyar.

Diğer taraftan bu “kanunlar” sinemamıza egemen olan star sisteminin kimi sağlıksız yanlarını da ortaya çıkarır. Zira bunlar, iyi bir filmin oluşmasını sağlayacak istek ve arayışlardan daha ziyade starın kendisini korumasına ilişkindir. Bunlar ayrıca Türk sinemasındaki kadın oyuncuların o dönemdeki konumunun da bir göstergesi gibidir.

Türk sinemasının neredeyse resmî türü olan melodramlar, karakterden daha çok tipler üzerine inşa edilmiştir. Bunun sonucu kadın oyuncular “şeytan” ya da “melek” olarak ikiye ayrılmış; “melek kadın”lar fahişe, kötü, düşmüş ya da düşürülmüş olsa da asla öpüşmemiş, soyunup bedenini gösterip yatağa girmemiş; ancak onların yerine karakter olarak tanımladığımız yardımcı oyuncular bu olumsuz eylemlerin tümünü fazlasıyla gerçekleştirmişlerdir. Yani “melek kadın” ne kadar masum, fahişe olsa de ne kadar namusluluk halesiyle kuşatılmışsa; onun bir gölgesi olan “şeytan kadın” da bir o kadar cinselliğini kullanarak namussuz ve bir o kadar pervasız olmuştur. Bu durum erkeğin erdemini, zaafını, bazen de gücünü açıklayan bir araç olarak ortaya çıkar.

Sinemamızda “melek kadın”la “şeytan kadın”ın tek bir insanda, yani tiplemeden uzaklaşıp bir karakterde buluşması ise ancak televizyonun ortaya çıkıp, ulusal düzeyde yayına başlaması, yabancı dizilerin yaygınlaşması sonucu gerçekleşmiştir. Yani Türk sineması öpüşmenin, yatağa girip sevişmenin sevginin doğal bir uzantısı olduğu gerçeğini tek bir kadın olarak ancak Müjde Ar’da görüp benimseyecek, böylece beyazperdede tiple karakter arasındaki farkı algılama olanağı bulacaktır.

Sinemamızda “melek kadın”la “şeytan kadın”ın tek bir insanda, yani tiplemeden uzaklaşıp bir karakterde buluşması ise ancak televizyonun ortaya çıkıp, ulusal düzeyde yayına başlaması, yabancı dizilerin yaygınlaşması sonucu gerçekleşmiştir. Yani Türk sineması öpüşmenin, yatağa girip sevişmenin sevginin doğal bir uzantısı olduğu gerçeğini tek bir kadın olarak ancak Müjde Ar’da görüp benimseyecek, böylece beyazperdede tiple karakter arasındaki farkı algılama olanağı bulacaktır.

Türkan Şoray biraz geç de olsa Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Mine” filmiyle kendi yasalarını bilerek ve isteyerek çiğnemiş; sevdiği adamla yatağa girip sevişmenin sevginin doğal bir uzantısı olduğu gerçeğini yansıtmış; ancak bu filmin bitiminde, yatağa girdiği oyuncu ile evlenerek bu durumu bir anlamda meşrulaştırmıştır.