Oyuncak, hayatın bir izdüşümü. Modadan mimariye, savaşlardan uzayın fethine, görmesini bilen gözlerin oyuncaklar üzerinden okuyabileceği koca bir dünya tarihi var. Sunay Akın, 2005’te Göztepe’de ailesinden yadigar köşkte açtığı İstanbul Oyuncak Müzesi’nde tam da bu tarihi anlatıyor. Sonunda çocukların hayal dünyalarını geliştirmekle onları oyalamak arasında yapılan seçimin etkisi de açığa çıkıyor. Çocuk oyunları hemen her zaman yarına dair bir kehaneti içinde barındırıyor.

Hisse senedi değil, hissî senet 

Charlie Chaplin’e hediye edilmek üzere ABD’deki Schoenhut Fabrikası’nda yalnızca bir adet üretilen el yapımı Şarlo oyuncağı, beyazperdenin bu naif ve sakar kahramanının 100. yaşgününde İstanbullu oldu. “Kimileri hisse senedi, kimileri hissî senet toplar” diyen Sunay Akın için her daim barıştan, adaletten ve sevgiden yana olan Şarlo’nun bu oyuncağı, yıllar boyu özenle biriktirdiği çocukluk hazinelerinin en kıymetlilerinden… 

Müzeci olacak çocuk oyunundan belli Sunay Akın’ın müzecilik merakı çocukluk yıllarına uzanıyor. 6 yaşındayken İstanbul’a ilk gelişlerinde trenden iner inmez babasının Arkeoloji Müzesi’ne götürdüğü Akın, Trabzon’a döndüğünde yeni bir oyun keşfetmiş: Müzecilik! Annesinin takılarını sokakta sergileyerek arkadaşlarıyla müzecilik oynayan Akın’ın bu merakı “Tepeden bir müdahale”yle kesintiye uğramış. Daha sonra oyuncak müzesi kurma fikriyle geldiğinde, ailesi “Biz senin hevesinin üzerinde oturamayız” diyerek Göztepe’deki köşklerini ona bırakmış.

37 yıl sonra kavuşulan sünnet hatırası 

Yıl 1967. Sünnet töreninden önce, ailesinin Trabzon’da bir fotoğrafçıya götürdüğü 5 yaşındaki Sunay Akın’ın eline bir oyuncak gemi tutuşturulur. Gemiyi fotoğrafçının kendisine verdiği bir sünnet armağanı zanneden Akın’ın oyuncaktan ayrılması hiç de kolay olmaz. Bu fotoğrafın çekildiği tarihten 37 yıl sonra Almanya’da bir antikacıda bulunan Neptune adlı oyuncak gemi, bugün Oyuncak Müzesi’nin manevi değeri en yüksek parçalarından…

Bir tahta atla başladı, dört bin parçaya ulaştı

Oyuncak Müzesi macerası, Sunay Akın’ın Nürnberg’de bir oyuncak müzesi broşürüne rastgelmesiyle başlıyor. Akın’ın planı, şöyle bir kapıdan göz atıp çıkmak. Kendisini kaybedip günün tamamını orada geçirdiğini, Alman görevlinin “Kapatıyoruz” uyarısıyla farkediyor. 1997’de Berlin’de bir antikacıdan aldığı tahta atla ise İstanbul Oyuncak Müzesi’nin temelini atıyor. Oyuncak Müzesi’nin 4 bin parçaya ulaşan koleksiyonunun bu ilk oyuncağı, 1930’da Almanya’da üretilmiş.

Oyuncak Müzesi Sunay Akın’ın şiiri  Müzenin kuruluş aşamasında, Sunay Akın’ın içine sinmeyen bir şeyler olduğunu sezen abisi “Tabii, bu müzenin bir mimara değil, bir şaire ihtiyacı var” demiş. Akın’ın hayalinde canlanan metaforları ete kemiğe büründürecek kişi ise Şehir Tiyatroları baş dekoratörü Ayhan Doğan. Uçakların ve vapurların sergilendiği odaya tepeden bakan martılar, itfaiye arabalarının olduğu odanın duvarlarındaki yanıklar, savaş oyuncakları odasında bombardıman altında yıkılmış bir kentin taşlarına takılan ayaklarınız, hep bir şair bakışının sanatla birleşmesinden doğmuş. Oyuncak trenlerin sergilendiği oda ise Adapazarı’ndan açıkartırmayla alınmış eski bir vagondan sökülen parçalardan oluşuyor.
Akülü arabayla 15 kentte devr-i âlem Belçikalı otomobil yarışçısı Camille Jenatsky, 1899’da yaptığı test sürüşünde akülü arabayla saatte 100 kilometre hızın üzerine çıkan ilk insan olur. O yıllarda gazetelerin ön sayfalarını süsleyen rekortmen otomobilin oyuncağını yapmaya karar veren Ernest Paul Lehmann, hem karada hem de suda hareket edebilen bu yeni amfibik oyuncağa “UHU” adını koyar. Üstüne de bir dünya turunda mutlaka görülmesi gereken kentlerin adlarını yazar. O 15 kentten biri de İstanbul’dur! Teneke oyuncakların Rolls Royce’u olarak bilinen Lehmann oyuncaklarının üretildiği fabrika, 1881’de Almanya’nın Brandenburg kentinde kuruldu.

Mona Lisa’nın porselen gülüşü 

Teknoloji kadar, güzel sanatlar da çocukların hayallerini besliyor. Dünyanın en ünlü tablolarından Mona Lisa’dan esinlenerek 1954’te Amerikali porselen bebek sanatçısı Fawn Zeller tarafından üretilen bu bebeğin yegane örneği Türkiye’de. Bayan Zeller, bu oyuncağı yaparken kıyafetlerinden yüz ifadesine her detaya büyük özen göstermiş. Hatta 1500’lü yıllarda iççamaşırı olmadığını dikkate alarak, Mona’nın ipek giysilerinin altına dantelli bir jüpon dikmeyi de ihmal etmemiş.