VEFATININ 30. YILI

Cumhuriyet tarihimizin belki de en önemli ve sıradışı düşünürü İdris Küçükömer, 60’lı yıllarda ülkemiz siyasetindeki “sağ” ve “sol” kavramlarını neredeyse tersine çeviren analizleri ve tarihsel yaklaşımıyla dikkati çekmişti. En kritik konularda öne sürdüğü tezler, bugün hâlâ ve yakıcı şekilde güncelliğini koruyor.

Türkiye’de tarihyazımı 60’lı yıllara kadar çok keskin tartışmalara yol açmadan ağır aksak sürdürülmüştür. Çok köklü toplumsal ve siyasal değişimlerin yaşandığı bu dönemde ise “geçmiş” yeniden ve eleştirel bir biçimde tartışmaya açılmıştır. Bu tartışmada İdris Küçükömer olumlu-olumsuz yanıtlarıyla bir kilometre taşı olmuştur.

İdris Küçükömer İ.Ü. İktisat Fakültesi’nde hocalık yaparken Talat Aydemir’in darbe girişiminde sivil kanatta yer almış, Yön dergisinde yazılar yazmış ve Fethi Naci aracılığıyla 1963’te Mehmet Ali Aybar başkanlığındaki TİP’e (Türkiye İşçi Partisi) girmişti.

Küçükömer, Ekim 1968’de dört makaleden oluşan yazıları Akşam gazetesinde çıkana kadar öğrencileri tarafından çok sevilen, siyasetle de uğraşan ama tarihyazımı ile herhangi bir ilgisi olmayan bir hocaydı. Ancak bu yazılar ve ardından çıkan broşür ve nihayet kitap, Batılaşma- Düzenin Yabancılaşması (1969), onun bugüne kadar bir fenomen olmasına yol açtı.

Küçükömer ve öğrencileri Profesörlüğü Üniversite senatosu tarafından onaylanmayan Küçükömer ve yanında Sencer Divitçioğlu kendisini kutlayan öğrencileriyle. 1968 başı.

Tarihyazımı deyince akla hemen aykırı yaklaşımlar gelir. Bunlar arasında İdris Küçükömer’in özel bir yeri olmuştur. Küçükömer, TİP üyesi bir sosyalist olarak CHP’nin ‘Ortanın Solu’na yönelişini ve 60’lı yıllarda siyasal hayatımızda önemli bir rol oynayan, öznesi “asker-sivil-aydın zümre” olarak gösterilen “cunta girişimleri”ni hedefine alan gazete makaleleri yazdı.

Ardından öğrenci örgütlerinin ısrarıyla bir broşür kaleme aldı ve nihayet esas olarak Osmanlılar’dan gelen geleneksel kültürel-siyasal saflaşmanın geniş kitlelerin özgürleşmesinin önünde bir engel teşkil ettiğini göstermeye çalıştığı Batılaşma- Düzenin Yabancılaşması’nı yayımladı.

Küçükömer Ant dergisinde ve Milliyet gazetesinde Ali Gevgilli’nin yönettiği “Düşünenlerin Forumu”nda yazdıklarıyla iddialarını güncelleştirilmiş ve daha açık hale getirmiştir. “Tarihyazıcılığı özgürleştirmiyorsa zulme hizmet ediyordur… Tarih cilveli, hürriyet efsunkâr, zulüm kurnazdır” diye başlar Cemal Kafadar, Kendine Ait Bir Roma kitabına. Küçükömer yaşasaydı, bu cümlenin altına imza atmaktan mutluluk duyardı.

Sol ve sağı yerinden sarstı Yön ve Ant gibi siyasi dergilerden Cumhuriyet, Milliyet gibi ulusal gazetelere çeşitli makaleler kaleme alan Küçükömer, CHP’nin Ortanın Solu’na yönelişini hedefine alan makaleler yazdı. TİP üyesi bir sosyalist olarak Adalet Partisi’ni sola, CHP’yi sağa oturtan çıkışı uzun süre akıllarda kaldı.

Bizim siyasal partiler

Küçükömer, aktüel bir siyasal saflaşmayı tarihsel bir zemine oturtmaya çalışırken, o güne kadar “yukardan anlatılan” tarihe karşılık, toplumun çeşitli tabakalarının hangi saiklerle bu saflaşmada yer aldıklarını anlamaya, anlatmaya çalıştı. Örneğin Serbest Fırka’nın nasıl ve neden kurulduğu çokça belirtilmiştir; ancak Serbest Fırka’ya oy verenlerin yukardaki tartışmalardan bihaber ne demeye bu partiye oy verdiklerini, öncesi ve sonrasıyla bu desteğin kültürel ve siyasal bir zemini olup olmadığını sorgular. Osmanlılardan başlayarak dünya koşulları içinde iktidar yapısındaki değişimler (güç ilişkileri) ve halkın iktidar oyunlarındaki konumlanışı üzerinde durur.

İnşaat işçisi İdris Küçükömer İdris Küçükömer üniversitede okurken geçimini sağlamak amacıyla yaz tatilleri boyunca inşaatlarda çalışıyordu (ön sırada soldan ikinci).

Ancak kitabın kapağını bile görmemiş olanlar dahi, Küçükömer deyince, bu eserin orta yerindeki geleneksel siyasal saflaşmayı tersine çeviren tabloyu bileceklerdir: Her ikisi de Jön Türk kökenli liste başlarıyla; Prens Sabahattin’den başlayıp Adalet Partisi’ne uzanan liste solda; İttihad ve Terraki ile başlayıp CHP’ye varan ise sağdadır. Her ne kadar hemen ardından “dikkat edilirse, sağ yanda bulunan grup için ‘temsil eden’, sol yanda bulunan grup için de ‘dayanan’ ifadelerini kullanıyorum. Gerçekten her iki tarafın başında da, bürokratları görmek kabildir” diye yazsa ve iki taraf arasındaki geçişleri belirtse de, tablo “sağcılığın methiyesi” olarak hedef tahtasına konur.

CHP’nin tablonun sağında, Serbest Fırka’nın solunda bulunması o güne dek kimsenin aklının ucundan geçmemiş gibiydi. Oysa o devirde siyasal partiler üzerine üstad olarak kabul edilen Tarık Zafer Tunaya da CHP’yi benzer şekilde değerlendirmekteydi. Daha da önemlisi Mustafa Kemal, Serbest Fırka’yı kurdurttuğu yakın arkadaşı Ali Fethi Okyar’a, açıkça Serbest Fırka’nın CHP’nin solunda olacağını belirtiyordu! Önemli bir ayrımdı bu: Sol bir parti değil, CHP’nin solunda bir parti! İlginç olan o yıllarda Pravda gazetesinin “Fethi Bey’in programına göre, yeni fırka Meclisi Mebusan’da, serikârdaki fırkaya karşı sol cenah fırkası olacaktır” diye yazmasıydı. Tabii bundan ne Küçükömer ne muarızları haberdardı!

İdris Küçükömer askerlik yıllarında.

Küçükömer’in kitabı yazdığı tarihlerde Ecevit’i CHP’den ayrı tutması ve kendisinin de içerden çok iyi bildiği cuntacılık hareketinin tarihsel açmazlarını irdelemesi, devletluları tedirgin etmiştir. Onun söylediği ise demokratikleşme (‘sosyal yanını unutmadan’ diye sık sık eklerdi) için, o güne kadar gelen ve ilerici-gerici diye özetlenen veya Batıcı-Laik İlerici Cephe ve Doğucu-İslâmcı Halk Cephesi olarak sunulan saflaşmada yer almak değil, bu cepheleşmeyi işlevsizleştirmek gerektiğiydi. Yani aslında ne o cephe ne bu cephe, yepyeni bir cephe. CHP’nin solu gibi gözüken bir sosyalist hareketin emekçi kitlelerle buluşamayacağının tarihsel zeminini sunmaya çalışıyordu.

Düzenin Yabancılaşması’nda ünlü tablodan iki paragraf sonra da şöyle der: “Yukardaki tablo, kitabın başında değindiğim fasit daireyi açıklamaktadır. Sınıf meselelerinin neden ortaya çıkmadığının anahtarını da vermektedir”. Özetle, tablodaki sol, kendi solu değildi ve üyesi olduğu TİP de tabloda yer almıyordu.

Ekim 1968’de Akşam gazetesinde kitabın taslağı yayınlanırken, Küçükömer aynı zamanda TİP yönetimindeki yarılma karşısında bir üçüncü yol arayışında olanların da sözcüsü konumuna geldi. Parti içindeki gerilimleri değerlendirirken tarafların mevcut programı kabul ettiklerini söylüyor, oysa önce programın her kesimin katılımıyla değiştirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Yeni saflaşmalar

Kitabın çıkmasının üzerinden bir yıl geçmeden, Milliyet gazetesi için yapılan bir açık oturumda (15 Şubat 1970), “Devlet-halk çelişkisi ise bugün artık önemini kaybetmektedir” diyerek, tarihî-kültürel-siyasal saflaşmanın yerini, yeni saflaşmaların almakta olduğunun altını çizdi.

Ecevit’in “…Marx, Türkiye’de doğsaydı, sınıf ayrımını proleter ve burjuva diye değil, halk ve aydın diye yapardı” demesine ise şöyle cevap veriyordu:

“[Marx] Türkiye’de burjuvazi gibi bir sınıf varsa, onun yerini özellikle uluslararası ilişkilere göre belirtmeye özel bir itina gösterebilirdi. Ve Türkiye proletaryasını da öylece yerine koyabilirdi… Bürokratlar karşısında yer alan kitleleri, sınıfsal ya da toplumsal yapılarına bakmaksızın herhalde sadece ‘halk’ diye ele almazdı” (3 Haziran 1969, Ant). CHP içindeki İnönü-Ecevit ayrışmasında yine tabloya döner ama, artık CHP bir yol ayrımındadır. İnönü ve çevresi tabloda eski yerlerini muhafaza ve müdafaa ederken Ecevit ve çevresi için “sosyal demokrat hale getirmek isteyen sol bir parti olacaktır” der (1972).

Ona göre Ekim 1973 seçimlerinin de gösterdiği üzere, AP’nin 12 Mart arifesinde temsil ettiği ittifakın dağılması (DP’nin ve Milli Nizam Partisi’nin kuruluşu), CHP’nin Ecevit önderliğinde geçirdiği köklü değişim (bizzat Ecevit “reddi miras” diyordu) ve MSP’nin temsil ettiği toplumsal katmanların siyasete girmesiyle tabloda belirtilen saflaşma aşılmış; yeni ve sosyal bir temsiliyet ortaya çıkmıştı.

Deniz Gezmiş ve diğerleri, 1967 İdris Küçükömer, Hukuk ve İktisat Fakültelerinden öğrencileriyle (1967). Sağdan üçüncü Toktamış Ateş, dördüncü İdris Küçükömer, Beşinci Bozkurt Nuhoğlu, Altıncı Bayram Doğan, Yedinci Turgay Sönmez. Arkada Şener Mete ve ünlü öğrenci lideri Deniz Gezmiş. Önde çömelmiş Ergin Konuksever ve Erdem Hançer.

Millî Mücadele’nin farklı bir okuması

Siyasal tarihimizdeki saflaşmaları yukardan değil aşağıdan, yani basit, sade insanların haleti ruhiyesinden hareketle açıklamaya çalışan Küçükömer, 1973’te aslında önceki çalışmalarının doğal bir uzantısı olarak Millî Mücadele’yi irdeler.

Cumhuriyetin 50. yılı vesilesiyle yapılan ve birkaç kesimde sürdürülen “Düşünenlerin Forumu”nda Tarık Zafer Tunaya’nın yanısıra Küçükömer’in de özel isteği ile cumhuriyetin iki önemli tanığı ve ideoloğu (Kadro dergisi kurucuları) Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Şevket Süreyya Aydemir yer alırlar. Yakup Kadri, Küçükömer için romanlarıyla aydının yalnızlığını dile getirmesi açısından önemlidir (ona göre Kemal Tahir’i de bir dizi konuda önceler); Şevket Süreyya ise sosyalist geçmişinin yanısıra 30’lu yılların önemli bir siması olduğu gibi Tek Adam, İkinci Adam gibi eserlerin de yazarı olup “tarih” yazmasa da bir biyograf olarak bu alana damgasını vurmuştu (Yakup Kadri’nin Tek Adam kitabına başlık diye “Yalnız Adam”ı uygun gördüğünü belirtelim).

Hocanın 1969’da yayınlanan meşhur kitabı, Batılaşma – Düzenin Yabancılaşması.

Bu tartışmada Küçükömer, 1973 Ekim seçim sonuçlarıyla ortaya çıkan tabloyu değerlendirirken, Ecevit CHP’sinin başarısını ve MSP’nin meclise girmesini demokratik bir adım olarak niteler ve Birinci Meclis’e de yine demokratiklik açısından bir göndermede bulunur. Ancak o güne kadar söylediklerine ilaveten Millî Mücadele’yi kast ederek “yapılan mücadele anti-emperyalist bir savaş değildi” dediğinde tartışma alevlenir. Şevket Süreyya sonraki oturumda “Sayın İdris Küçükömer’in Millî Mücadele konusunda bu forumun ilk bölümünde işaret ettiği şeyler bundan sonra bizim siyasi edebiyatımıza girecektir” dediğinde ise Küçükömer cevaben “Türkiye’nin tarihi zaten bir gün yeniden yazılacak” der ve ekler: “Jön Türk hareketi bitmiştir… İlerici-gerici kavramları ya bitmiş ya da yeni bir anlam kazanmıştır. Dogmatik-ezberci ve eski sağ- sol öğretisi tarihteki geri yerini almıştır… Yeni dönemin özelliklerinden biri “sınıflaşmadır”.

Millî Mücadele üzerine tartışma, Doğan Avcıoğlu’na da Milli Kurtuluş Tarihi adlı kapsamlı çalışmasının önsözünde genişçe yer verme ihtiyacı doğurmuştur. Kitabın önsözünde (ilk sekiz baskıda) Avcıoğlu kendi kendine şu soruyu da sormaktadır: “Türkiye’nin Millî Kurtuluş Tarihi, acaba bir millî kurtulamayışın mı tarihidir?”

Son 10 yıldan kalanlar

Ece Ayhan “… ben İdris Küçükömer’e, dünyayı ve Anadolu’yu, Tarih’i, İktisat’ı, Eski Yazın’ı, Yung ve Freud Ruhbilimi’ni… dolaşmakla görevlendirilmiş ‘Dört atlıdan biri’dir diyorum” derken, onun 70’li yılların ortalarından itibaren ilgi alanla- rını alabildiğine çeşitlendirdiğini kastetmektedir. Taslaklar halinde kalmış olan bu dönemin ürünleri (yaklaşık 300 sayfalık) aktüel tartışmaların uzağında, kimsenin ilgisini çekmemiştir. Tamamlanmamış olsa da büyük emek ürünü olan bu yazıların da tarihyazımı açısından gözden ırak tutulmaması gerekir.

Hoca’nın mezartaşında “Bilmeyen ne bilsin O’nu/Bilenlere selam olsun!” (Yunus Emre) diye yazar. Biz yine Cemal Kafadar’ın kitabının son sayfasından bir alıntıyla bitirelim: “Zamanının ulema-i zahir’i hakkında Bedreddin şöye demişti: ‘Hedeflerinin bilgi edinmek olduğunu söylüyorlar ama bütün bilgileri iktidar ve mevki edinmeye yarıyor’ (câh ve riyâset)”.

İdris Küçükömer ise tarihten ari olmayan mazlumların özgürleşmesi için bir yol aradı. “İktidar ve mevki”ye hep şüpheyle baktı.