Günümüz futbolunda yeşil sahalarda pek çok siyah yıldız başarıdan başarıya koşuyor. Ama bu hep böyle değildi. 1970’lere kadar futbolun beşiği İngiltere’de bile yeşil sahalarda beyaz olmayan futbolcular parmakla gösterilirdi. Zaman zaman utanç verici aşağılamalara maruz kalan bu sporcular, ırkçılık engelini yıkarak tarih yazdılar.

Irkçılık, insanlığın çözemediği en büyük problemlerden. Yeryüzünün birçok noktasında, hayatın her alanında olduğu gibi spor dünyasında sıkça karşılaştığımız bu sorun bir türlü tam manasıyla aşılamadı. Inter’in yeni transferi Romelu Lukaku’ya Cagliari deplasmanında yapılan maymun tezahüratı, futbol sahalarında ne ilk, ne de son.

Belçikalı forvetin yıllarını geçirdiği İngiltere, bu bağlamda “en iyi” ülkelerden biri olarak görülüyor. Peki futbolun beşiği olan bu ülkede, ilk siyah oyuncunun millî formayı ancak 1978’de giydiğini biliyor muydunuz?

Premier Lig, milyarları peşinden sürükleyen oyunun birçoklarına göre şahikası ve bugün burada top koşturan birçok siyah yıldız akla geliyor. Son çeyrek asırda, beyaz olmayan futbolcuların sayısı katlanmış durumda. İlk Premier Lig sezonu olan 1992-93’te “ötekiler”in oranı yüzde 16.5 iken, bugün bu oran yüzde 33’ün üzerinde. Futbolda ırkçılığa karşı mücadele yürüten en önemli organizasyonlar arasında yer alan Kick It Out’un (Dışarı Şutla) kurucularından Lord Herman Ouseley, daha yapılması gerekenler olduğunun altını çizse de, yakında bu oranın daha da artacağını söylüyor. Uzun süredir bu organizasyonda çalışan Paul Elliott da, ırkçılık bariyerini yıkanların önemini vurguluyor.

İlk siyah futbolcu Queen’s Park F. C. formasını giyen Andrew Watson, yeşil sahaların ilk siyah futbolcusu ve idarecisiydi.

Yeşil sahaların ilk siyah futbolcusu Andrew Watson, İngiliz Guyanası’nda doğdu. Zengin bir İskoç tüccarın, toprakların yerlisi bir kadınla beraberliğinin sonucu olarak 1857’de dünyaya gelmişti. İngiltere’nin en önemli okullarından King’s College’e giden delikanlı, top peşinde koşmaya başlıyordu. Glasgow Üniversitesi’nde matematik ve mühendislik eğitimi alırken futbola başlamıştı. O zamanlar toprakların en büyük takımı Queen’s Park F. C. saflarına dahil olan Watson, İskoçya Kupası’nı kaldırarak tarih yazacaktı. Yeşil sahaların ilk siyah futbolcusu ve idarecisi olan Watson 12 Mart 1881’de millî takım formasını giyecek ve İskoçya için üç defa ter dökecekti.

Ailesinin kanatları altında rahat bir yaşam sürdüğü için şanslıydı. Kariyeri boyunca ten rengi nedeniyle hiçbir sıkıntıya uğramayan futbolcu, 1902’de Avustralya’da son nefesini vermişti.

19. yüzyıl sonlarında İngiltere’de en iyi kaleci kabul edilen Arthur Wharton.

Watson’dan sekiz sene sonra doğan ve tarihe ilk profesyonel siyah futbolcu olarak geçen Arthur Wharton ise Gana’da, yine zengin bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 1875’te eğitimi için Britanya’ya gelen Wharton’ın tek tutkusu meşin yuvarlak değildi. Atletizmde 100 yardada ilk dünya rekorunu kırmıştı. Tam bir sporcuydu. Bisiklete binmeyi de çok seviyordu. Ancak futboldaki mevkii kalecilik olacaktı.

Darlington’da başladığı futbol kariyerine Preston North End’de devam eden kaleci, 1887’de Federasyon Kupası’nda yarı final görmüştü. 1889’da Rotherham kulübüne gelen Wharton, artık resmen profesyonel bir sporcuydu. Zaman zaman inanılmaz sürati nedeniyle kanatlarda da görev yapan gözüpek file bekçisi, zamanın gazetelerine defalarca konu oluyordu. Birçoklarına göre döneminin en iyi kalecisiydi. Fakat asla millî takım için düşünülmemişti. Çünkü siyahtı.

Önyargılarla, ırkçılıkla tüm kariyeri boyunca savaşan Wharton, futbol kariyeri bittikten sonra tamamen unutulmuş, 1930’da beş parasız bir maden işçisi olarak son nefesini vermişti. Ölümünden yıllar sonra hatırlanan sporcu için kitaplar yazılıyor; İngiltere Futbol Federasyonu, profesyonelliğe adım atışının 125. yıldönümünde heykelini dikiyordu.

Ancak bir ömür boyunca hafızalardan silinen tek siyah futbolcu o değildi. 1888’de doğan Walter Tull, İngiliz bir kadınla Barbadoslu bir kölenin oğluydu. Melez olmasına rağmen hep siyahtı insanların gözünde. Yedisinde annesini, dokuzunda da babasını kaybeden ufaklık yetimhanede büyümüştü.

125 yıl sonra hatırlanacaktı İngiliz Futbol Federasyonu tarafından 125 yıl sonra dikilen heykeli.

Clapton’da futbola başlayan Tull, 1909’da Tottenham’a transfer olmuştu. Ancak kısa sürede rüyası kabusa dönecekti. Aynı yılın Ekim ayında Bristol City deplasmanında maruz kaldığı ırkçılık, futbol tarihine geçiyordu. Yeşil sahalardaki bir ırkçılık olayı ilk defa haberleştirilmişti. Football Star gazetesinin muhabiri yaşananları yazarken, protestocu taraftarlara “holiganlar” demişti. Ada’nın gerçek holiganlarla tanışmasına daha uzun yıllar vardı. Sonradan Huddersfield Town ve Arsenal’i şampiyon yapacak efsane hoca Herbert Chapman, bu melez delikanlının yeteneklerine bakmıştı, ten rengine değil. Tull tekrar sahalarda başarıya koşacak, ancak 1. Dünya Savaşı milyonların olduğu gibi onun da hayatını etkileyecekti.

Aynı zamanda İngiliz Ordusu’nun ilk siyah subayı Walter Tull…

Savaşa katılan futbolcunun liderlik yeteneği kısa sürede farkedilmiş, çavuşluğa terfi etmişti. O yıllarda siyahlar subay olamıyordu. Azmi ve askerlik becerisine kayıtsız kalmayan üstleri, buna rağmen onu İskoçya’ya, subay okuluna göndermişti. 1917’de teğmen unvanını alan Tull, böylece İngiliz ordusunun ilk siyah subayı olmuştu. Kanunlarda ne yazarsa yazsın, bileğinin hakkıyla beyazlara komutanlık etmişti. Son nefesini Fransa’da veren teğmenin bedeni asla bulunamadı. Daha da kötüsü 80 yıl boyunca unutuldu. Northampton’ın 1999’da diktiği anıtla yeniden hatırlanan Tull için o tarihten bu yana devamlı kalem oynatılıyor, belgeseller hep onu anlatıyor. Sanki birileri günah çıkarıyor.

Wembley 1965 Federasyon Kupası’nda final oynayan ilk siyah Güney Afrikalı Albert Johanneson, Wembley’de seremonide.

1960’larda Ada’daki siyah futbolcuların sayısı artmaya başladı; artık yurtdışından da transferler vardı. O yıllarda Leeds United’a transfer olan Güney Afrikalı Albert Johanneson, dokuz sezon geçirdiği takımının 1964’te birinci kümeye çıkmasında önemli rol oynamış, ertesi yıl Federasyon Kupası finali için Wembley’e ayak bastığında tarih yazmıştı. O gün Liverpool gülmüştü ama, Johanneson dünyanın en köklü organizasyonunda final oynayan ilk siyah futbolcu olmuştu.

Maçlarda kendisine muz kabuğu atılan futbolcu bunu kafaya takmamış, ırkçılık olarak görmemişti. O zamanların modası maalesef buydu (bugün hâlâ İngiltere’de ve başka yerlerde çimlerde muz kabuklarına rastlanıyor).

Muz atan ırkçılar 2018’in sonunda oynanan Kuzey Londra derbisinden… Tottenham taraftarı, Arsenalli Pierre-Emerick Aubameyang’a muz atıyor.

Irkçı tezahürata da yer yer maruz kalan siyah futbolcular dur durak bilmediler. Taraftar da artık kendi oyuncularına sahip çıkıyor, Premier Lig’de 1970’lerin sonunda siyah futbolcuların sayısı 50’ye yaklaşıyordu. Onlardan Viv Anderson, 29 Kasım 1978’de Çekoslovakya’ya karşı Wembley’de tarih yazmış, millî takımdaki ırk bariyeri böylece paramparça olmuştu.

Justin Fashanu: Siyah ve gay Futbol tarihinin eşcinsel olduğunu açıklayan ilk futbolcusu Justin Fashanu.
The Sun gazetesindeki haber.

1956’da Nottingham’da dünyaya gelen diyen sağ bek Anderson, doğduğu kentin takımında kendine yer bulmuştu. Brian Clough’un başa gelişiyle birlikte takımın vazgeçilmezlerinden biri olmuş; Nottingham Forest’in önce birinci kümeye terfi etmesinde, ertesi sene ise ligde şampiyonluğu kazanmasında önemli bir rol oynamıştı. Aynı ekip 1979’da Avrupa’nın zirvesine tırmanıyor, Anderson ve arkadaşları Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kaldırıyordu.

Anderson çabuktu, ileri çok hızlı çıkıyordu. İkili mücadelelerde sertti, yılmaz bir savaşçıydı. En beklenmedik anlarda sahne alıyor, fileleri havalandırıyordu. Daha sonra Arsenal’e transfer olan oyuncu, millî formayla ilk golünü de İstanbul’da bize atmıştı. 14 Kasım 1984’teki unutulmaz randevunun bilançosu bizim adımıza o kadar ağırdı ki… Üç yıl sonra bu sefer İngiltere’de aynı tarife yaşanıyor, 8-0’lık hezimet tekrarlanıyordu. Bobby Robson’ın talebeleri gözümüzün yaşına bakmamıştı!

Meşhur sağ bek, 0-8’lik hezimet İngiltere formasını A Milli Takım düzeyinde ilk giyen siyah futbolcu Viv Anderson… Meşhur sağ bek 14 Kasım 1984’te İnönü’deki 0-8’lik İngiltere mağlubiyetinde de Türk Milli Takım filelerini havalandırmıştı.

Millî takımda büyük organizasyonlarda genelde yedek kalan Anderson, Dünya Kupalarında da sahne alamamıştı. 1997’de Nottingham Forest tarihinin en iyi 11’ine yüzde 96 gibi inanılmaz bir oyla seçilen yıldız, şüphesiz İngiliz futbolunda çığır açmıştı.

1970’lerin sonunda West Bromwich Albion (WBA), üç siyah oyuncuyu aynı anda oynatarak dikkati çekmişti. Lakaplarını zamanın popüler Amerikalı müzik gruplarından The Three Degrees’den alan yıldızlar, önyargıların parçalanmasında önemli rol oynamıştı. Geçen Mayıs ayında heykelleri dikilen trio’nun hayattaki tek üyesi olan sağ bek Brendon Batson, başta Arsenal’de tutunamamış, Cambridge United’ta parladıktan sonra WBA’ya transfer edilmişti.

West Bromwich Albion’ın üç siyah yıldızı için dikilen heykel geçen Mayıs ayında açılmış, Three Degrees olarak bilinen trio’nun yaşayan tek üyesi Brendon Batson, kendisinin de bulunduğu heykelin yanında poz vermişti.

Madrid’in mütevazı ekiplerinden Rayo Vallecano’da oynarken, 1989’da elim bir trafik kazasında ölen Laurie Cunningham, 27 Nisan 1977’de İskoçya karşısında genç millî takım formasını giydiğinde tarih yazmıştı. A Takım düzeyinde olmasa da bir siyah sonunda o şerefe ulaşmıştı. Onun özgeçmişinde ayrıca Real Madrid’de oynayan ilk İngiliz de yazıyor.

Bu üçlünün en genci Cyrille Regis ise zamanın önemli golcülerinden biriydi. İngiliz Millî Takımı’nda oynayan üçüncü siyah olan forvete bir gün yollanan bir zarf, o günlerin ruhunu yansıtıyordu. İçinden bir kurşun, bir de “Wembley’e ayak basarsan, dizine bunlardan birini yersin” notu çıkmıştı. Aynı zamanda Avrupa şampiyonlukları da bulunan, Olimpiyat Oyunları’nda iki madalya kazanan unutulmaz atlet John Regis’in kuzeni de olan futbolcu, geçen yıl kalp krizinden hayatını kaybettiğinde 59 yaşındaydı.

West Bromwich’in unutulmaz üçlüsü İngiltere’de önyargıları parçalayan West Bromwich Albion’ın unutulmaz üçlüsü Laurie Cunningham, Cyrille Regis ve Brendon Batson.

Tacize kulak asmadı

Arka arkaya çıkan yetenekler arasında ilk süper yıldız şüphesiz John Barnes idi. 1963’te Jamaika’da doğan kanat oyuncusu, kariyerine Watford’da başlamış, Liverpool’da markalaşmıştı. Meşin yuvarlağın en çok yakıştığı futbolculardandı; zarafeti baletlerle kıyaslanırdı. İngiltere formasıyla 19 yaşındayken 1983’te tanışan yıldız, ertesi yıl Maracana’da döktürmüştü. Brezilya’da samba yapan İngilizler 2-0 kazanmış, o da muhteşem bir gole imza atmıştı. Kafile Heathrow’a ayak bastığında, ırkçılar havalimanında saf tutmuştu. Onlara göre skor 1-0’dı; “zenci”nin golü sayılmamalıydı. Yıllar sonra bu hadisenin esprisini yapan futbolcu, diğer golün de ortasını yaptığını hatırlatarak “o zaman skor 0-0 olmalıydı” diyecekti…

Barnes: Muzu topuklayan adam 1988’deki Mersey derbisinde Everton taraftarı John Barnes’a muz atmış, o ise zarif bir topuk hareketiyle muzu dışarı atmıştı. O anda bile zarafeti akıllara ziyandı.

Irkçı tacizlere kulak asmayan delikanlı yılmamış, çimlerde dansına devam etmişti. 1987’de Liverpool’a transfer olduğunda, kimi rakip taraftarlar onu “Afrika’ya dönmeye ve ağaçlarda sallanmaya” davet etmişti. Moralini bozmuyor, takımının Noel partisine Ku Klux Klan kostümüyle gelerek dalgasını geçiyordu. Kariyeri boyunca bu saldırılara kulağını tıkayan Barnes, 1988’de Everton’la oynadıkları derbide kendisine atılan muzu bir topuk hareketiyle uzaklaştırmıştı. O anda bile zarafeti akıllara ziyandı. Millî formayı 79 defa giyen efsane, hafızalarımıza kazınan 8-0’lık iki İngiltere faciasında da sahne almış, ikişer defa fileleri havalandırmıştı.

Pası Barnes’dan alıp noktalayalım. Sahi, bugüne kadar Premier Lig’de kaç siyah teknik direktör gördünüz? O kadar azlar ki…