Armand Duplantis sadece 20 yaşında! Bu süper atletin geçen Şubat’ta gerçekleştirdiği 6.18’lik dünya rekoru, atletizmin bu dalındaki “yükselme”nin son basamağı. Tabii şimdilik. Sıradışı bir yeteneğin çocukluktan başlayan serüveni ve ilk Olimpiyatlardan bu yana yüksek atlama branşında yaşanan mücadele…

İnsanın tutkularından biridir yükseklik. Birilerinin rüyası, başkalarının kabusudur. Yükseklik denince de şüphesiz atletizmin iki dalı canlanır zihnimizde: Biri, kişinin sadece kendi bedenini kullandığı yüksek atlama, öteki ise bir araç vasıtasıyla, sırıkla önce yerçekimine ardından rakiplerine meydan okuması… İnsanın uzun bir sopayla doğaya karşı mücadelesinden ilham almıştı sırıkla yüksek atlama. Dereler, bataklıklar veya kanalların aşılması için kullanılan tahta veya sırıklar, bir anlamda bu dalı doğurmuştu.

Sırığın altın çocuğu Bir hafta arayla 6.17 ve 6.18’lik iki dünya rekoruna imza atan Armand Duplantis, İtalyanca “dünya” anlamına gelen “Mondo” lakabını sonuna kadar hak ediyor.

Bugünlerde ise, dünya rekorlarını santim santim geliştiren Sergey Bubka’dan bayrağı devralan Renaud Lavillenie’nin derecesi artık geliştirilemez derken, 20 yaşındaki bir delikanlının bir hafta arayla başardıkları tüm dünyayı heyecanlandırıyor. Yıllardır atletizm dünyasının heyecanla beklediği harika çocuk Armand Duplantis, 8 Şubat’ta Polonya’nın Torun kentinde 6.17 metre atlayarak dünya rekorunu kırdı. Tam ne başardığını yeni idrak ediyorduk ki bir hafta sonra çıta 6.18’deydi. Annesinin ülkesi olan İsveç’i temsil eden “Mondo” yine manşetti!

10 Kasım 1999’da dünyaya gelen atlet, sporcu bir aileden geliyor. Antrenörlüğünü de yapan babası Greg, kariyerinde daha önce 5.80 gören bir sırıkla yüksek atlamacıydı. Annesi Helena eski bir heptatlet ve voleybolcu. ABD’nin Louisiana eyaletinde doğan delikanlının abilerinden Andreas, İsveç’i Dünya Gençler Şampiyonası’nda sırıkla yüksek atlamada temsil ederken, Antoine üniversitede beyzbola devam ediyordu. Babasının etkisiyle henüz 3 yaşında sırıkla tanışan ufaklık, 7 yaşında kendi yaş grubunun dünya rekorunu kırıyordu. Ertesi sene 8, sonraki yıl da 9 yaşın en iyi derecelerine imza atan çocuk dur durak bilmiyordu. Çıta onun için devamlı yükselirken, o akranlarına fark atıyordu. Kızkardeşi Johanna da kendi yaş grubunda benzer işlere imza atıyordu. Duplantis’ler sanki çocuklarına birer proje gibi bakıyordu.

Armand, 7-13 yaş arası her yaş grubunun da en iyi derecelerine imza attı. Arkadaşları ona İtalyanca “dünya” demek olan “mondo” diye sesleniyordu. Dünya rekorlarıyla dalga geçen bir ufaklığa bundan daha iyi lakap bulunamazdı. Armand’ın gelişimi inanılmazdı. Her zaman akranlarından daha iyi olan delikanlı, 2016’da 5.45 atlamış, iki yıl sonra bu derecesini 60 santimetre geliştirmişti. 6 metre barajını geçerek Avrupa şampiyonu olduğunda henüz 18’indeydi.

Geçen yıl Dünya Şampiyonası’nda gümüşte kalan sporcu, 2020’ye muhteşem girdi. Torun’da kırdığı dünya rekorunu annesine sarılarak kutlayan atlet, bir hafta sonra da Glasgow’da 6.18’e imza attı. Müsaadenizle biraz geçmişe dönmeli, Duplantis sayesinde tüm dünyada ilgiyle izlenmeye başlanan dalı biraz anlatmalı…

Sırığın büyüsü

Sırıkla yüksek atlama, aslında insanlığın gelişimini de özetliyor da olsa gerek. 19. yüzyılda ahşap sırıklarla başlayan bu dalda, sporcuların kullandığı atlama sırığının materyali giderek daha yükseğe çıkılmasını sağladı. Ceviz ağacı, bambu, metal, derken fiberglas, tıkanan branşta çağ atlanmasına neden oldu. Günümüzde atletler yaklaşık 5 metre uzunluğunda, 2 kilogram ağırlığında cam elyaflı fiberglas sırıklar kullanıyorlar. Son yıllarda karbon fiber yardımıyla sırıkların ağırlığı da azaltılıyor. 

Dostluk mu madalya mı? 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nda Amerikalı Earle Meadows altın alırken, törene damgasını vuran iki Japon atletin dostluğu oldu. Birbirleriyle rekabet etmeyi reddedip ikinciliği paylaşmak isteyen atletlerin talebi komite tarafından reddedildi, ama onlar evlerine döndüklerinde madalyalarını ortadan ikiye bölüp birleştirerek yarısı gümüş, yarısı bronz dostluk madalyaları yaptılar.

1896’daki ilk modern Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanan Amerikalı atlet William Hoyt’un derecesi sadece 3.30’du. Belki bugünkü derecelere kıyasla çok yükseğe çıkamamış, ancak bir gelenek başlatmıştı. ABD dışında bir ülkeden olimpiyat şampiyonu görmemiz içinse 1972’yi beklememiz gerekecekti. Uluslararası Atletizm Federasyonu (IAAF), bir dünya rekorunu ilk olarak 1912’de tanıdı. Amerikalı Marc Wright’ın derecesi 4.02’ydi.

1. Dünya Savaşı sonrasındaysa insan hep daha yükseğe çıktı. Norveçli Charles Hoff 4.12 ile tarih yazmaya başladı, 1925’te 4.25’e kadar yükseldi. Berlin’de düzenlenen 1936 Yaz Oyunları’nda zafere ulaşan Earle Meadows’un altına uçuşu ise Leni Riefenstahl’in başyapıtı “Olympia” filminde ölümsüzleşti. Onun 4.54’lik dünya rekorunu 1940’ta 4.60’a çeken Cornelius Warmerdam, iki yıl içinde 4.77’ye çıktı. 5 senede dünya rekorunu 23 santimetre geliştiren Hollanda asıllı atletin en iyi derecesi, 1960’ta bile olimpiyatta altın kazandırıyordu. Fakat 2. Dünya Savaşı yüzünden hiç sahne alamayan zamanının en iyi sırıkla yüksek atlamacısının kariyeri, madalya bakımından pek sıradan kaldı.

Fiberglas mucizesi

Olimpiyat tarihinde ilk kez 1956 Melbourne Yaz Oyunları’nda kullanılan fiberglas sırık, Yunanistan’dan adı hiç duyulmamış Georgios Roubanis’e üçüncülük getirmişti. Don Bragg dört yıl sonra alüminyum sırıkla altına ulaşmış, seremoniye Tarzan çığlığıyla damgasını vurmuştu. Çok da şaşırmamalı, çünkü Amerikalı sporcunun en büyük hayali sinemada ormanların kralını canlandırmaktı. Life dergisi onun bu hayalini bir anlamda gerçekleştirmiş, onu böyle haberleştirmişti. Yalnız alüminyum sırığın bir tehlikesi vardı; elektrik çarpabiliyordu. Onun son büyük temsilcisi kabul edilen Bragg de bu yüzden ölümden dönmüştü. Kadınlarda bu branş çok geç tanındığından, önceki dünya rekorları resmî olarak kabul edilmemişti. “Tarzan”ın kızkardeşi Diane Bragg de yıllarca elde edilmiş en iyi dereceyi elinde tutmuştu.

İlk defa 5 metre barajını aşan Brian Sternberg.

Fiberglas modasını başlatan aslen Almanya’da Hans Feigenbaum adıyla doğan John Uelses idi. Annesi tarafından Miami’deki akrabalarının yanına yollanan 12 yaşındaki çocuk, kısa bir süre sonra bu dalla tanışmıştı… Uelses, 1962’de dünya rekorunu altı santimetre geliştirerek 4.89’a çekmişti. Aynı yıl çok pahalı olduğu için IAAF tarafından yasaklanması gündeme gelen fiberglas sırıklar, sonradan tanınmış ve hızla geliştirilmeye başlanmıştı. Sonrası bildiğiniz tufandı!

5 metre barajı 1963’te Brian Sternberg tarafından yıkıldı. Aynı sene dünya rekoru 20 santimetre gelişecekti. Hakikaten dereceler uçuşa geçmiş; sekiz senede insan 60 santimetre yükselmişti!

İki kutuplu dünyayı sırıkla aşmak…

İngiltere, İtalya ve Fransa dışındaki Batı ülkelerinin boykot ettiği 1980 Moskova Olimpiyat Oyunları’na Doğu Bloku ülkeleri damgasını vurmuştu. Hakim kanı, onların tek yumruk olduğu şeklindeydi. Ancak sırıkla yüksek atlama, iki kutuplu dünyanın sonuna gelindiğini gösteriyordu. 30 Temmuz’daki müsabakalarda Rus Konstantin Volkov ile Polonyalı Wladyslaw Kozakiewicz’in pistteki düellosu tribünleri dolduran binlerce insanın nefesini kesmişti. İzleyiciler Sovyet sporcunun başarısı için elinden geleni ardına koymuyor, hatta Polonyalı’yı yuhalıyorlardı. Buna rağmen 5.78’le dünya rekoru kırarak altına ulaşan Kozakiewicz yarışmanın sonunda duygularına hakim olamayıp tribünlere hareket çekmişti! Yayını Sovyet Devlet Televizyonu sayesinde alanlar bu kareyi göremezken, Batı’da olay naklen izlenmişti.

Dört yıl sonra Los Angeles’ta düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nı bu sefer Doğu Bloku ülkeleri boykot etmiş, kendi organizasyonlarının peşine düşmüşlerdi. Dolayısıyla “dostluk oyunları” yapılıyordu. Dört yıl önce manşetleri süslediği Moskova’da bu sefer piste gönülsüzce ayak basan Polonyalı atletin 5.40 atladıktan sonra sakatlığını öne sürerek yarışmadan çekilmesi adeta bardağı taşıran son damla oldu. Federasyon, sporcusunu müsabakalardan men etti. Ertesi yıl Federal Almanya’ya iltica eden Kozakiewicz, 1986’da Alman vatandaşlığı aldı. 1988 Seul Olimpiyat Oyunları için gereken dereceyi elde etse de Polonya yarışmasına izin vermedi. 

Aslında Kozakiewicz bir haberciydi. Onun Moskova’daki isyanından bir ay kadar sonra Gdansk Tersanesi işçileri arasında Lech Walesa başkanlığında kurulan Solidarnosc (Bağımsız Özyönetimli Dayanışma Sendikası), Polonya’daki rejimin değişmesinde önemli rol oynayacaktı. 

Sırıkta soğuk savaş
1980 Olimpiyat Oyunları’nda Sovyet izleyicilerin yuhalamalarına rağmen altına ulaşan Wladyslaw Kozakiewicz, kendini tutamayıp tribünlere hareket çekmişti.

Bubka efsanesi

Thierry Vigneron ile Sergey Bubka arasındaki rekabet, çıtayı devamlı yükseltmişti. İlk 5.83’ü Fransız atlet Vigneron geçmiş, sonradan bu branşın gelmiş geçmiş en büyük sporcusu olan Bubka  6.15’e kadar tırmanmıştı. 17’si pist, 18’i salonda olmak üzere toplam 35 dünya rekoruna imza atan efsanevi atlet, kaderin cilvesi sonucu 6 metre barajını da ezeli rakibinin doğduğu topraklarda 1985’de geçmişti. 

1988 Seul Yaz Oyunları’nda Sovyetler Birliği’nin millî marşını herkese dinlettiren Bubka, tarihe geçen derecelerinin çoğuna da aynı bayrak altında yarışırken imza atmıştı. 1991’in sonunda Sovyetler Birliği resmen dağılıyor, sırıkla yüksek atlamanın bir numarası Ukrayna için ter döküyordu. Kimbilir her rekoru için sponsorundan prim almasa, belki de çıtayı santim santim yükseltmeyecek; çok daha yükseğe çıkacaktı. Sırıkla yüksek atlamayı milyonlara sevdiren atlet, doğduğu Donetsk’te kendi dünya rekorunun tarihe gömülüşünü tribünden izlemişti. 15 Şubat 2014’te 6.16 atlayan Lavillenie’yi ilk kutlayanın Bubka olması pek manidardı. 

Sırıkla atlamanın en büyük efsanesi kabul edilen Bubka, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ukrayna için mücadele etti.

“6 metre kulübü”nün bugüne kadar 24 üyesi oldu. Son olimpiyat oyunlarında Lavillenie gümüşte kalırken, kendi topraklarında 6.03’le altına uçan Thiago Braz da Silva 23’ündeydi. Mondo’yu son Dünya Şampiyonası’nda geride bırakan Amerikalı Sam Kendricks, geçen yıl 6.06’a çıkmayı başarmıştı. İkisinin rekabeti sporseverlerin yüzünü daha da güldüreceğe benziyor.

6.19’u birkaç kez deneyen harika çocuk Duplantis, şimdilik buraya takılmış durumda. Lavillenie en iyi derecesini 27, Bubka ise 29’unda elde etmişti. Duplantis’in ise henüz 20’sinde dünya rekorunu kırdığı düşünülünce, çıtayı daha ne kadar yukarı çekebileceği atletizm meftunlarının nefesini kesiyor. Olimpiyat Oyunları’nın mottosundaki “altius” (daha yüksek) sanki onunla vücut buluyor.

RUHAN IŞIN

20 yıldır kırılamayan Türkiye rekoru: 5.70

Erkeklerde sırıkla atlama Türkiye rekoru 20 yıldır kırılamıyor. 2000’de 5.70’e imzasını atan Ruhan Işım’ın derecesine senelerdir yan gözle bile bakılamadı. 90’larda atletizmimizin altın çocuğu olarak adlandırılan sporcu, ayrıca 110 metre engellide uzun süre ülkenin en hızlısıydı. Onun bir zamanlar 14.05 ile kırdığı 110 metre Türkiye rekoru, artık 13.91’le Mikdat Sevler’e ait. Hem sırıkla yüksek atlamada hem de 110 metre engellide üçer defa Türkiye şampiyonu olan Işım’ın 5.70’inin ne zaman kırılacağı merak konusu.

Kadınlarda ise elde edilen en iyi derece sadece 4.40. Geçen yıl Türkiye rekorunu kıran 25 yaşındaki Buse Arıkazan’la ondan iki yaş küçük Demet Parlak’ın rekabeti, bu dal için yakın gelecekteki beklentilerimizin yükselmesine neden oluyor.