Aralık ayının son günlerine doğru, bir defa daha tarihten çıkıp bugünün gerçekleriyle çarpıldık. Seçim sath-ı mâiline doğru yükselen-yükseltilen siyasi tansiyon, bu defa da Metin Akpınar ile Müjdat Gezen’in sabahın erken saatinde savcılık tarafından ifadeye çağrılmasıyla “hiper” seviyelere çıktı.

Aktörüne, sanatçısına, edebiyatçısına değer vermeyen, sahip çıkmayan devlet, devlet olma özelliğini yitirir. Emirle harekete geçen hukuk, Emirlik denilen ülkelerde olur; yani olmaz. Türk milleti, farklılıkların zenginliğiyle hemhal olmuş, varolmuş bir millet. Saygısızlık-sevgisizlik, zaten insanı aşağı düşürür. Hedef göstermek, ayrıştırmak, ayrışmaları körüklemek… Bunlar bizleri de ülkeyi de daha ileri taşımak yerine, felaketlere davetiye çıkaran tutumlar. Yakın-uzak tarihimiz maalesef bunlarla dolu. Osmanlı Devleti fethettiği topraklarda, gayrimüslimlere gösterdiği insanlığı, insicamı; kendi doğduğu Anadolu coğrafyasına çok görmüş. Batılıdan gelen hakarete, saldırıya karşı durmuş, bâtıla haddini bildirmiş ama; yine Batılıdan gelen övgü ve teveccüh karşısında gevşeyip pohpoh (!) olmuş.

Ülkemizdeki ayrışmadan medet umanlar, bunun nasıl bir karanlığa dönüşebileceğini, çoluklarının çocuklarının nasıl bir geleceksizliğe doğru gittiğini göremeyecek kadar şimdiki zamanın kulu-kölesi olmuştur. “Kendini bulamamış” cumhuriyet aydınını yerin dibine batıranlar, aynı topraktan bir alternatif kültür çıkaramayacak ölçüde cehalet batağına saplanmıştır. Reaksiyondan başka hiçbirşey üretemeyen, sonuçta kendini paralar-bitirir. Sonuçta, bizde hep sıklıkla dile getirilen “bizde demokrasi kültürü yok” cümlesini bu bakımdan ele almak gerekir. Doğrusu, “kültür olmadığı için, demokrasi zaten yetişemez”dir.

Cumhuriyet döneminde, özgün ve kaliteli eserleriyle dünyamızı zenginleştiren aydınlar da çıktı. Ama bunların da bilerek kıymetleri bilinmedi; hapislerde süründürüldüler veya unutulmuşluğa terkedildiler. Bunların başında şüphesiz Nâzım Hikmet gelmektedir. Bu sayımızda da bilinmeyen şiirleriyle kapağa taşıdığımız Nâzım Hikmet, asırlarca yaşayacak.

Peki biz nasıl yaşayacağız?

“Kendini bulamamışların sadece cumhuriyet rejimi ve cumhuriyet aydını olmadığını anladığımız, bu tespit ve otokritik üzerinde uzlaştığımız zaman ülkemizin bir şansı olabilir… Elitlerden nefret edenler, kendi camialarındaki kültürsüzlük içerisinde biten ve giderek her tarafı kaplamaya başlayan yabani otlarla mı beslenecek?” diye yazmıştım beş sene önce. Rövanşist ve otoriter yaklaşımlar, ülkemizi de insanımızı da mutluluğa, refaha taşıyamaz.

2019’da umuda, kardeşliğe ihtiyacımız var.