Amasya şehir merkezine 25 kilometre mesafedeki ve tarihi MÖ 450’ye kadar uzanan antik yerleşimde sürdürülen kazılarda, bu yıl da “Kurban Kültü” ve “Ateş Kültü”ne dair dinsel pratikleri gösteren yeni kanıtlara ulaşıldı. Erken Zerdüşt Dini’ne ilişkin buluntular, buradaki ateşin “Sonsuz Ateş” olarak hemen hemen sürekli yandığını, insan ve köpek dışındaki canlıların kurban edildiğini kanıtlar nitelikte.  

 Oluz Höyük, Kuzey-Orta Anadolu’nun önemli Demir Çağı yerleşmelerinden biri. Amasya kent merkezinin 25 km. güneybatısında yer alan bu çok önemli antik yerleşmenin Anadolu arkeolojisine katkıları, kültürel-tarihsel-askerî boyutun yanısıra dinsel bir boyut da kazanmaya başlamıştır. 2B Mimari Tabakası (MÖ 450-300) ve 2A Mimari Tabakası’nda (MÖ 300- 200) açığa çıkarılan birtakım kalıntılar ile küçük buluntular, bilinmeyenlerin bilinenlerden çok daha fazla olduğu “Zerdüşt Dini” ile “Ateş Kültü”nün erken dönemlerinin anlaşılması noktasında çok önemli bilgiler sunmaktadır. 

Oluz Höyük’e yaklaşık olarak MÖ 450’de Pers kökenli Akhaimenid bir zümrenin yerleşmiş olduğu; mimarideki köklü değişim ile taşınabilir maddi kültür bulgularının işaret ettiği üzere, kültürdeki yeniliklerden anlaşılmaktadır. Anadolu’yu MÖ 550’den MÖ 330’a kadar 220 yıl boyunca merkezden atadıkları satraplarla yöneten Perslerin, Orta Anadolu’da Amasya coğrafyasının dahil olduğu Kappadokia (Katpatuka) Satraplığı’na büyük önem vermiş oldukları bilinmektedir. Perslerin bu Akhaimenid İmparatorluğu Dönemi’nde Erken Zerdüşt Dini’nin temel pratiğini oluşturacak olan Ateş Kültü inancını da yanlarında Oluz Höyük’e taşımış oldukları, sistematik arkeolojik kazılar sonunda günışığına çıkarılan bulgular ile desteklenmektedir. 

Peçeli kurban ayini 1910’da Manyas Gölü kıyısındaki Daskyleion’da (Hisartepe) bulunan bu kabartmadaki iki kişi, kurban ettikleri boğa ve koyun kafaları ile betimlenmiş. Zerdüşt geleneklerine uygun giyinmiş bu şahısların yüzlerindeki peçeyi, kurbanı nefesleriyle kirletmemek için taktıkları düşünülüyor. 

Oluz Höyük bulguları, Anadolu’nun bu yeni dininde heykel ve sunağın olmadığına, görsel ifadelerin yüceltilmesi ya da bunlara saygı duyulması noktasında muhalif bir düşünce ve eylem bulunduğuna işaret etmektedir. Görsel ifadelerin yerini ateşin aldığı, belki ateşin bir “kıble” olarak kullanıldığı bu yeni dinin bulguları Oluz Höyük’te açığa çıkmaya devam etmektedir. Dönem olarak Klasik Çağ’ın sonları ile Erken Hellenistik Dönem’e denk gelen bu dönemde (MÖ 450-300), eski Yunan’ın pagan dinine ve kültürüne ait Tanrı-Tanrıça figürlü eserlerin bugüne değin ele geçmemiş olması; Oluz Höyük’te ateşin merkezde olduğu Erken Zerdüşt Dini yaşamında katı bir figür yasağı yani “anikonizm” bulunduğunu göstermektedir. 

Oluz Höyük’teki kazılar, dinsel yaşamda Ateş Kültü’nün çok önemli bir yere sahip olduğuna inanmamız için yeterince kanıt sağlamaktadır. Pers Yolu’nun güneyindeki kazılar, bu alana bir Ateşgede inşa edilmiş olduğunu da göstermiştir. Oluz Höyük Ateşgedesi MÖ 450 yıllarında inşa edilmişti ve en azından MÖ 300-250 yıllarına kadar ayakta kalmıştı. 

Kurban kanları için bir kanal  Oluz Höyük Ateşgedesi’nde bulunan gideri iri bir taşla kapatılmış 1 metrelik kanalın ağız kısmında bulunan hayvan kemikleri, kanalın kurban kanlarının yönlendirilmesi için yapıldığına işaret ediyor. 

Anadolu’nun bu en eski Ateşgedesi, toprak üzerine oturtulmuş 1.60 m. çapında bir ateş çukuru ile bunu çevreleyen küçük bir “sella”yı barındırmaktaydı. Ateşgedenin batısı ile kuzeybatısında buraya ulaşan özel yollar ile platformların bulunduğu bir Kutsal Alan vardı. “Kutsal Ateş Çukuru”nu oluşturan taş sırasındaki özel taşlar üzerindeki duman artıklarının kalıntıları ile çukurun içi ve çevresindeki kül ve karbonların varlığı, buradaki ateşin “Sonsuz Ateş” olarak hemen hemen sürekli yandığını kanıtlar niteliktedir. Bu bağlamda bugüne değin arkeologlar ve dilbilimcilerin Ateş Kültü’nün varlığına dair problemleri üzerine yaptıkları teorik tartışmaların temellerini veren arkeolojik doğruları en sonunda bulmuş gibi görünüyoruz. 

Amasya’da bir Demir Çağı yerleşmesi  Amasya kent merkezinin 25 km. güneybatısında yer alan Oluz Höyük, neredeyse 2500 yıla uzanan tarihiyle Kuzey-Orta Anadolu’nun en önemli Demir Çağı yerleşmelerinden biri. 

MÖ 5. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş olan Oluz Höyük Ateşgedesi basit mimarisi ile dikkati çekicidir. Taş döşeme yolların ulaştığı dikdörtgen bir mekan içinde çevresi taşlarla sınırlandırılmış yuvarlak planlı bir ateş çukurundan oluşan Ateşgede’nin üstü çok büyük bir olasılıkla açıktı. Bu özellikleri ve batı bitişiğinde yer alan Erken Zerdüşt Dini Kutsal Alanı ile birlikte düşünüldüğünde Anadolu’nun belki de Önasya’nın en eski Ateş Tapınağı durumunda olan Oluz Höyük Ateşgedesi’nin, Hellenistik ve Roma dönemlerindeki ateş tapınakları için öncü rol oynamış olduğu düşünülebilir. 

Oluz Höyük Ateşgedesi ve Erken Zerdüşt Dini Kutsal Alanı henüz tümüyle açığa çıkarılmış değildir. 2020 dönemi çalışmalarında Ateşgede’nin güneyinde yaptığımız genişleme ve derinleşmeler sonucunda çok önemli arkeolojik bulgulara ulaşılmıştır. Sözkonusu alanda ortaya çıkarılan bir kanal kalıntısı çok dikkati çekicidir. Yaklaşık 1 metre uzunluğundaki kanalın ters durumda yerleştirilmiş bir “kalipter” (kambur kiremit) ile taşlardan oluşturulmuş olduğu gözlenmektedir. Kanalın girişindeki toprak birikintisi içinde bulunan bazı hayvan kemik parçaları ile Ateşgede’ye olan yakın konumu burasının özel bir işleve sahip olduğuna işaret etmektedir. Gideri iri bir taşla kapatılmış olan kanalın çok büyük olasılıkla kutsal ateşin yanında gerçekleştirilen kurban ritüelleri ile bir ilgisi bulunmaktadır. Oluz Höyük arkeozooloji uzmanı Prof. Dr. Vedat Onar tarafından kanalın ağız kısmında bulunan hayvan kemikleri üzerinde yapılan incelemeler sonucunda, bunların genç bir sığıra ait olduğu ve satır marifetiyle parçalandıkları anlaşılmıştır. 

Bu bağlamda Ateşgede’nin hemen güneyinde yer alan kanal, tartışmaya yer bırakmayacak biçimde Kurban Kültü’nün Ateş Kültü ile birlikte icra edilen dinsel bir pratik olduğuna işaret etmektedir. Bu özel kanalın değişik yapısı ve giderinin kapatılmış olması, burasının esas işlevinin kurbandan akan kanların yönlendirildiği ve biriktirildiği bir alan olduğunu göstermektedir. 

Oluz Höyük’te geçmiş yıllarda yapılan kazılarda, Erken Zerdüşt Dini’nin pratikleri içinde hayvan kurbanları olduğuna dair bulgular açığa çıkarılmıştı. Kurban çukurlarında bulunan sığır, eşek ve domuz kafatasları, kurban edilen hayvanlarda tekdüzelik yerine çeşitlilik olduğunu göstermektedir. Herodotos’un, Persler’in sığır (öküz) ve eşek yediklerine dair aktardığı bilgiler, kurbanların Akhaimenidlerle olan ilişkileri hakkında şüpheye yer bırakmamaktadır. 

Herodotos ayrıca, Ateş Kültü rahiplerinin (Mog, Magus) insan ve köpek dışında her canlıyı öldürebileceklerini aktarmaktadır. Bu bilgi, köpeğin kurban hayvanları içinde yer almadığına işaret etmektedir. 1910’da Manyas Gölü kıyısındaki Daskyleion’da (Hisartepe) bulunmuş bir kabartmada, ellerinde kurban aletleri bulunan iki şahıs, önlerindeki sunak üzerinde kurban etmiş oldukları boğa ve koyunun kafaları ile betimlenmiştir. Bu kabartma bir kurban ayinine ait olmalıdır. Ağızları bir peçe ile örtülü kişilerin Zerdüşt geleneklerine uygun giyinmiş oldukları gözlenmektedir. Bu durum, kurbanların insan nefesi ile kirlenmemesi için bir önlem olmalıdır. Şahısların sol ellerinde dibe doğru daralan silindirik aletlerin kurban işlevi ile ilgili oldukları anlaşılmaktadır (hayvanların tokmak benzeri ahşap aletlerle dövülerek öldürülmüş olmaları çok muhtemeldir). 

Sade bir mimari  MÖ 5. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş olan Oluz Höyük Ateşgedesi’nin basit mimarisi dikkat çekici. Taş döşeme yolların ulaştığı dikdörtgen bir mekan içinde çevresi taşlarla sınırlandırılmış yuvarlak planlı bir ateş çukurundan oluşan Ateşgede’nin üstü çok büyük bir olasılıkla açıktı. 

Daskyleion kabartmasının sol üst köşesinde betimlenmiş nesnenin ise bir ateş sunağı olduğu görülmektedir. Bu bağlamda kurban törenlerinin Ateş Kültü ile ilişkili olduğunu düşünebiliriz. Oluz Höyük’te Ateşgede’nin yanıbaşında açığa çıkarılan kurban kanalı, Pers betimleme sanatında anlatılmak istenen bir ritüeli arkeolojik olarak kanıtlamış bulunmaktadır. 

Arkeolojik çalışmalar, Oluz Höyük’te ateşe tapan ya da saygı duyan, Arkaik Monoteizm inancına sahip, tanrı figürlerini önemsemeyen ya da kabul etmeyen bir toplumun varlığını kanıtlamış bulunuyor. MÖ 450- 300 arasında Ateşgede, Kutsal Alan ve bunlara ulaşımı sağlayan bir yol (Pers Yolu) ile Apadana inşa eden bu insanların Pers kökenli oldukları ve Erken Zerdüşt Dini’nin ilk toplumlarından birini oluşturdukları anlaşılıyor. 

Zerdüşt Dini’nin tarihsel gelişimi incelendiğinde, erken dönemde (MÖ 5. yüzyıl) açık havada yanan ve korunan ateşin ve bunun yanında icra edilen Kurban Kültü’nün, Oluz Höyük’te kurumsallaşmaya başlayan yeni bir dinin temel pratikleri olduğu gözlenmektedir.