Villa ve Zapata’dan 100 yıl sonra Meksika’da ‘sol’ iktidar

“Yoksullar için ve yolsuzluğa karşı” yeni iktidar partisinin kazandığı seçimler sırasında 145 aday veya siyasetçi katledildi. Ülkedeki uyuşturucu savaşında, sadece geçen sene 25 bin insan öldürüldü. Bu ortamda Andrés Manuel López Obrador liderliğindeki MORENA partisi, son seçimlerde yaklaşık bir asırdır devam eden muhafazakar yönetime son verdi. Yeni iktidarı hem patronlar hem sendikacılar hem solcular hem de sağcılar destekliyor.

Geçen yüzyılın başında siyaset erbabı olmayan iki köylü devrimcinin damgasını vurduğu Meksika Devrimi, romanları, filmleri, hikayeleriyle tükenmeyen bir efsane yaratmıştır.

Efsane isimler Meksika köylü devriminin önde gelen liderleri Tomas Urbina, Pancho Villa ve Emiliano Zapata, 1915.

1 Temmuz 2018’de yapılan seçimlerle, bu devrimin önderlerinin katledilmesinden beri, yaklaşık 100 yıldır sürdürülen bir rejim yoğun bakıma alındı.

Devrimin mirasına konan PRI’nin (Kurumsal Devrimci Parti) mutlak egemenliği 1920’li yıllardan 2000’e kadar sürmüştü. 21. yüzyıl ise PRI’nin PAN (Ulusal Eylem Partisi) ile  iktidarı paylaşmasına sahne oldu.

Geleneksel muhafazakâr parti PAN 1930’lu yıllarda Lazarro Cardenas başkanlığındaki ekonomik büyüme döneminde kuruldu ve son 30 yılda PRI ile hem hasım hem yakın ilişki içinde oldu. PRI ve PAN arasındaki siyasi hısımlık “PRİAN” diye de özetlenmekte. 2000’de Coca Cola yöneticisi Vicente Fox ve ardından Felipe Calderõn PAN’dan başkan oldu.

Meksika seçimlerinde devlet eliyle hile olağan sayılır. 1988’de Lazaro Cardenas’ın oğlu Cuauhtémaoc Cárdenas (PRD) ve 2006’da Andrés Manuel López Obrador açıkça mafyanın seçim hilelerine kurban oldular. Mevcut başkan Enrique Peña Nieto ve çevresi bu seçimlerde de 250 dolara oy satın alarak Obrador’un yolunu kesmeye çalıştıysa da bu kez artık çürümüş rejimin düşüşünü engelleyemediler. Halkın %60’ının uyuşturucu kaçakçılığı ve rüşvete batmanın, cinayetlerin, şiddetin, tek kelimeyle kokuşmuş rejimin sorumlusu olarak gördüğü Peña, Latin Amerika’nın en az popüler yöneticisiydi.

En büyük seçim

30 Mart’ta başlayıp 1 Temmuz’da sona eren Meksika seçimleri, altı yıllığına tam yetki ile seçilen ve “seçilmiş diktatör” diye de nitelenen başkanın yanısıra 500 milletvekili, 128 senatör, 8 eyalet valisi; başlı başına bir memleket olan Mexico belediye başkanlığı dahil 2800 yerel yetkiliyi belirleyen tarihin belki de en büyük oylamasına sahne oldu. Ancak bu bir seçim olmanın ötesinde 2000 yılına kadar iktidarı elinde tutan ve Meksika Devrimi’nin prestijini gasp eden PRI (ve ardın- dan gelen PAN’ın) şahsındaki rejimin de sonu anlamına geliyor. İlki kendini bir merkez, ikincisi sağ parti olarak tanımlarken, benzer toplum- sal-siyasal politikalarla Meksika’da bugünkü olumsuzlukların sorumlusu olarak ortaya çıktılar.

Obrador %53.19 gibi diğer rakiplerinin toplamından fazla oy almakla kalmadı, hem senato hem mecliste çoğunluğu elde etmesinin yanı sıra eyalet yönetimlerinin de büyük kısmını kazandı. Ülkenin dörte birini barındıran Mexico’yu ilk kez bir kadın aday kazandı. Meksika gibi “maço” bir ülkede 17 kişilik kabinesinde çoğu üniversiteli sekiz kadının bulunması da ülkenin siyasal hayatında bir ilk.

Zafer kutlaması Andrés Manuel López Obrador seçim gecesi 1 Temmuz’da, taraftarlarıyla zaferi kutluyor.

Obrador, milliyetçilikle popülizmi 70 yıl boyunca harmanlayan devlet partisinden 1983’de ayrılmış, efsanevi başkan Lazaro Cárdenas’ın oğlu Cuauhtémaoc Cárdenas’ın kurduğu sol muhalefet partisine (PRD) katılmış, 2012’de oradan da ayrılmıştı. Meksika belediye başkanlığı döneminde (2000-2005) banka ve işletmelerle birlikte kentin altyapısını ve tarihî merkezini yeniden yapılandırdı. Bu dönemde geleneksel sendikalarla çalışmaya devam etti; ancak ayrılırken popülaritesi çok yüksekti.

2014’te kurduğu MORENA partisi, yaş, cinsiyet, sınıf ve etnik aidiyet ayrımcılığı yapmadan, ekoloji ve kültüre ekonomi kadar önem veren ilkeler bildirgesi ile genel olarak “solda” kabul ediliyor. Obrador kendi tabiriyle “mafya iktidarı”na karşı yorulmak bilmez bir biçimde bütün ülkeyi karış karış dolaştı. Ülkenin yoksulları arasında sağlam bir taban oluşturmakla birlikteü, iş çevreleriyle de ilişkiye geçmeye çalıştı. Bu çevreler, artık PAN ve PRI adaylarının kazanamayacağı kesinlik kazanınca Obrador’u muhatap aldılar.

Kimisi Obrador’u Amerikan seçimlerinde Hillary Clinton’a karşı mücadele eden demokrat Berni Sanders’e benzetiyor. Hasımları onu Venezüela’daki rejimle özdeşleştiriyor; Fransa’daki Mélanchon da onu kendine yakın buluyor.

‘Ya Basta’ yetmedi Ulusal Yerliler Kongresi ve Zapatistalar tarafından desteklenen Maria de Jesus Patricio (Marichuy) seçimleri kazanamadı ama, yerli davasına medyatik bir görünürlük kazandırdı.

Obrador PRD saflarında siyaset yaptığında, Cardenas’ın temsil ettiği “ekonomik milliyetçilik”e yakındı: Kuzey Amerika ile ilişkileri yeniden ele almak, kamucu bir yaklaşımla küçük üreticileri ve çalışanları gözetmek, zenginliğin daha eşitlikçi dağılımını sağlamak… Ancak başkanlık seçimlerindeki başarısızlıklardan sonra PRD tüm bu pozisyonlardan çekilmişti.

Yolsuzluk ve şiddet

Meksika’nın şüphesiz en önemli sorunu, son 12 yılda yaklaşık 250 bin kişinin öldüğü ve 35 bin kişinin kaybolduğu uyuşturucu kaçakçılığına karşı mücadele. Bu arenadaki şiddet, artık dayanılmaz bir düzeye çıkmış durumda. Organize suçlara yönelik olduğu iddia edilen ancak halka karşı, insan haklarını hiçe sayan bir kirli savaşa dönüşen karşı önlemler sırasında, sadece 2017’de 25 bin kişi öldürüldü! Seçimler de buna paralel bir şekilde tarihin en kanlı seçimi olarak cereyan etti: 145 aday veya siyasetçi katledildi.

Dünyanın en eşitsiz ve kokuşmuş ülkelerinden biri olan Meksika’da yurttaşların yarısı, firmaların üçte biri memurlara rüşvet verdiklerini belirtiyor. Son başkanın yakınları da dahil olmak üzere kimi ileri gelen siyasetçiler rüşvet amaktan mahkûm olmuş durumda. Dünya Bankası 2015’te millî gelirin % 9’u oranında bir rüşvetten sözediyor.

Öte yandan yoksulluk ve aşırı yoksulluk düzeyinde yaşayanların sayısı 50 milyon. 16 milyon Meksikalı ABD’de ekmeğini ararken göçmen sorunu hem ABD ile ilişkileri son derece geriyor hem de göçmenlerin karteller tarafından kullanılması ile çok ciddi bir insanlık sorunu yaşanıyor.

Bilimkurgu değil Meksika tipi sefalet Mexico Şehri’nde Netzahualcoytol olarak anılan taş bloklar, kentli yoksulluğun bir simgesi. Ülkede 50 milyon kişi yoksulluk ve aşırı yoksulluk sınırında. 16 milyon kişi ABD’ye göç etmiş durumda.

‘First lady’siz ve uçaksız

Obrador’un uzmanlar ve üniversite hocaları tarafından hazırlanan “Ulusal Proje”si oldukça ayrıntılı. Öncelikle özel sektörle devletin birlikte altyapı yatırımları, demiryolları, otoyolları ve kırsal yolların yapımını ele alacağı belirtiliyor. İddia edildiği gibi “sosyalist bir proje” değil; daha önce sisteme dahil olmayan yoksullara öncelik veren bir “kapitalist refah” arayışı sözkonusu.

Obrador’un programının esas temeli, bizzat kendi şahsında ve yakın çalışma arkadaşlarında görülen dürüstlük. Bu nitelik, her türlü yolsuzluğun aleni yapıldığı ülkede sade yurttaşlar için herşeyden önemli. Obrador seçildikten sonra Millî Saray’a mütevazı arabasıyla girdi ve başkanlık uçağını kullanmayacağını, seyahatlerini tarifeli uçaklarla yapacağını, ayrıca Başkanlık Sarayı’nda da ikâmet etmeyeceğini bildirdi. Eşi Beatriz Gutiérrez de “first lady” olmayacağını ilan etti. Obrador’un programında iç pazarın genişletilmesi ve sosyal yardım projeleri (yaşlılara doğrudan destek, eğitim ve sağlığın parasız olması gibi) oldukça belirgin. Buna karşılık mâli politikalar yeterince açık değil. Bütçe ve vergi reformundan bugüne kadar sözetmeyen Obrador, aslında 30 yıldır sürdürülen neoliberal politikalardan vazgeçeceğini de hiç beyan etmedi. Obrador’un vaadleri yoksullar için ve yolsuzluğa karşı ama, devletin yeniden yapılandırılmasına ilişkin somut hedefler dile getirilmiyor.

Seçimden sonra

1 Temmuz gecesi Zócalo Meydanı’nda (Anayasa Meydanı) zaferini kutlayan Obrador, hayalettiği demokratik Meksika’yı anlatırken ifade ve toplantı özgürlüğü ile birlikte girişim özgürlüğüne özellikle yer verdi. Seçim öncesinde kendisine muhalif olan muktedirler yeni duruma intibak etmede gecikmediler. Geçmiş dönemin en önemli güçlerinden olan iki televizyon kanalı, şimdiden yeni başkanın en sıkı destekçisi. Lobrador’un sürekli eleştirdiği “mafya iktidarı” resmen “Obradorcu” olmuş durumda.

Obrador bir tür kadife geçiş için Peña’nın dönemindeki cürümlerin en azından kendisine karşı bir intikam aracı olarak kullanmayacağını seçim öncesinden belirtiyordu. Nihayetinde 30yıldır sürdürülen ve Peña döneminde zirvesine ulaşan kemer sıkma poliktikaları, özelleştirme,  baskı ve şiddetin kurbanı olan milyonlarca Meksikalının hoşnutsuzluğu ve direnişi bu seçim sonuçlarını doğurdu. 

20. yüzyılın büyük bir kısmında Meksika’yı yönetmiş olan PRI’nin yenilgisi tarihsel bir dönemece işaret ediyor. PRI sendika aygıtlarını kendine bağlamış ve bütün sektörleri bir şekilde nüfuzu altına almıştı. Uzun süre totaliter bir tek parti olarak varlığın sürdüren PRI, devlet desteğine son derece bağımlı burjuvazinin siyasal bir rol üstlenmemesine de dayanıyordu. Son 30-40 yılda ise toplumsal doku köklü bir biçimde değişmiş; burjuvazi  güçlenmiş ve siyasete doğrudan müdahale etmeye başlamış; emekçi kitleler de kendi örgütlenmelerini inşa etmeye başlamıştı.

Yeni iktidar partisi MORENA da siyasal ve ideolojik olarak çok farklı kesimlerden oluşuyor. Dünyanın en zengini olarak ilan edilmiş olan Carlos Slim dahil, başta medya patronlarının önde gelenleri ve yolsuzluğa bulaşmış sendika yöneticileri MORENA’yı desteklerken, Maoist ve Stalinist kökenli sol akımlar da iktidar partisi içinde yer alıyor. Aşırı sağcı Katolikleri de buna dahil ettiğimizde, panorama oldukça renkli.

Lider ve milyoner Meksika’nın yeni lideri, mültimilyoner işadamı Alfonso Romo’yu Tarım Bakanı olarak görevlendirdi.

Seçmenin beklentileriyle bu birbirinden epey farklı çevrelerin yönelimleri arasında bakalım nasıl bir ortak bulunacak.