Yaşadığımız sürece yaşlanırız. Biraz unutkan olmak da yaşlanırken çok normal kabul edilir. Ancak yaşadığı yeri, zamanın akıp gidişini, gündelik hayatın basit işlerini, sevdiklerini, hatta kendi bedenini yavaş yavaş unutuyorsa insan; demanstan (bunama) söz etmek gerekir. Demans ve onun en yaygın türü olan Alzheimer hastalığı, hayat beklentisinin 30 yıl arttığı 20. yüzyılda artık büyük bir problem. Hastalığın tarihsel teşhisi… 

Kimi hastalığın yalnızca biyolojik bir çerçevesi olmayıp, sosyal ve kültürel çerçevesi de vardır; yani kabul edilip adlandırılana kadar, bir anlamda hastalık yoktur. Biyolojik realitesinden başka, sosyal ve kültürel boyutu da olan demans, işte böyle bir hastalık. 19. yüzyılın sonundan itibaren çerçevesinde dramatik değişiklikler olmuş; normal yaşlanmanın patolojik bir varyantından mutlak bir hastalığa doğru evrilmiştir. 

Dr. Alois Alzheimer  Birlikte çalıştığı psikiyatrist Emil Kraepelin tarafından 1910’da demansın özel bir türüne ismi verilen Dr. Alois Alzheimer. 

Yaşlılığa bağlı demansa baktığımızda, her zaman insan deneyiminin bir parçası olduğunu görürüz. 20. yüzyılın başlarında hastalık olarak algılanmaya başlanmış ve yine 20. yüzyılın son çeyreğinde büyük bir halk sağlığı problemine dönüşmüştür. Demansın taşındığı bu yeni çerçeve sadece medikal konseptin değişmesinden değil, yaşlanmanın getirdiği sosyal transformasyondan da kaynaklanmaktadır. 

Antik çağlarda, Yunan ve Roma uygarlıklarında bunamak, yaşlanmanın çok normal ve kaçınılmaz bir parçasıydı. Hatta Yunan mitolojisinde yaşlılığın bir de Tanrısı vardı: Geras. Yaşlanan kişiye ün ve cesaret bahşetse de Geras onları zihinsel çöküşten koruyamıyordu. MÖ 8. yüzyılda yaşayan Yunan düşünür Pythagoras hayatı bölümlere ayırmıştı; son iki bölüm yaşlılığa aitti ve bu iki bölümün karakteristiği vücut giderek çürürken zihinsel yetilerin de tükeniyor olmasıydı. Keza Hipokrat, yaşlılığa bağlı olarak bedenle birlikte zihnin de gerilediğini gözlemiş ve bunu paranoya olarak adlandırmıştı. 

Platon ve öğrencisi Aristo’ya göre de yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucuydu zihnin yaşlanıyor olması. MÖ 2. yüzyılda yaşayan Roma’lı filozof Cicero ise zihinsel olarak aktif geçen bir hayatın bunamayı geciktireceği hatta önleyebileceğini ilk farkeden kişiydi. 2. yüzyılda yaşayan ve kendisinden sonraki tıbbı neredeyse bin yıl boyunca etkileyen Romalı hekim Galen, demansı morosis olarak tanımlamış, akıl hastalıkları arasında saymış ve yaşlılığa vurgu yapmıştı.

Kilise dogmalarının hakim olduğu Ortaçağ boyunca Batı tıbbında yeni bir bilgi neredeyse hiç üretilmemişti. 17. ve 18. yüzyıllara gelindiğinde, anatomik diseksiyonların yapıldığı, insan bedeninin doğrudan gözlemlendiği bu aydınlanma çağlarında, beynin yapısı da aydınlanıyordu. Geçip giden bütün bu zamanlar boyunca, bunayan insanlar toplumdan izole edilerek akıl hastanelerine kapatıldılar ve bu durum Fransız hekim Philippe Pinel’in akıl hastaları için daha hümanist bir yaklaşımın öncülüğünü yaptığı 18. yüzyılın sonuna kadar devam etti. 

1797’de Philippe Pinel’in 34 yaşında bir kadın hastası oldu. Alışılmışın dışında bir hastaydı bu kadın. Yavaş yavaş her şeyi unutuyordu; öyle ki birkaç yıl içinde neredeyse bütün hafızasını kaybetmiş; konuşmayı, yürümeyi, kaşık-çatal, saç fırçası gibi sıradan şeyleri kullanmayı unutmuştu. İşte, Latince kökenli bir kelime olan ve “zihinsel melekelerin tutarsızlığı” anlamına gelen demans (démence), Philippe Pinel tarafından ilk kez bu hastanın muzdarip olduğu durumu tanımlamak için kullanıldı. Pinel, hastası öldüğünde ona otopsi yaparak basit bir mikroskopla beyin dokusunu inceledi ve iki özellik kaydetti: Hastanın beyni boyut ve ağırlık olarak küçülmüş, normalin 2/3 oranına gerilemiş ve sıvı miktarı artmıştı. 1801 yılında Philippe Pinel bu sıradışı hastaya ait gözlem ve bulgularını yayımladığında ilk demans vakası da kayıtlara geçmiş oldu. İkinci bir vakanın literatüre girmesi için bunun üzerinden tam bir asır geçmesi gerekecekti. 

Demanstan Alzheimer’a
Dr. Alzheimer 1906’da bir hastasına yaptığı otopside, beyin dokusunda senil demansın ağır bulgularının yanısıra, incelmiş kortekste hücre kaybını ve dejenere olmuş hücrelerin oluşturduğu plakları keşfetmişti. 

Demansın en belirgin belirtisi hafıza kaybıydı ve bu durum çoğunlukla yaşlılıkla ilintiliydi. Ortalama insan ömrü uzamaktaydı ve ömür uzadıkça demans da artmaya başlamıştı. 19. yüzyılda “senil demans”, yani yaşlılık bunaması terimi ortaya atıldı. Bu dönemde bakteriler keşfedilerek birçok hastalığın etkeni aydınlanırken, psikiyatri tıbbın diğer branşlarının gerisinde kalıyordu. 1857’de Alman psikiyatristler sifilisin (frengi) sebep olduğu nöro-psikiyatrik durumu aydınlatınca, bu hastalık demansın yaygın bir sebebi olarak dikkate alınmaya başlandı ve diğer akıl hastalıklarının da sebebi ve dolayısıyla tedavisinde gelişmeler olabilir diye yeni bir ümit doğdu. 

İlk Alzheimer’lı  Dr. Alois Alzheimer’ın sağlığında takip ettiği, ölümünden sonra beyin dokusunu inceleyerek Alzheimer’a özgü ilk bulguları saptadığı hastası Auguste Deter. 1900’lerin ilk yılları… 

20. yüzyılın henüz başında, 1901 yılında, Auguste Deter adında 51 yaşında bir kadın, kocası tarafından Frankfurt’ta bir akıl hastanesine götürüldü. Paranoya tarzında takıntılı düşünceleri, agresif davranışları, hafıza kaybı ve konuşma problemleri olan bu hasta kendine bakamıyor, yardımları reddediyordu; muayenesinde bellek bozukluğu, yazma ve okuma zorluğu saptanmıştı. Hastayı, Dr. Alois Alzheimer tetkik ve takip etmeye başladı. Belirtiler zamanla ilerliyordu; halüsinasyonlar ve bilişsel bozukluklar eklenmişti. 

1903’te Dr. Alzheimer, Münih Üniversitesi’nde frenginin sinir sistemi üzerinde yol açtığı tahribat üzerine çalışan devrin tanınmış psikiyatristi Dr. Emil Kraepelin ile birlikte çalışmak üzere Münih’e taşındı; ancak uzaktan da olsa hastasını takibe devam ediyordu. 1906’da hastası ölünce, beyni otopsi için Dr. Alzheimer’a gönderildi. Dr. Alzheimer post mortem raporunu yazarken, hastanın zihinsel problemlerini kaydetmenin dışında, mikroskopta incelediği beyin dokusunda, senil demansın ağır bulgularının yanısıra (yani büzülmüş ve sıvı dolu bir beyin), beyin kabuğunun (korteks) incelmiş olduğunu, korteks hücrelerinin 1/3 oranında kaybolduğunu, bunların yerini dejenere olmuş hücrelerin kalıntıları olduğu düşünülen lifsi yapıların (nörofibriller) aldığını ve beyin dokusu içinde kemiksi yapıların (plaklar) olduğunu vurguladı. Bunun daha önce tanımlanmamış yeni bir hastalık olduğunu düşünüyordu. Bu keşfini aynı yıl Almanya’da yapılan psikiyatri kongresinde sunduktan sonra, 1907’de Psikiyatri ve Adli Tıp dergisinde yayınladı. Pinel’in hastası ile benzer davranışlar gösteren 50’lerindeki bu kadın onun tarif ettiği hastalığa sahip gibi görünüyordu. 

Dr. Emil Kraepelin 1910’da yayımladığı Klinik Psikiyatri kitabında bu hastalığa “Alzheimer hastalığı” adını verdi. Yayımlandığı yıllarda hiç dikkati çekmeyen bu makale 70 yıl sonra atıf almaya başlayacak ve Alzheimer adı meşhur olacaktı. 

Adım adım çöküşe doğru  Alzheimer’a yakalan ressam William Utermohlen’in, teşhisin konduğu 1995’ten öldüğü 2000’e kadar yaptığı otoportreler hastalığının ilerleyişini gözler önüne seriyor. 

20. yüzyılın ilk on yılında Alman psikiyatristler Emil Kraepelin ve Alois Alzheimer, demansı en sık görülen ikinci akıl hastalığı olarak tanımıştı. Ancak Alzheimer’ın bulgularına 20. yüzyılın ikinci yarısında daha çok önem verilmeye başlandı. Başlangıçta bilimsel camia, Alzheimer ve yaşa bağlı demansın aynı şey olduğu konusunda uzlaşamamıştı ve 1960’lara kadar yaşlılık demansı ile daha nadir ve daha genç yaşlarda görüldüğü düşünülen Alzheimer hastalığı birbirinden farklı hastalıklar olarak telakki edilmişti. Fakat zaman içinde benzer gözlemler biriktikçe, klinik muayene bulguları ile patolojik bulguların kesin bir ayrımının olmadığı görülerek, hastalık “Alzheimer tip senil demans” adı altında birleştirildi. 

20. yüzyıl ortalarına gelindiğinde, bu kez ABD’de şöyle bir gözlem ortaya çıktı: Eyalet akıl hastanelerinde demans hastaları giderek artıyor, hastane kapasitelerini aşıyordu. Bu hastaların iyileşme ümidi yoktu. Eyalet hastaneleri tedavi merkezi değil, bağımsız yaşamaları mümkün olmayan bu hastalar için depo hastanelere dönüşüyordu. 

1930’lardan 1950’lere doğru, demans bir beyin hastalığından çok psiko-sosyal bir probleme dönüştü. Toplum yaşlılarını ne yapacağını bilemiyordu. 65 yaşın üstündeki nüfus hızla artıyor, buna paralel olarak bedenlerinden önce zihinleri ölen insanlar da artıyordu. Yaşlanan dünyada büyük bir halk sağlığı krizi baş göstermişti. 1970’lerin sonlarından itibaren 68 kuşağı da yaşlanmaya başlamıştı. 1980’e geldiğimizde Alzheimer artık sokaktaki insanın bildiği bir kelimeye dönüştü. Araştırma fonları oluşmaya başladı. Sayı çığ gibi büyüyor ve sağlık sistemini zorluyordu. 

DEMANSA YAKALANAN ÜNLÜLER

  • • Charles Bronson 1921-2003 
  • Charlton Heston 1923-2008 
  • • Iris Murdoch 1919-1999 
  • Peter Falk 1927-2011 
  • • Rita Hayworth 1918-1987 
  • Ronald Reagan 1911-2004 
  • • Robin Williams 1951-2014 
  • Margaret Thatcher 1925-2013 
  • • Sugar Ray Robinson 1921-1989 
  • Behiye Aksoy 1933-2015 

UNUTKANLIK DEĞİL HASTALIK

Demans: 47.5 milyon insanda yapısal hasar var 

Bugün demans dediğimiz zaman, bilişsel faaliyetlerde günlük yaşamını etkileyecek kadar gerileme ile kendini gösteren zihinsel bir yıkım anlaşılır. Beyinde de yapısal bir hasar sözkonusudur. Beyinde bu hastalıkların çok sayıda alt tipi bulunmaktadır. Alzheimer hastalığı da bir demans tipidir; bütün demansların üçte ikisini oluşturur. Ayrıca vasküler (damarsal) demans, Parkinson demansı, frontal-temporal demans ve Lewy body demansı literatüre girmiştir. Kafa travması, Creutzfeldt-Jakob hastalığı, Huntington hastalığı ve başka pek çok durum da demansa sebep olabilir. 

Demans, başlama yaşına göre iki kategoriye ayrılır: Erken ve geç başlangıç. 65 yaşın altında yakalananlar erken başlayanlardır. Bu vakaların kalıtsal olma ihtimali daha yüksektir. Bu grupta koordinasyon ve hareket bozuklukları ön planda olabilir. Hayat beklentisi 4-8 yıldır. Yakın bellek bozukluğu, konuşma problemleri, görsel-uzaysal fonksiyonlarda bozulma, dikkat toplayamama, yürütücü işlevlerde gerileme, günlük yaşam aktivitelerinde bozulma, depresyon, ajitasyon, hezeyan, halüsinasyon, kelime bulamama, yanlış kelime kullanma belirtileriyle ortaya çıkar. Alışveriş ve para hesabı, yemek yapma, yol ve yön bulma, giyinme, ev işleri, tv-radyo izleme, kitap okuma, randevu hatırlama gibi günlük aktiviteler bozulur. Bugün dünyada 47.5 milyon insanda demans olduğu tahmin edilmekte ve bunların sadece dörtte birine teşhis konabildiği düşünülmektedir. ABD’de ölüme sebep olan 6. sıradaki hastalık durumundadır. 

TARİH 07 ARALIK 1707 

Osmanlı arşivinde ‘bunama’ belgesi 

SİNAN ÇULUK

Osmanlı arşivinde çok sayıda belgede, bunamaya maruz kalan ebeveynlerin, servetlerini ziyan etmemeleri için çocuklarının talebiyle hacr altına alındıkları görülür. “Ateh getirdikleri” için vakfın ve o vakıftan faydalananların hukukunu korumaktan aciz kalan vakıf mütevellilerinin sadrazam buyrultusuyla görevden azledilip yerine diğerinin geçirildiği de vakidir. 7 Aralık 1707 tarihli böyle bir belgede, İstanbul Edirnekapı’da Neslişah ve İskender Bey Camii Vakfı’nın mütevellisi İbrahim’in yaşlılığı ve bunamasından dolayı vakfın işleriyle uğraşamadığı belirtiliyor. Vakıf mührünün yetkisiz ellerde kaldığı, vakıf emlakinin yabancılar tarafından mülkiyet olarak zapt edildiği, vakıf görevlisi olmadığı için kiraların toplanamadığından şikâyet eden vakfın mürtezikaları (imam, müezzin gibi vakıftan para alan görevliler) toplanıp bu dilekçeyi yazmışlar. 

Vakıftan para gelmeyince camideki imam ve diğer görevlilerin işlerini sürdüremedikleri anlaşılıyor. Ateh getiren Seyyid İbrahim’in mütevellilikten alınarak yerine diğer İbrahim’in getirilmesi talebi üzerine sadrazam durumu İstanbul kadısına havale ediyor. Onun incelemesinden sonra anlatılanların gerçekliği tespit edilince arzuhaldeki talep yerine getiriliyor. 

NÖRONLARIN ÖLÜMÜ 

Alzheimer: Dönülmez akşamın ufkunda… 

Tüm demansların %50- 70’ini oluşturan Alzheimer hastalığında, erken başlangıçlı formlar genetik geçiş özelliğindedir ve olguların %3-5 ini kapsar. Dr. Alzheimer tarafından mikroskobik incelemede tanımlanan plak ve yumaklar, sinir hücreleri arasındaki bağlantı kayıpları ile birlikte Alzheimer hastalığının ana sebebidir. Plak ve yumaklar anormal protein depolarıdır. Hastalığın başlangıç evrelerinde genellikle hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Herhangi bir zihinsel problem su yüzüne çıkmadan yaklaşık 10 yıl önce hastalığın başladığına inanılır. Hasar beynin hafızadan sorumlu hipokampus bölümünde başlamakta; nöronlar bir kere ölmeye başlayınca bu yapı giderek küçülmekte ve sonunda ciddi bir hasar olduğunda ise artık geri dönülmez bir safhaya girilmektedir. 

Dr. Alzheimer’in keşfinden bugüne kadar, literatüre pek çok bulgu eklenmiştir. 1931’de Max Knol ve Ernst Ruska’nın elektron mikroskobunı icat etmeleriyle, 1 milyon kereden fazla büyütülebilen beyin hücreleri daha derin anlaşılmaya başlandı. 1983’te yılında farkındalık yaratmak amacıyla bütün bir Kasım ayı Alzheimer hastalığına adandı. 1984’den itibaren bilimsel çalışmalar desteklendi ve 1993’te “Cognex” adında ilk ilaç geliştirildi. 

Yaşlı nüfusun arttığı toplumlarda demans önemli bir sağlık sorunu. 65 yaşın üstünde %6-10, 85 yaşın üstünde %30- 47 oranında. Tanı konduktan sonra ortalama yaşam 8.1 yıl. En sık ölüm nedeni ise pnömoni. Riskler ve korunma yolları halen tartışmalı konular. Yaş, aile hikayesi, apolipoprotein, E e4 allelinin varlığı ve depresyon, genelde risk faktörleri olarak kabul edilmekte. 

Alzheimer düşünme ve hatırlama kabiliyetinin giderek azaldığı bir hastalık. Yaşlılık ise bunun bir sebebi değil. Diğer bir deyişle, Alzheimer normal yaşlanma sürecinin bir parçası değil. Hayatları boyunca entelektüel yapıları hiç zarar görmeyen yaşlılar var ve birçok insan demansın hiçbir türüne yakalanmamakta.

 

ÇAĞLAR BOYU ORTALAMA YAŞAM SÜRELERİ

NEANDERTALLER (30.000 sene önce) 

30

Çatışmalardan, avcılık kazalarından ve diğer yaralanmalardan ötürü yaşam süresi 30 yıl civarındaydı. Yiyecek kıtlığı yetersiz beslenme sebebiydi. Bu avcı-toplayıcı gruplar, hayvanlardan yayılan hastalıkları kendilerine çektiler. Kuduz, tüberküloz, malta humması, sarı humma ve beyin iltihabı yayıldı. 

NEOLİTİK (MÖ 8500 – MÖ 3500) 

38

Tarım, sulama kanalları ve şehirleşme, beraberinde yerleşik nüfusla ilişkili sorunlar getirdi. Su kaynakları dışkıyla pislendi ve kolera, çiçek hastalığı, tifo, grip gibi hastalıklar yayıldı. Sivrisineklerle ve böceklerle taşınan, evcilleştirilmiş hayvanlarda bulunan sıtma ve diğer hastalıklar ortaya çıktı. 

KLASİK YUNAN VE ROMA (MÖ 500 – MS 500) 

35

Tüberküloz, tifo, ateşli hastalıklar, çiçek hastalığı ve kızıl hastalığı şehir nüfusunun alt tabaklarında yayıldı. Yetersiz beslenme, mide-barsak yangısı ve şiddet arttı. 

ERKEN ORTAÇAĞ

48

GEÇ ORTAÇAĞ

38

ORTAÇAĞ (500 – 1500)

40

Şehirleşmeyle beraber ortalama yaşam süresi arttı. Kıtlık ve hıyarcık salgını çok can aldı. Veba Avrupa’da 25 milyon insanı (1347-1351), Asya’da 60 milyon insanı öldürdü ve büyük Londra salgınında (1664-1666) zirveye ulaştı. 1500’e gelindiğinde, ortalama yaşam süresi 38’e düşmüştü. 

VİCTORİA DÖNEMİ (1850’lerden 1900’e)

Erkek 70

Kadın 75

Tifo, tifüs, raşitizm, difteri, tüberküloz, kızıl hastalığı ve kolera büyük şehirlerden kol geziyordu.

1900’LER

Erkek 82

Kadın 85

Daha iyi sağlık ve yaşam koşulları, 1950’ye gelindiğinde yaşam ortalamasını erkeklerde 70’e, kadınlarda 75’e çıkardı.

BUGÜN

Kanser, kalp hastalıkları ve krizi gelişen dünyada en çok can alan unsurlar. Akli melekelerin kaybı ve hareket etmede zorlanma, uzayan ömrün en büyük handikapları.