Nasrettin Hoca’nın “Eski ayları ne yaparlar?” sorusuna verdiği bir yanıt var ya hani: “Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar” diye. Ozan Sağdıç ise bu ayki yazısında tam tersini yapıyor, ayrı ayrı yıldızları toparlayıp bir “ay” ortaya çıkarıyor. Bir fotoğraf ustasının objektifinden, 60’lı 70’li yılların Türkiye’sinden gündelik hayat görüntüleri ve hikayeleri.

Yaşasın balkonsuz evler!

Kimbilir balkondan, pencereden düşen nice çocuk haberi okumuş, duymuşuzdur. Küçük çocuklar için potansiyel bir tehlikedir bu olgu. İşte oldukça eski bir tarihte Ankara’da çekilmiş bu fotoğraf, tek başına balkona bırakılmış böyle bir yavruyu göstermekte. Belli ki annesi evin içinde kendi işiyle meşgul. Oysa küçük çocukların henüz ermeyen akılları, sahip oldukları merak dürtüsüyle genellikle muzır işler peşindedir. Sezai Karakoç’un meşhur “Balkon” şiirindeki dizeler geliyor aklımıza “… Koşa koşa gidiyorum/ Alnından öpmeye gidiyorum/ Evleri balkonsuz yapan mimarları…”

Ankara

Kamyon sırtında rampalı yıllarda

Çukurova’nın pamuk tarımı herkesçe bilinir. Ürünü ekme, zaman zaman çapalama ve hasat zamanı usulünce toplama işçi emeği gerektirir. İşte bu işlerin ırgatları Urfa, Diyarbakır gibi illerimizin kırsalından ‘elci’ denilen aracılar tarafından sağlanır. O gariban kişiler bölgeye ailecek gelirler; yatak yorganlarıyla, çoluk çocuklarıyla. Elbette açık kamyon sırtlarında. 1970’li yıllarda Güneydoğu’ya yaptığımız bir iş gezisinde bunlardan pek çoğuna rastlamıştık. Eğribüğrü, inişli çıkışlı, rampalı yollarda yapılan bu yolculuklar gözümüze bir hayli tehlikeli görünmüştü. Osmaniye civarında çekilen bu fotoğraf…

Osmaniye

‘Gavur İzmir’in yaşayan geçmişi

Gavur İzmir diye bir söz vardır. Bu, İzmir’in tümü için söylenmiş bir söz değildir. Kurtuluştan önce kozmopolit bir manzara arzeden şehrin Müslüman mahallelerinden bariz bir biçimde ayrılan ve gayrımüslimlerin yaşadığı bir kesimine İzmir halkının verdiği bir bölgenin adıdır. Bir kısmı 1922’deki büyük yangın sırasında yanıp yokolmuş ve yerine sonradan Kültürpark yapılmış. Alsancak civarında kalan bir kısım ise yangından sağlam olarak kurtulabilmiştir. Oradaki güzel evlerden günümüzde gelen, yaşatılan örnekler pek çok. Çoktan beri kullanılmadığı anlaşılan ve satılığa çıkarılmış evin sahipleri “Bu evin yıkılma tehlikesi var. Aman dikkatli olun, sizin de bizim de başımız belaya çatmasın” kaygısını taşıyan ilanlar asmışlar. Buna karşın yüreği geniş bir İzmirli (ki genellikle öyledirler) gıcır gıcır yepyeni arabasını inadına getirip o evin cephesine ve uyarı levhalarının önüne parketmiş. 

İzmir-Alsancak

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete

Anadolu’da dolaşırken bir eşeğe ayni anda dört, hatta beş köylü çocuğun binmiş olduğuna rastlamıştım. Atik davranıp fotoğraflarını çektiğim de olmuştur. Modern zamanlarda at, eşek yerine kullanılan bisiklet ve motosikletlere de aynı muamelenin yapıldığına tanık olmuşuzdur. Özellikle kimi motosiklet sahiplerinin araçlarını “aile boyu” kullanmakta oldukları defalarca rastgeldiğimiz hadiselerden. Hani damdan düşenin halini damdan düşen bilirmiş; benim de çocukluğumda böyle kötü bir deneyimim var. Kayseri istasyonunda biraz nefes almak üzere trenden indiğim bir anda önünde ikisini yerleştirdiği, ikisi de arkasında olmak üzere dört çocuklu bir motosikletli gülüş ahenk önümden geçti. Bir başka fotoğrafta, adamın önünde bir, ardında diğer oğlu. Onların arkasında adamın eşi, kucağında bir bebek, arkasında da bir kız çocuğu. Kızcağızın oturacak yeri bile yok sanki. Bir motosiklette altı nüfus. Bizim bir de bagaj yolculuklarımız var. Aile arabamızın içine sığmadığı hallerde fazlası bagaja! Artık ne kadar sağlıklı ve güvenli olursa… Çayırhan Termik santralı civarında çekilmiş bu fotoğraftaki çocuk bagajın kapağını aralamakla kalmamış, bütünüyle kaldırmış. Etrafını seyrede seyrede sefasını sürerek yolculuk yapıyor.

Kayseri

Dikenli çocukluk

1960’larda İstanbul’un içinde turlarken, Cerrahpaşa taraflarında bir çocuk parkına rastlamıştım. Park dikenli tellerle çevrelenmişti. Esir kampı gibi, toplama kampı gibi bir hâl. Böyle bir önlem niçin alınır? Parktaki çocukları dışardakilerden korumak için mi, yoksa çocuklar parktan kaçmasın diye mi? Her halükârda saçma bir durum. Ayrıca sakınmasızca koşup oynayan çocuklar için büyük tehlike.

İstanbul-Cerrahpaşa

Göğe diker damperi, kim takar şaheseri

Sivas-Divriği’deki 13. yüzyıl yapısı tarihî Ulucami ve aynı çatı altındaki Darüşşifa binası 35 yıl kadar önce UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştı. Türkiye’de bu listeye alınan ilk eserdi. Mücevher değerinde bir mimari şaheseri. Özellikle biri camiye biri şifahaneye ait iki taçkapısı, taş işçiliği bakımından dünyada eşi menendi bulunmaz değerde ve geçen zamana iyi dayanmış durumda. Yaklaşık 40 yıl önce çekilen bir kare. Bir damperli kamyon şoförü, gölgelik bulduğu en görkemli ana kapının boşluğuna iyice yanaşmış, damperini kaldırmış, aracının bakımını ve pistonların yağ değişimini yapıyor.

Sivas-Divriği