ÇANAKKALE TROYA – GRANİKOS (KARABİGA)

Makedonya’daki Pella’dan MÖ 334 yılı baharında yola çıkan 30.000 piyade ve 5.000 süvariden oluşan ordu, 20 gün içerisinde Çanakkale Boğazı’nın batı kıyısına ulaşmıştı. Ordusunu 160 parça savaş gemisinden oluşan bir donanma ile Sestos’dan (Akbaş Limanı) Abydos’a (Nara Burnu) geçiren İskender, birkaç yakın subayı ile birlikte Gelibolu yarımadasının ucundaki Eleusis kentinden (Şehitler Abidesi’nin bulunduğu bölge) bindiği gemi ile Troya yakınlarında Asya toprağına ayağını bastı. Ordusu ile Lampsakos’ta (Lapseki) buluştuktan sonra Priapos (Karabiga) yakınlarına geldi. Burada Pers İmparatorluğu’na bağlı Anadolu satraplarının topladığı bir ordu, Granikos ırmağının (Kocabaş Çayı/Biga Çayı) doğu yakasında İskender’in askerlerini bekliyordu. 40 bin kişilik Pers ordusunun 35 bin kişilik Makedon ordusu ile karşılaştığı kısa ve kanlı bu ilk muharebe, İskender’in uzun sürecek Asya seferindeki ilk zaferi ile sonuçlanacaktı.

ORDUSU NARA’YA KENDİSİ TRUVA’YA

Bugünkü Şehitler Abidesi’nden Anadolu’ya geçen İskender, önce Truva’yı ziyaret etti; sonra ordusuyla Lapseki’de buluştu; ardından Karabiga’da Pers kuvvetlerini hezimete uğrattı. Granikos Savaşı, Biga kuzeyinde Çınarköprü-Çeşmealtı-Gümüşçay-Adliye köyleri arasındaki alanda meydana geldi. Yakın zamana kadar Granikos Savaşı için yanlış bir mevkide tabela duruyordu.

SARDİS (SALİHLİ) SMYRNA (İZMİR)

TANRIÇALAR “İŞTE BURASI” DEDİ

İskender Kadifekale’de bir ağacın altında uyurken, rüyasına giren Nemesis İzmirlilerin yeni şehrinin burada olması gerektiğini söyler. Ve bugünkü İzmir, Kadifekale eteklerinde kurulur.

Kadifekale’den baktı İzmir’i yarattı

İskender ve askerleri Granikos zaferinin ardından, Lidya bölgesinin zengin satraplık şehri Sardis’e (Salihli) yöneldiler. Bugün hala görülebilen antik şehirin bulunduğu kale direnmeden teslim oldu. Büyük İskender’in ordusuyla beraber yürüyen şanı, ona -görece iyi tahkim edilmiş- birçok şehrin kapılarını açacaktı. Daha Sardis’e varmadan, Büyük İskender’in huzuruna çıkan vali Mythrenes ve şehrin ileri gelenleri ona şehrin anahtarını sundular.

Büyük İskender’in Anadolu seferini ayrıntılı şekilde anlatan tarihçi Lucius Flavius Arrianus (öl.160), İskender ve ordusunun Smyrna’dan (İzmir) geçtiği hakkında bilgi vermez. Zaten çağdaşı ünlü seyyah ve coğrafyacı Pausanias (öl. 176) da bugünkü kentin Büyük İskender tarafından kurulduğunu söyler. Anlatıldığına göre İskender, Pagos Dağında (Kadifekale) avlanırken gördüğü Nemesis tapınağı önünde bir pınarın yanıbaşındaki çınar ağacının gölgesinde yatıp uyur. Rüyasında tanrıça Nemesis Büyük İskender’e hemen oracıkta yeni bir şehir kurup, İzmirlileri “eski şehir”den (bugünkü Bayraklı höyüğü) buraya getirmesini söyler. İzmirliler önce Apollon kahinine elçiler yollayıp, rüyayı yorumlamasını ister. Tanrılardan cevap gelir: “Kutsal Meles nehri ötesinde Pagos’ta yaşayacak insanlar üç kere, dört kere kutlu olacak!” Pausanias, bunun üzerine eski İzmirlilerin “özgür iradeleriyle” Pagos Dağına taşındıklarını ve artık bir değil, iki Nemesis tanrıçasına tapındıklarını söyler.

Bu hikaye, Roma döneminde imparatorlar Marcus Aurelius, Gordianus ve Arap Phillippus tarafından basılan sikkeler üzerinde resmedilir. Büyük İskender’in Anadolu’yu fethiyle başlayan Helenistik dönemde refaha kavuşarak büyüyen Kadifekale eteklerinde kurulan yeni İzmir ve 4500 yıllık geçmişi olan eski İzmir’de kazı çalışmaları bugün de devam ediyor.

Büyük İskender’in rüyasını tasvir Roma dönemi sikkesi.

EPHESOS (EFES)

7 HARİKA’DAN BİRİYDİ

Efes’teki Artemis Tapınağından bugüne kalan sedece kalıntılardan toplanarak ayağa kaldırılmış tek bir sütun. Turist ve gezginler, dünyanın yedi harikasından biriyle fotoğraf çektirmekten memnun.

Yaşayan tanrı, Artemis tapınağında

İyonya bölgesinin liman şehri Ephesos (Efes, Selçuk) İskender’i memnuniyetle karşılar. Tarihçi Arrianus’a göre, şehirdeki Pers ordusunda görev yapan paralı askerlerden bazıları firar etmişti.

İskender şehre girdiğinde, 22 yıl evvel sırf şöhret için Artemis Tapınağını yakan Herostratos isimli kaçığın sebep olduğu tahribatın tamiri devam ediyordu. İskender Ephesos’ta dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağında tanrıça- ya kurban ve hediyeler sundu. Ordusunun üniformalı geçit törenini izledi. Doğduğu gün (20 Temmuz M.Ö. 356) yakılan Artemis tapınağında adak yazıtının kendi adını taşıması koşuluyla inşaat maliyetini yüklenmeyi teklif etti. Strabon’un aktardığına göre mağrur Ephesoslular İskender’e hitaben, “Bir tanrının diğer tanrılara bağışta bulunması” uygun değildir diyerek teklifi geri çevirdi.

Büyük İskender’in Ephesos ve Artemis Tapınağında bıraktığı izler yalnızca tarihçilerin anlattığından ibaret. Bugün Türkiye’nin en çok ziyaret edilen örenyeri Efes’teki (2012’de 1.888.173 ziyaretçi) Artemis Tapınağından geriye kalan, sadece ayağa kaldırılmış tek bir sütun.

PRİENE (GÜLLÜBAHÇE) MİLETOS (MİLET) DİDYMA (DİDİM)

Denizde kaybetmedi karada kazandı

İskender Efes’ten sonra güneye doğru yoluna devam etti. Priene (Güllübahçe) kenti savaşmadan teslim oldu. Kentteki Athena Tapınağından -vaktiyle- çıkarılan ve bugün British Museum’da bulunan bir kitabede şöyle yazar: “Kral İskender bu tapınağı Athena Polias’a ithaf eder”.

Buraya 15 km. mesafedeki Miletos’ta ise durum farklıydı. İyonya’nın önemli liman kenti Milet, Pers İmparatorluğunun stratejik merkezlerinden biriydi. Şehirdeki Pers kuvvetleri, donanmanın yardımlarına geleceği umuduyla İskender’e direndi. Ama İskender’in küçük donanmasının liman girişini Perslerden önce tutması, kara ordusunun taarruzları ve etkili kuşatma makineleri sayesinde Miletos düştü.

İskender Kıbrıslı ve Fenikelilerden oluşan Pers donanmasına karşı denizde etkili olamayacağını biliyordu. Ayrıca denizde kaybedeceği bir savaş şanına leke sürebilirdi. Dolayısıyla limanları karadan ele geçirerek Pers donanmasını etkisiz ve işlevsiz hale getirmeyi planladı ve başardı. Bu doğrultuda da artık ihtiyaç duymadığı kendi donanmasını lağvetti.

2500 YILLIK KUTSAL YOL

İskender ve askerlerinin, Miletos-Didyma arasında yürüdükleri kutsal yolun bir bölümü bugün hala duruyor. Onlar geçerken yolun üzerinde gördükleri Brankhid heykelleri (üstte), bugün İstanbul Arkeoloji Müzesinde ve British Museum’da sergileniyor.

HALİKARNASSOS (BODRUM)

Bodrum cenneti cehennem gibiydi

Perslerin kontrolündeki Ege limanlarının en önemlisi, Karya bölgesinin başkenti Halikarnassos’du (Bodrum). Antik çağdaki görkemli surlarının kalıntıları bugün de görülebilen şehrin savunmasını, Pers İmparatorluğu’na bağlı Yunanlı komutan Memnon üstlenmişti. İranlı, Yunan ve Karyalı askerlerden oluşan savunma birlikleri de satrap Orontobates komutasındaydı.

Halikarnassos kuşatması karşılıklı taarruzlarla çok çetin geçti. Büyük İskender ve ordusu, hemen şehrin girişinde mukavemet eden bir grupla karşılaştı. Güçlü Makedon ordusu direnişçileri ezdi geçti, durdu. Kuş uçuşu 500 metre mesafede bir hendeğin ardında tahkim edilmiş ana savunma surları ve ardındaki şehre bakan Büyük İskender, Halikarnassos’u kuşatıp nasıl ele geçirebileceğinin hesabını yaptı.

İskender’in taarruzları üzerine şehri ateşe veren savunmacılar, bugün yerinde Bodrum Kalesinin bulunduğu ve o çağdaki öncülü bir ada üzerinde kurulmuş kale ile Salmakis Burnunda (Bardakçı) bulunan kaleye sığındılar. Şehri ele geçirip kendine bağlayan İskender, şehre satrap olarak kral Mausoleos’un (Halikarnassos’a dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum’u yaptıran) kızkardeşi Ada’yı atadı. Kuşatma sırasında Myndos (Gümüşlük) şehrine gidip burayı da ele geçirmeye çalışan İskender başarılı olamadı.

İskender şehri ele geçirdikten sonra, yönetici olarak kral Mausoleos’un kızkardeşi Ada’yı atadı. Kraliçe Ada’nın gerçek iskeleti ve bu istekelet üzerinden yapılan modelleme bugün Bodrum Sualtı Müzesinde.

THE MARMARA’DAN İDARE ETTİ

Bodrum’u kuşatan İskender, bugün The Marmara Otelinin bulunduğu yerden şehre bakmış ve askerlerini yönetmişti. Şehri savunanlar kıyıya doğru çekilmiş, kenti tamamen ateşe vererek, şimdiki kalenin bulunduğu yerde tekrar mevzilenmişti.

TELMESSOS (FETHİYE) KSANTOS (KINIK)

LETOON PATARA PHASELİS

PERGE (AKSU) ASPENDOS (BELKIS)

SİLLYON – SİDE TERMESSOS

SAGALASSOS (AĞLASUN)

ASKANİA (BURDUR GÖLE) KELAİNAİ (DİNAR)

Side hemen teslim oldu Termessos kafa tuttu

İskender’in bundan sonraki amacı kıyı kentlerini ele geçirerek Likya ve Pampilya’ya yönelmekti. Telmessos (Fethiye), Pinara (Minare köyü), Ksantos (Kınık), Patara ve pek çok küçük kent savaşmadan İskender’e teslim oldu. MÖ 334 yılı bitip 333 yılı başlarken, İskender ve ordusu Phaselis’te idiler. Genç fatihin bugünkü Kemer yakınındaki antik kentte uzun süre kaldığı bilinir. Bu cennet köşede büyük ihtimalle hem planlarını gözden geçirmiş hem de tatil yapmıştı!

Daha sonra ordusunu iç bölgelere doğru yürüyüşe geçirdi. Askerleri dağ yollarından yürürken, kendisi yol olmayan kıyılardan Antalya yakınlarındaki Perge (Aksu) şehrine geldi ve ordusuyla tekrar buluştu. Pamfilya bölgesindeki Aspendos (Belkıs) ve Side karşılarındaki orduyu görünce boyun eğdiler. Burada bir tek Sillyon (Serik kuzeybatısında) şehri İskender’e teslim olmadı. İskender de burada bir kuşatma savaşı ile zaman kaybetmek istemedi.

Side’den geriye dönerek, bugünkü Korkuteli üzerinden kuzeye, Pisidya’ya doğru yürüşe geçen İskender ve muzaffer ordusu, bu bölgenin savaşçı halkının yaşadığı dağ şehirlerinden birinde belki de en önemli başarısızlığını yaşadı.

Gerçi daha önce de Myndos ve Sillyon’u alamamıştı ama, bunun pek üzerinde durmamıştı; zira onlar hem küçük hem de maliyetli bir kuşatmaya değmeyecek kadar önemsiz yerleşimlerdi. Ama bugün Türkiye’deki en etkileyici antik yerleşimlerden birisi olan Termessos, dağın tepesindeki stratejik konumunu iyi kullandı ve İskender’in kuşatmasına direndi.

Morali bozulan İskender bunun üzerine daha kuzeyde bulunan Sagalassos’a (Burdur, Ağlasun) yöneldi. Bu kent de coğrafi konumuna ve savaşçı halkına güveniyordu ama, Makedon savaşçıların zaferine engel olamadı.

SUR HÂLÂ AYAKTA

MÖ 333’te Gordion’a gelen Büyük İskender, “Asya’nın düğümü”nü keserek çözdü. Makedon Fatih 2347 sene önce buraya ulaştığında, bugün hala ayakta olan şehir surları onu karşılamıştı.

Çözemediği düğümü kesti efsaneye efsane ekledi

Askania (Burdur) gölü ve Kelainai (Dinar)’dan geçen İskender ve ordusu eski Frigya krallığının başkenti Gordion’a (Yassıhöyük) ulaştı ve bahar ayları gelene kadar burada konakladı. Büyük İskender Gordion’da Makedonya’dan yola çıkmış 5 bin civarında taze kuvvetleri ile buluştu, Atina’dan gelen elçileri kabul etti. Efsaneleşmiş “Gordion düğümü” olayını Arrianus şöyle anlatır:

“Kral Midas’ın çağlar önce Gordion akropolüne bıraktığı arabanın boyunduruğunu arabaya bağlayan düğümü çözecek kişi Asya’nın efendisi olmaya yazgılanmıştı. İp kızılcık ağacı kabuğundan yapılmış ve düğüm öylesine kurnazca bağlanmıştı ki, kimse nerede başladığını ve nerede sonlandığını göremiyordu. İskender düğümü nasıl çözeceğini bulamadı, ama gene de onu olduğu gibi bırakmayı istemiyordu. Çünkü başarısızlığı halk arasında rahatsızlıklara yol açabilirdi. Bundan sonra ne olduğu konusunda anlatılanlar değişiktir. Kimileri düğümü kılıcının bir vuruşuyla kestiğini ve ‘şimdi çözüldü!’ dediğini söyler…”

İtalyan ressam Giovanni Paolo Panini’nin 1718 tarihli eserinde, İskender, bir türlü çözülemeyen meşhur Goridon düğümünü kılıcıyla kesiyor.

Barry Strauss’un dediği gibi “Gordion düğümünü çözen kişinin hamlelerinde yavaş ve temkinli olmaya tahammülü yoktu. İskender sürekli ileriye doğru giden bir genç kahramandı. Ama bu yalnızca bir mitti.”

Kahinlerin de öngördüğü şekilde, İskender gerçekten Asya’nın efendisi oldu; ancak imparatorluğunun ömrü de, bulduğu kestirme çözüm gibi kısa sürdü.

Düşmanlarını kaçırttı, Tarsus Çayında üşüttü

Gordion’dan Ankyra’ya (Ankara) hareket eden İskender, Kapadokya’dan geçerek Kilikya Kapıları’na ulaştı (Gülek Boğazı). Orta Anadolu’dan Doğu Akdeniz’e en uygun geçit yeri olan bu dar kayalıkları korumakla görevli Pers askerleri İskender ve ordusunu görünce kaçtılar. Toroslar’dan aşağı Tarsus’a indi. Komutanlarından Parmenion’u ordunun bir bölümü ile güneydoğuya, bugünkü Amik ovasına açılan geçit olan “Suriye Kapıları”na gönderdi (Belen Boğazı).

Bugün Pozantı – Tarsus – Mersin otoyolunda seyreden ağır vasıtalar, Büyük İskender ve ordusunun da geçtiği Gülek Boğazı’nda virajı dönerken yavaşlıyor. Serin bir yaz gecesi, Boğazı tutan Pers muhafızları Büyük İskender’in kudretinden korkup kaçmışlardı. Ertesi gün virajlı yollardan geçip Çukurova’ya (Ovalık Kilikia) inen genç Makedon kralı, sıcaktan bunalıp ferahlamak isteyince Kydnos nehrinde (Tarsus Çayı) yüzme molası verdi. Hemen ardından nehrin aşırı soğuk sularından şifayı kaptı ve hayatından ümit kesilecek kadar hastalandı. Daha sonra ise Philipos isimli genç bir hekimin hazırladığı iksirle iyileşti.

KİLİKYA KAPILARI (GÜLEK BOĞAZI)

TARSOS (TARSUS)

GEÇİŞ RAHAT, GİRİŞ TEHLİKELİ

İskender’in Gülek Boğazını rahatlıkla geçtiği yerden bugün otoyol geçiyor (üstte). Girip üşüttüğü için ağır hastalanmasına yol açan Tarsus Çayı önüne ise uyarı levhası konmuş!

SOLOİ (VİRANŞEHİR)

Savaştan önce dinlendi eğlenceler düzenledi

Sağlığına kavuşan Büyük İskender Soloi’de (Viranşehir, Mersin) konakladı ve sağlık tanrısı Asklepios’a kurbanlar sundu; tören alayı düzenleyip eğlenceler tertip etti. Buradan dağlardaki Kilikya yerleşimlerine akınlar düzenledi. Ceyhan nehri ağzındayken, Pers kralı Darius ve 100 bin kişilik ordusunun kapılarından geçtiği Kilikia’ya iki günlük mesafede olduğu, Amik ovasında tertiplendiği haberini aldı, hemen savaş konseyini topladı. Tarsus ve Soloi’de sağlık sebebiyle (veya keyfinden) uzun süre kalan Büyük İskender’i muharebe için en uygun yer olan Amik ovasında bekleyen Darius, danışmanlarının bütün ısrarına rağmen genç Makedon kralın peşine düşmeye kalkınca savaşın kaderi değişti.

TARİHSEL MUTLULUK

Soloi’de bugün de neşe var. Roma dönemi kalıntıları üzerinde akşam güneşinin tadını çıkaran kadınlar.

İSSOS (DÖRTYOL) PAYAS

Dar alanda avlanan Persler

İskender’in 40 bin kişilik ordusu önce İssos (Dörtyol yakınları) şehrinde konakladı. Güneye yönelip, o zaman henüz kurulmamış olan, daha sonra adını taşıyacak Alexandria ad Issum (İskenderun) şehrinin kuzeyinden, Myriandros şehrine geldiler. Amacı, Belen geçidinden geçip Darius’un ordusu ile Amik ovasında karşılaşmaktı. Eğer bu ger- çekleşseydi savaş arabaları ve süvarileri bulunan 100 bin kişilik Pers ordusu, Amik ovasının düz ve geniş alanlarında çok daha iyi manevra yapıp İskender’in sayıca az kuvvetlerini kuşatıp yok edebilecekti. Ama Darius danışmanlarının kurbanı olacak; İskender’i aramak için kuzeye hareket edecek ve meydan savaşında avantajlı olacağı alanı terk edecekti.

Pers ordusunun konumunu öğrenen İskender, ordusunun cephesini kuzeye yöneltti ve Pinaros (Payas) çayının Amanosların dik yamaçlarından ovaya inip Ak- deniz’e karıştığı çok dar bir mevkide, çayın güney kıyısında savaş tertibi aldı. Bu dar alandaki muharebede Persler süvari ve savaş arabalarını etkin bir manevra ile kullanamadılar. İskender çatışmaların en kritik anında, seçkin süvariler ile Payas çayının doğusundaki yamaçlardan nehrin karşı tarafına geçerek direkt düşman karargahına taarruz edince Darius kaçtı; lidersiz kalan ordusu da Makedon askerleri tarafından biçildiler.

İssos zaferi sonrası , İskender’in hem Batı’nın hem Doğu’nun hakimi olmasının yolu açıldı. Muzaffer komutan Hindistan’a dek uzanan fetihlerine devam edecekti.

PERSLERİM AĞA DÜŞTÜĞÜ YERDE

İssos Savaşında dökülen kanın aktığı kıyılarda, bugün ağır sanayinin faaliyet gösterdiği Payas Çayında, gençler -belki de Antiokhus kumandasında bir askerin okunu attığı yerde- serpme atıp balık avlıyor. Arka planda savaş coğrafyası.

Zülkarneyn efsanesi ve ‘Müslüman İskender’

NECDET SAKAOĞLU

İlk Batı-Doğu imparatoru İskender’le (öl. MÖ 323), Hicaz-Arap dünyasında yeni bir dinin müjdecisi olan Hz. Muhammed (öl. 632) arasındaki zaman 955 yıl. İskender pagan, hatta tanrıyım demiş. Ortamı ve yaşantısıyla İslamiyet-Arabistan arasında ilgi kurulamaz. Öyleyken, İslâm dünyasındaki yeri peygamberlik düzeyinde. İskender ve Zülkarneyn’i, Doğu-Batı kaynaklı bilgi ve söylenceler, çözümü zor bir karmaşıklıkla sarmalamış. Kur’an’daki Kehf suresindeki Zülkarneyn’in İskenderliği, müfessir tarihçilerin yorumu. Tanrının İskender’e peygamberlik verdiğine inanan yorumcular da olmuş; Kehf Suresindeki “Dekiyâ Zülkarneyn…”, “ Dediler ki ey Zülkarneyn…” diye başlayan âyetler, peygamberliğinin kanıtları sayılmış. “Eğer peygamber olmasaydı Tanrı ona hitap etmezdi” diyenlere karşılık “bu açık hitap değildir” diyen yorumcular da var. Kaynakları, sözlü-nakilci aktarımlar olan Tâberî (öl. 923), Tarihü’l-Ümem ve’l-mülûk (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi) adlı eserinde İskender-Zülkarneyn bahsinde şu bilgileri verir: “Bu İskender’in lakabına Zülkarneyn derler. Mağribi (batıyı) ve Maşrıkı (doğuyu) temaşa eyledi. Karn diye Arapça boynuza derler. O sebepten, cihanın bir köşesi şark bir köşesi garptır. İkisini de gördüğü için Zülkarneyn dediler. Maşrık tarafında iki dağın arasında bir set yaptı. Yecüc ve Mecüc’ü geçmekten men eyledi…”

Zülkarneyn’i İskender diye tanımlayan Kur’an yorumcusu Kadı Beyzavî de (öl.1291) , “İskender, peygamberliği kesin olmasa da iyi bir mümin, Zülkarneyn de sıfatıydı” diyerek açık kapı bırakmış. İki cihanın hâkimiyetine ulaştığından, cihangirliğinin simgesi olmak üzere tâcında iki “karn” (boynuz) varmış, bundan dolayı “iki boynuzlu” anlamında “Zülkarneyn” denilmiş.

Boynuzlu taçla betimlenmiş İskender kabartmalı gümüş sikke, MÖ 3. yüzyıl. British Museum

Hafid Efendi, açımlı Galatat sözlüğünde (H.1221) “Büyük bir melikin ismidir. İmanında ve doğruluğunda ittifak, nebiliğinde ihtilaf vardır. Zülkarneyn adı verilmesi bir kavmi iki defa İslâma davetinden veya başının iki yanında boynuz gibi örülmüş saçındanmış. Bir rivayette de ‘koç gibi yiğitliği’ miğferinde iki boynuzu olduğundanmış” demiş.

Aristo’nun İskender için yazdığı öğüt kitabının Arapçası Kitâbü’r-Riyase ve fi’s-Siyase’yi, Nevâlî (16.yy) Ferruhnâme adıyla Türkçeye çevirmiş. Bu eski yazma kaynak,İskender’egiydirilenİslâmi kimlikten doğrudan söz etmemiş. Daha önemli Türkçe bir kaynak, Osmanoğullarının da ilk tarihlerinden sayılan Ahmedî’nin (öl. 1412?) İskendernâme mesnevisidir. Bu ve başka Türkçe ve Farsça İskendernâmeler, İskender’in yaşamı, savaşları üzerine kurulmuş manzum destansı eserlerdir.