Truva’dan sonra Doğu’nun Batı’ya karşı en büyük seferi, MÖ 481 senesinde Amasya Oluz Höyük civarındaki büyük toplanmadan sonra başladı. I. Kserkses komutasındaki devasa Pers ordusunda, bugünkü Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasından “72 millet”, yaklaşık 5 milyon asker bulunuyordu. “300 Spartalı”dan hemen önceki zamanlar… 

Herodotos’un MÖ 5. yüzyılda kurduğu tarih sahnesinin iki büyük aktörü Yunanlılar ve Perslerdi. İskitler ile Mısırlılar ise yardımcı rolleri üstlenmiş gibi görünmektedir. MÖ 546’da Önasya’nın yeni efendisi olan Akhaimenid İmparatorluğu ile ona bağlı krallıklar, sık sık isyan eden Yunanistan’ı hedef olarak belirlemişlerdi. Yunan sitelerine ilk seferi I. Darius yapmıştı. 

Ancak Yunanlıların beklenenden daha zorlu bir düşman olduğunun anlaşılması uzun sürmedi. Kent devletlerinin direnişi ve coğrafi engeller yüzünden yıpranan Pers ordusu ünlü Marathon Savaşı’nda (MÖ 490) bozguna uğradı. 

Babası Darius’un Yunanlılara karşı başlattığı savaşı sürdürmek isteyen I. Kserkses’in Yunanistan Seferi (MÖ 481-480), modern hayatımıza “300 Spartalı” sinema filmi ile oluşturulan algı çerçevesinde yerleştirilmiştir. Hikayeye göre “Spartalı Leonidas” ile 300 savaşçısının, sayıları birkaç milyon olan Pers ordusunu Atina’nın kuzeybatısındaki Thermopylae Geçidi’nde oyalaması sonucunda, Yunan halkı kentlerden değerli eşyaları ile birlikte kaçma olanağı bulmuş, boş kentlere giren Persler gerçek bir zafer kazanamamıştı. 

Büyük buluşma  Bugünkü İran ve Ortadoğu üzerinden gelen Kserkses komutasındaki kuvvetler, yine bugünkü Amasya-Çorum karayolunun 3 km. güneyinde yer alan Oluz Höyük’te buluşmuşlar ve ordugah kurmuşlardı. Artık hedef Yunanistan’dı. 

Burada Batı’nın anlatmadığı ya da anlatmak istemediği çok daha önemli bir husus vardır: Doğu dünyasının sayıları 50’yi bulan halklarının Kserkses önderliğinde Batı’yı ele geçirme düşüncesi. Yani tarihin Truva Savaşı’dan sonraki en büyük Doğu-Batı mücadelesi. 

Bugüne değin yapılmış çalışmalar, Yunanistan Seferi’nin Batı Anadolu ile Kıta Yunanistan güzergahını ayrıntılarıyla anlamamıza yardımcı olmuştur. Öte yandan küçük bir ordu ile MÖ 481’in yaz ayları sonunda Persepolis’ten yola çıkan Kserkses’in, Kelainai’ye (Dinar) geldiğinde ordusunun devasa bir sayıya ulaşmasının hikayesi, maalesef bugüne değin merak konusu edilmemiştir. 

Oluz Höyük’te milyonlar toplandı Oluz Höyük ve Amasya ovası, Doğu’dan gelen milyonlara ev sahipliği yapmıştı. Kserkes komutasındaki ordunun 5 milyon kişi (Herodotos’a göre 2.6 milyon) olduğu ve yaklaşık 50 farklı halktan oluştuğu tahmin ediliyor. 

MÖ 481 sonbaharında, Doğu Armenia Satraplığı’nın başkenti Thosp’a (Van Kalesi) ulaşan Kserkses, kadim Urartu başkentinin (Tuşpa) güney yüzüne devasa bir kitabe yazdırdı. Uzun süre Thosp’ta konaklamayan kralın sonraki durağı, büyük olasılıkla Akilisene (Erzincan-Altıntepe) olmuş gibi görünmektedir. Kserkses’in, Erzincan sonrası güzergahını Sebastea (Sivas), Zela (Zile) ve Kritalla oluşturmuştur. Kışı Kritalla’da geçirdiği anlaşılan Kserkses, MÖ 480 yılının erken bahar aylarında Kelainai (Dinar) için harekete geçmiş olmalıdır. 

Herodotos, Kserkses’in (MÖ 486-465) komutasındaki bütün birliklerin toplanma yeri için, Kritalla’nın (Kritales) seçildiğini belirtmektedir. Kserkses ordusuyla Halys’i (Kızılırmak) geçip Frigya’ya ve bu bölgenin toprakları içinde yürüyerek de Kelainai’ye varmıştır. Bu çok önemli tarihî coğrafya bilgilerinden, Kızılırmak’ın geçildiği toprakların Kappadokia, Kritalla’nın da bir Kappadokia kenti olduğu sonucu çıkmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki Perslerin binlerce kilometreyi bulan uzun Yunanistan seferi, Kritalla ve Kelainai gibi merkezî alanlarda ordugahlar oluşturarak, devasa sayıda askeri sağlıklı biçimde toparlama ve organize etme üzerine kurgulanmıştı. 

Büyük Pers ordusunun hangi uluslardan oluştuğunu irdelemek, dolaylı da olsa Kritalla’nın Anadolu Demir Çağı tarihi coğrafyasındaki yeri ile önemini anlamamıza olanak sağlayacaktır. Yunanistan seferini yapan ordu, Perslerin yanısıra imparatorluğun çeşitli uluslarından oluşmuştu. Herodotos’un bahsettiği üzere ordunun tüm birlikleri, yani Kappadokia’ya uzak ya da yakın tüm ülkelerin askerleri için Kritalla bir toplanma yeri olarak belirlenmişti. Yakın bölgelerdeki Sakalar (İskitler), Paflagonyalılar, Matienler, Armenialılar, Frigler, Moskhiler, Tibarenler, Makronlar, Mossynoekler, Alarodlar (Urartular), Saspyrler ve Suriyelilerin yanı sıra, daha uzak bölgelerdeki Medler, Elamlılar, Hyrkanialılar (Türkmenistanlılar), Assurlular, Khaldeliler (Babilliler), Baktrialılar (Afganistanlılar), Hintliler, Etiyopyalılar, Parthlar ve Araplar da orduya Kritalla’da katılmış olmalıydılar. 

Farklı etnik gruplarının oluşturduğu birliklerin her birinin ulusal askerî giysi ve silahlarıyla Pers ordusuna katıldıklarını Herodotos ayrıntılı olarak aktarmaktadır. Anadolu’nun doğu yarısı için toplanma ve buluşma yeri olarak belirlenmiş Kritalla’nın birtakım özelliklere sahip olması gerekiyordu; merkezî bir konumda bulunması ve ordugah altyapısı için elverişli arazilere sahip olması gibi. Kritalla’nın seçiminde, burasının Perslerce iyi bilinen, kendilerine siyasi, kültürel ve dinsel olarak yakınlık hisseden insanların yaşadığı bir yer olması gibi diğer hususlar da önemli görünmektedir. Bununla birlikte, Önasya’nın büyük kralını ve onun onlarca değişik ulustan devasa ordusunu misafir eden Kritalla’nın, önemli gelirleri ve hammadde kaynaklarına sahip, altyapısı güçlü ve varlıklı bir kent olduğu da düşünülebilir. 

Sapanla atılan kurşun taneler 


Pers ordusuna ait kurşun sapan taneleri, Oluz Höyük kazılarında bulunan en önemli tarihî-arkeolojik kanıtlardan sayılıyor. Kserkses’in bu büyük seferi, farklı millet ve etnik grupların her birinin ulusal askerî giysi ve silahlarıyla Pers ordusuna katıldığı bir seferdi.
Oluz Höyük kazı arşivi  

Oluz Höyük’ün de konumlanmış olduğu Geldingen Ovası, günümüzde İran yolu olarak bilinen Tosya – Amasya – Erzincan – Erzurum karayolunun antik dönemdeki güzergâhı üzerindedir. Amisos’un (Samsun) hinterlandında yer alan Geldingen Ovası, ayrıca Anadolu’nun kuzey – güney yolu üzerinde olup, üzüm ve buğday gibi temel tarımsal ürünlerin kolayca yetiştiği, kuşlar, av hayvanları ile balığın bol olduğu bir bölgedir. Hitit döneminden itibaren (MÖ 1500) varlığını izleyebildiğimiz bir göl ya da doğal hayatı zengin sulak bir alana sahip Geldingen Ovası ile Çekerek (Skylax) Nehri’ne doğru uzanan Oluz Höyük’ün güney ve güneybatısındaki alan, binlerce asker ve askerî kamp için oldukça uygun bir bölge görünümündedir. Bu alanda onbinlerce askerin rahatlıkla kamp yapabileceği ortam ve su kaynakları mevcuttur. 

Oluz Höyük ve Geldingen Ovası’nın, Kappadokia ve yakın çevresinde yaşayan bu ulusların kolaylıkla ulaşabileceği bir konumda yer almış olması oldukça önemli bir husustur. Ayrıca, Kritalla olabileceğini düşündüğümüz Oluz Höyük’te, bugüne değin sayısı 52’yi bulan kurşun sapan taneleri ile tunç 9 okuçu, Pers savaşları dönemini karakterize eden mükemmel bulgulardır. Bu olay Kritalla’nın Anadolu askerî tarihindeki önemini gösterdiği gibi, Yunanistan seferi öncesi Pers ordusunun da çıkış noktası olduğuna işaret etmektedir.

Van’daki kitabe 2498 yıllık Yunanistan seferi sırasında batıya yönelecek Kserksek’in en önemli duraklarından biri de Van’dı. MÖ 481 sonbaharında, Doğu Armenia Satraplığı’nın başkenti Thosp’a (Van Kalesi) ulaşan Kserkses, kadim Urartu başkentinin (Tuşpa) güney yüzüne devasa bir kitabe yazdırmıştı.

1555’te Avusturya elçisi olarak Osmanlı topraklarına gelen ve 1556’da Kanunî Sultan Süleyman’ın Amasya’da huzuruna kabul ettiği Ogler Ghislain de Busbecq, Mayıs ayında kente varmış, Haziran’da ise ayrılmıştır. Amasya’dan İran elçisi ile birlikte yola çıkan Busbecq, batıya yöneldiğinde Türk karargahının dipdibe kurulmuş çadırlarla bugünkü Gelgingen olduğu anlaşılan ovanın dört bir yanına dağılmış olduğunu belirtmiştir.

Amasya’nın İran ve Nahcivan seferlerinde Osmanlı ordusu için çok önemli bir merkez olduğunu, Kanunî Sultan Süleyman öncesindeki gelişmelerden de anlayabilmekteyiz. Yavuz Sultan Selim 1514 yılında Tebriz yakınlarında gerçekleşen Çaldıran Savaşı dönüşünde Amasya’da konaklamış ve bir kısım askeri ile ordugâhını bu kentte kurmuştur.

Osmanlı döneminden geriye doğru bir modelleme yapıldığında, İran seferi için bekleyen çok büyük bir ordunun ordugâh kurabildiği Oluz Höyük yakın çevresinin, Osmanlı ordusundan yaklaşık 2000 yıl öncesinde, büyük Pers kralı Kserskses’in komutasındaki başka bir büyük orduyu ağırlamış olması çok doğal bir durumdur. Bu noktada ortaya çıkan ve değerlendirilmesi gereken diğer bir konu, Amasya, Oluz Höyük ve Geldingen Ovası’nın Anadolu, İran ve Nahcivan bağlantısındaki kritik ve hayati konumudur. Günümüzde İran yolu üzerinde bulunan Amasya’nın, Anadolu’dan İran’a ya da İran’dan Anadolu’ya gerçekleştirilen askerî seferlerde konumu, uygun ekosistemi, su kaynaklarının zenginliği, geniş ve bereketli toprakları ile ordugâh kurulmasında kullanıldığını izleyebilmekteyiz.

Kritalla’dan hareket ederek Kelainai’ye ulaşan orduya, burada Lydialılar, Mysialılar, Thrakialılar ve Pisidialılar da katılmış olmalıdır. Kelainai’den Sardeis’e (Salihli) geçen Kserkses, buradan da Çanakkale Boğazı’nın (Hellespontos) önemli kenti Abydos’a ulaşmıştır. Boğaz kıyısında birbirine eklenmiş 674 gemiden oluşan iki köprü kurarak, devasa ordusunu bir hafta içinde Avrupa topraklarına nakletmeyi başarmıştır. 

Herodotos, Kserkses’in ordusunu överken, Truva Savaşı’ndaki Akhaların ve hatta babası Darius’un ordusunun çok daha küçük kaldığını belirtmiştir.