Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.
0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Osmanlılardan cumhuriyete Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a

Başta deprem olmak üzere, doğal felaketlerde insani yardım yapma fikri ve bunun örgütlenerek uygulanması sadece 1862’den beri var. Savaş meydanlarında yaralanan-hastalanan askerlere yardım girişimleri, giderek Kızılhaç, Hilal-i Ahmer, Kızılay adları altında sivil felaketzedelere de el uzatılmasına yolaçtı. Türkiye tarihinde en düzenli ve tatmin edici yardımlar Kızılay tarafından yapıldı.

Henry Dunant 24 Ha­ziran 1859 tarihin­de Fransa ve Sardinya Krallığı’nın Avusturya’yla sa­vaştığı Solferino’da İsviçreli bir gezgindi. Savaşta tanık olduk­ları, Bir Solferino Hatırası adıy­la 1862’de yayımlandı. Savaşın gerçekleri içinde birer katile dönüşen sıradan insanlar ka­dar, “insanlık namına” dedirten hadiseler de vardı. Bu çarpıcı paradoks, hasta ve yaralı asker­lere savaş alanında dahi yardım edilmesinin bir insanlık görevi olduğunu gözler önüne seriyor­du ve bu yönde atılacak adımlar için fazla beklenmeyecekti.

Şubat 1863’te Cenevre’de “Hayır Cemiyeti” öncülüğün­de yapılan, Ekim 1863’te Avru­pa’dan 16 ülkenin katıldığı bir toplantının ardından, Ağustos 1864’te bir kongre düzenlendi. Bu kongrenin sonunda, savaş sırasında sağlık görevlilerinin durumları ile yaralı asker ve hal­ka yapılacak yardım konularını içeren Cenevre Sözleşmesi (22 Ağustos 1864) imzalandı. Söz­leşmeye konu olan insani yar­dımlar sadece savaş alanlarını değil, doğal afetler, salgın hasta­lıklar gibi olağanüstü durumla­rı da kapsıyordu. Sözleşmenin 7. maddesinde sahra hastanele­rinin ayırt edilmesini ve zarar görmemesini sağlamak üzere bir Kızılhaç amblemi oluştu­ruldu.

Konferansa katılmamış olan Osmanlı Devleti, 5 Temmuz 1865 tarihinde Cenevre Söz­leşmesi’ni imzalandı. Sözleş­meyi imzalayan her ülke kendi teşkilatını kurmaya başlamıştı. Paris’te 1867’de toplanan Mil­letlerarası Kızılhaç Kongresi’ne Osmanlı Devleti adına Mekte­b-i Tıbbiye hocası Dr. Abdullah Bey katıldı. Kongre ertesinde ise, 11 Haziran 1868’de “Mecru­hin ve Marda-yı Askeriyeye İm­dat ve Muavenet Cemiyeti” (Os­manlı Hasta ve Yaralı Askerleri Kurtarma ve Yardım Cemiyeti) kuruldu. Cemiyetin ilk başkanı Mekteb-i Tıbbiye Nazırı Mar­ko Paşa, ilk genel sekreteri Dr. Abdullah Bey’di. Kurucular, ara­larında o dönemki başkomutan Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa ve Tabipler Birliği Başkanı Kırım­lı Aziz Bey’in de bulunduğu 38’i doktor olmak üzere 66 kişiydi. Sultan Abdülaziz ve Pertevni­yal Valide Sultan tarafından da desteklenen derneğin kuruluşu, 1869’da Berlin’de toplanan ulus­lararası Salib-i Ahmer Kong­resi’nde duyuruldu. Henüz bir varlık gösteremeyen ve Dr. Ab­dullah Bey’in ölümünden sonra 1874’te dağılan cemiyet, iki yıl sonra Balkan Savaşları’nda orta­ya çıkan zaruret üzerine tekrar faaliyete geçirilecekti.

Hilal-i Ahmer Cemiyeti, Çanakkale Savaşı’nın tüm cephelerinde yaralı askerlerin tedavi, bakım ve sevkini üstlenmişti.

8 Temmuz 1876’da Osmanlı Ordusu Balkanlar’da çıkan Sırp isyanını bastırma çabasındaydı. Uluslararası Kızılhaç Komite­si Başkanı Gustavo Moyiner ta­rafından “İstanbul’da Kızılhaç benzeri bir cemiyet kurulursa diğer Kızılhaç cemiyetlerinin de Osmanlılara tıbbî yardımlarda bulunabileceği” deklare edildi. 13 Temmuz 1876’da Sadrazam Mehmed Rüştü Paşa’nın emriy­le yapılan toplantıda, Cenevre Sözleşmesi’ni esas alan bir ce­miyetin kurulmasına karar ve­rildi.

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin 12 Ağustos 1876 tarihli toplan­tısında, derneğin kullanmak durumunda olduğu uluslarara­sı amblemin aynı zamanda bir Hıristiyanlık sembolü olması nedeniyle sorun oluşturduğu ve haç yerine hilâlin uygun olacağı dile getirilmişti. Marko Paşa, bir çözüm olarak haç işaretini kü­çültüp yanına bir hilal eklemek yoluna gitmiş olsa da Kırımlı Aziz Bey hilalin tek amblem ola­rak kabul edilmesinde ısrarlıydı.

2. Abdülhamid’in 1876’da tahta çıkmasının ardından pa­dişah himayesinde ilk toplan­tısını Beşiktaş Sarayı’nda dü­zenleyen Mecruhin ve Marda-i Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti, 14 Nisan 1877 tari­hinde, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti adını alarak resmen kuruldu. Cemiyet, aynı yıl çıkan 1877-1878 Osmanlı-Rus Sava­şı sırasında ilk ciddi imtihanını verecekti. Bu savaşta yaralılara yeterli yardımın yapılamaması ve ordunun sürekli kan kaybet­mesi, Hilal-i Ahmer için aslın­da geç bile kalınmış olduğunu göstermişti. Plevne müdafaa­sında da varlık gösteren cemi­yet, İstanbul’da cephe ve cephe gerisinde irili-ufaklı 28 Hilal-i Ahmer Hastanesi kurmuş, 4 bi­ne yakın yaralıya bakmıştı. Ağır kayıplarla çıkılan savaşın ar­dından 2. Abdülhamid meclisin kapatılmasını emretmiş, birçok kurum ve kuruluşla birlikte Hi­lal-i Ahmer Cemiyeti’nin de ça­lışmaları kısıtlanmıştı. Cemiye­tin parası Osmanlı Bankası’na yatırıldı ve faaliyetlerine 20 yıl boyunca ara verildi.

1897’de Osmanlı-Yunan Sa­vaşı’nda yegane faaliyeti kirala­dığı iki hastane vapuru ile hasta ve yaralı askerlerin İstanbul’a taşınması olan cemiyet, sa­vaş bittiğinde yeniden dağıldı. 1907’de Londra’da düzenlenen Milletlerarası Kızılhaç Konfe­ransı’na Osmanlı delegesi olarak katılan Dr. Besim Ömer, burada “hilal” sembolünün tanınması için girişimlerde bulunmuş ama sonuç alamamıştı. Hilalin ulus­lararası kabulü ancak 1912’de Washington’da düzenlenen Mil­letlerarası Kızılhaç Konferan­sı’nda mümkün olacaktı.

1910 yılına ait Hilal-i Ahmer broşüründe ilkyardıma ilişkin temel bilgiler, illüstrasyonlar eşliğinde aktarılmış.

Hilal-i Ahmer Cemiyeti, Meşrutiyet’in ilanından sonra yeniden teşkilatlandı. 20 Nisan 1911 tarihinde Sadrazam Hakkı Paşa’nın başkanlığında 30 kişi­lik yönetici kadrosu seçildi ve Tophane’de üç katlı bir bina ilk idare merkezi olarak cemiyete tahsis edildi. 10 Mayıs 1912’de bu defa Washington Milletlera­rası Kızılhaç Konferansı’na Os­manlı delegesi olarak katılan Dr. Besim Ömer, izlenimlerini ve yapılmasını gerekli gördüklerini rapor ederek dernek yönetimi­ne sundu. Besim Ömer Paşa’nın raporunda, Japon Kızılhaç Ce­miyeti’nin savaşta yaralanan ve hastalananlara yardım edilme­sinin ötesinde, savaşdışı zaman­larda ortaya çıkan afet durumla­rında felaketzedelere ve ihtiyacı olanlara da yardım edilmesi yö­nündeki teklifi de yer almak­taydı. Kızılhaç Teşkilatı’nın dünya genelinde yaptığı yardım faaliyetleri ayrıca belirtilmiş; Fransa’daki sel felaketi sırasın­da yapılan yardımlar, tüberküloz gibi hastalıklara karşı yürütülen mücadeleler de örnek olarak ve­rilmişti.

Trablusgarp Savaşı sırasında yardım faaliyetlerinde bulun­maya başlayan cemiyetin 26 Ka­sım 1912 tarihinde düzenlediği 3. olağanüstü kongresinde Dr. Besim Ömer başkanvekili olarak atandı. Savaşlar ve savaşların meydana getirdiği göçler Hilal-i Ahmer’e tecrübe kazandırmıştı; savaşlar haricinde doğal afetle­re uğrayan bölgelere de yardım götürülüyordu. Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti, 1923’te Türki­ye Hilal-i Ahmer Cemiyeti adını aldı. 1935’te Atatürk tarafından verilen Türkiye Kızılay Cemiye­ti adını aldı ve 1947’de Türkiye Kızılay Derneği oldu.

1914 Isparta-Burdur

4 Ekim 1914 tarihinde saat 00.05’te Isparta-Burdur hattın­da meydana gelen depremde 2.344 kişinin öldü, 681 kişi yara­landı. Burdur’daki evlerin üçte ikisi yıkıldı; üçte biri ağır hasar aldı. Isparta’da Pamuk Hanı’nda çıkan yangında sağlam kalan ev­ler ve dükkanlar da yandı. O sı­rada Burdur’da bulunan Konya Valisi Azmi Bey, İçişleri Bakan­lığı’na çektiği telgrafta şunları yazdı: “Şehrin dörtte üçü harap, gece barınacak hiçbir şey yok. Birçok yaralının yarasını sara­cak tabibimiz ve ilacımız kâfi değildir. Felaketin derecesini tasvir edemem. Çadıra, doktora, ekmeğe ve ilaca ihtiyaç vardır. Hareket hâlâ oldukça şiddetli devam eylemektedir”.

Bakanlığın aynı gün Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’ne gönderdiği yazı üzerine acilen oluşturulan Dr. Nâfiz Bey başkanlığındaki İmdat Heyeti, depremzedele­re verilmek üzere eşya ve tahsis edilen 500 lira ile yola çıktı; 5-25 Ekim 1914 tarihleri arasında 20 gün deprem yerinde görev yaptı. İmdat Heyeti, yanlarında taşı­dıkları eşyalarla birlikte İstan­bul’dan Bandırma’ya cemiyetin Edremit vapuru ile gelmiş, bu­radan demiryoluyla İzmir’e geç­miş, İzmir’den trenle Isparta’ya ulaşmıştı. Burdur’da dağıtılacak eşyalar arabalarla nakledilmişti. Heyetin yanında ilkyardım mal­zemeleri, tıbbi aletler ve ilaçlar, çadır, yorgan, çamaşır ve erzak­lardan oluşan 60 balya malze­me vardı. Isparta’ya varıldığında telgraf çekildi: “Deprem felaketi azdır. Yaraların sarılmasına çalı­şılacaktır”.

Hilal-i Ahmer Cemiyeti ta­rafından Isparta’da 140 aileye, Keçiborlu’da 80 aileye 100’er ku­ruş dağıtıldı. Sayıları 413’ü bu­lan dul kadınlar ve yetimlerine para yardımı yapıldı. Burdur’da 138 depremzede aileye 100’er kuruş para dağıtıldı. Cemiyetin Kastamonu şubesi 10 adet Os­manlı lirası, Amerikan Kızılha­çı 672 küsur lira nakdi yardım­da bulundu. Yine Hilal-i Ahmer depolarından yiyecek ve gazyağı ile kıyafet-barınma malzemeleri gönderildi. Haydarpaşa İstasyo­nu’ndan gönderilen 50 çadır, ev­lerin bahçelerinde kurulmuş ve 100’e yakın baraka da Isparta’da barınma sorununun giderilme­sine önemli katkı sağlamıştı. Yaralılar Hilal-i Ahmer Cemi­yeti’nin kurduğu çadır hasta­nelerde tedavi edilirken İzmir ve Konya’dan sağlık görevlileri ve tıbbi malzemeler gönderildi. Sargı, ipek iplik, alkol gibi sıhhi malzemeler Hilal-i Ahmer ec­zanesinden tedarik edildi; dep­remde ölenler birkaçı birarada olacak şekilde defnedildi.

İmdat Heyeti’ne harcama­ları için toplam 54.723 kuruş tahsisat ayrılmıştı. Bu tahsi­satın 41.300 kuruşu 413 aileye yapılan para yardımıydı. 2.080 kuruş heyet istihkaklarına ve 6.549 kuruş telgraf, et, süt, eşya, vapur kiralama gibi harcama­lara gitmiş, geriye kalan 4.794 kuruş Hilal-i Ahmer veznesi­ne 25 Ekim 1914 tarihinde iade edilmişti.

Isparta Mutasarrıfı Sırrı, 16 Ekim 1914 tarihinde gönderdiği telgrafta Hilal-i Ahmer Cemi­yeti’ne Isparta halkı adına şük­ranlarını sundu. 18 Ekim’de de Isparta Belediye Başkanı da Is­partalılar adına Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne teşekkürlerini içe­ren bir telgraf çekti.

1928 yılında, Karaman’daki Hilal-i Ahmer Ambarı’ndan ihtiyaç sahiplerine buğday dağıtılıyor.

1924 Erzurum

Erzurum şehri 1924’te üç dep­rem yaşadı; 13 Mayıs ve 6 Ey­lül’de meydana gelen depremle­rin ardından 13 Eylül’de 6.8 bü­yüklüğündeki deprem 221 can kaybına ve yüzlerce binada ağır hasara neden oldu.

Deprem haberini Trabzon’da alan Gazi Mustafa Kemal, Ana­dolu gezisi programını iptal ede­rek Erzurum’a gitme kararı aldı. Depremin hemen ardından ma­halli olarak başlayan ilk yardım çalışmalarını İçişleri Bakanlı­ğı’nca kurulan “Hareket-i Arz Felaketzedegânı Komisyonu” takip etti. 17 Eylül 1924 tarihin­de Erzurum Valisi Zühtü Bey yardım çağrısında bulunuyordu: “… Kuruluşundan beri çaresiz­lere şefkat ellerini uzatan, acıla­rını dindirmeye çalışan Hilal-i Ahmer Heyeti muhteremesin­den enkaz altından kurtarılan, yağmurlu hava altında bulunan altı köyün iki yüz elli haneden ibaret çaresizlerine iki yüz el­li çadırın süratle gönderilme­sini, iaşe ve elbise yardımlarını önemle rica ve istirham ederim efendim”.

Hilal-i Ahmer Cemiyeti ilk etapta 1000 adet battaniye, ça­dır, çamaşır, çorap ve avcı yele­ği gönderdi. Bölgeye 25 Eylül’e kadar, 50’şer kişilik 50 çadır, 100 İngiliz çadırı, battaniye, 500 fanila, gömlek ve 200 kat elbi­se yanında büyük miktarda ilaç ve tıbbi malzeme gönderildi. 1 Ekim günü toplantı yapan Gazi Mustafa Kemal 10 bin, eşi Lati­fe Hanım 10 bin, milletvekille­ri 3’er bin, diğer görevliler 100- 200 lira yardımda bulundu.

Yine 1 Ekim 1924’te Ulusla­rarası Kızılhaç Komitesi Cenev­re’de “Erzurum Felaketzedele­rine Yardım Çağrısı” yayımladı. Fransa hükümeti, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa, Japon-Ame­rikan-Yugoslavya-Estonya-Uk­rayna-Brezilya- Rusya Kızılhaç örgütleri doğrudan ya da Hilal-i Ahmer Cemiyeti aracılığı ile pa­ra yardımında bulundu.

20 Eylül 1924 tarihinde Cumhuriyet gazetesi bir yar­dım kampanyası başlatmış, ilk yardımı İstanbul Belediyesi yapmıştı. Zonguldak ve Edir­ne Belediyeleri, Kasım Efen­di, Konya Mebusu Refik Bey, Resimli Ay ve Resimli Hafta mecmuaları para yardımında bulunmuş, Erzurum için tüm Türkiye seferber olmuştu.

 Mustafa Kemal Paşa, depremde zarar gören halk ile beraber, Hasankale (Pasinler) Erzurum, 2 Ekim 1924.

1939’dan 1999’a…

Cumhuriyet döneminde Tür­kiye coğrafyasında çok sayıda deprem meydana geldi. Bunlar­dan 6.5 ve daha üzerinde olan­larda, resmî rakamlara göre 600-4.000 arasında insanımızı kaybettik. 1939 Erzincan dep­remi, 60 sene sonra 1999’da ya­şanacak Gölcük depremine ka­dar ülkenin yaşadığı en büyük doğal felaketti.

27 Aralık 1939 gecesi, saat 01.57’de 7.9 büyüklüğünde öl­çülen Erzincan depremi çok soğuk bir kış gününde meyda­na geldi. Resmî rakamlara göre 32.968 kişi hayatını kaybetti; 116.720 bina tamamen yıkıldı. Depremde Erzincan postane­si de yıkılmıştı; şehirden 14 km. uzakta Dumanlı istasyonundan saat 06.30’da istasyon memuru Cenan Bey tarafından başkente çekilen ilk telgrafta şiddetli bir deprem olduğu, devlet binala­rı ve bütün evlerin yıkıldığı, çok sayıda insanın öldüğü bildirili­yordu.

Bütün şehir enkaz yığını hâ­linde, binlerce kişi enkaz altın­da, kurtulanlar sokaklardaydı. Piyade ve topçu kışlaları ayakta kalmıştı; askerler enkaz altın­dan kalanları kurtarmaya ve çıkan yangınları söndürmeye koşmuştu. Kar yağışı nedeniyle kara yolundan ulaşım imkan­sızdı ve demiryolunun bazı hat­ları ile telefon ve telgraf hatları da çalışmıyordu.

30 Ekim 1983’te, Erzurum ve çevresinde büyük hasara ve önemli ölçüde can kaybına neden olan depremde, Kızılay harekete geçerek felaketzedelerin yaralarını sarmaya çalışmıştı.

Kızılay Cemiyeti ilk etapta aynı gün 500 çadır, 1.000 bat­taniye, 1.000 gömlek, 1.000 don gibi barınma ve giyecek mad­deleriyle 15 bin lira gönderil­mesine karar verdi. Erzurum ve Sivas Kızılay şubeleri de Erzin­can’a birer vagon un ve ekmek gönderecekti. 28 Aralık’ta İçiş­leri ve Sağlık Bakanları deprem bölgesine gitmek üzere yola çıktı. Aynı gün Sivas’tan ara­ma-kurtarma çalışmaları için gelen 280 işçinin bulunduğu­nu bir imdat treni, Divriği’den ekmek ve sıhhi malzeme de yüklenerek Erzincan’a gitmek üzere yola çıktı. Elazığ’dan da aynı gün trenle ekmek ve sıh­hi yardım gönderildi. Yine aynı günü Korgeneral Abdullah Alp­doğan ile Orgeneral Kazım Or­bay trenle Erzincan’a hareket ettiler ve 100 çadır, 1000 kaput, 1 ton makarna, 2 ton şeker, 100 kg çay, 1 ton kuru üzüm, 1 ton ekmek, 500 kg konserve, ayrıca bir sıhhiye otomobili, bir kam­yon sıhhi malzeme götürdüler.

İlk imdat treni 29 Aralık gü­nü Erzincan’a ulaştı. Deprem­zedelerin beslenme ve barın­ması Kızılay’ın mesuliyetindey­di; şehrin çeşitli bölgelerinde ordunun ve Kızılay’ın çadırla­rıyla barınaklar kuruldu. Div­riği’den gelen maden işçileri de kurtarma çalışmalarına katıldı­lar ve depremin beşinci günün­de dahi enkazdan canlı insanlar çıkardılar. Diğer taraftan ölüle­rin defnine ve yaralıların teda­visine çaba harcandı ve salgın hastalıklar önlenmeye çalışıldı. Sonraki günlerde deprem böl­gesinde enkazın temizlenme­si için İstanbul itfaiyesinden ve cezaevindeki mahkumlardan da yardım sağlanacaktı.

TBMM’de “Millî Yardım Komitesi” kurulmuş; deprem bölgesine yapılan yardımların organizasyonu ve depremzede­lere ulaştırılması için Kızılay görevlendirilmişti. Depremze­deler en çok soğuğa karşı koru­yacak çamaşır, elbise, yorgan ve battaniyeye ihtiyaç duyuyordu. Ankara ve İstanbul’da üniversi­te öğrencileri depremzedelere yardım için para ve giyim eşya­sı toplamış, Erzincan’a ulaştı­rılmak üzere Kızılay’a teslim etmişlerdi. Halkın yaptığı para, eşya ve gıda yardımları da Kızı­lay tarafından deprem bölgesi­ne ulaştırıldı.

Depremden etkilenen şehir­lerde bina hasar tespit heyetle­ri oluşturuldu ve zarar miktarı belirlenen para yardımları Kı­zılay tarafından hak sahiplerine dağıtıldı. Bunun yanısıra şehir hayatının düzeni ve günlük ya­şamın idamesi için doğrudan Kızılay Cemiyeti tarafından ev­ler, barakalar ve dükkanlar inşa edildi.

Erzincan’a çeşitli ülkeler­den de para, giysi, gıda, ilaç, cerrahi malzeme, çadır ve in­şaat malzemesi gibi yardımlar geldi. Hasta ve yaralıların bir kısmı diğer illere nakledilirken çadırlarda kalanların ihtiyaçla­rı Kızılay tarafından karşılan­dı. Kızılay Mayıs 1940 tarihine kadar gıda, giyecek ve temel tü­ketim maddelerinin dağıtımını da yaptı.

Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin kurduğu seyyar mutfaklarda pişen yemekler, çadırlara taşınıyor.

1999 Marmara

24 sene önce 17 Ağustos’ta, sa­baha karşı 03.02’de 7.4 büyük­lüğünde meydana gelen deprem Adapazarı, İzmit, Gölcük, Ya­lova, Çınarcık, İstanbul ve Av­cılar’da çok büyük can ve mal kaybına neden oldu. Resmî ra­kamlara göre 18.373, gayriresmî hesaplamalara göre 50 bine yakın insan hayatını kaybetti. Kızılay derhal bir kriz masası kurdu ve yardımlar Başbakan­lık Kriz Merkezi ile birlikte yü­rütüldü. İlk etapta Türk Hava Kuvvetleri’nin yardımı ile aci­len bölgeye 6.230 çadır, 5.445 battaniye ile 4.613 kg gıda mad­desi gönderildi. 18 Ağustos’ta yurt genelinde yardım kampan­yası başlatılmış, ilk iki gün için­de bölgeye toplam 13.595 çadır, 8.250 battaniye, 18.573 kilo gıda maddesi gönderilmişti.

Bölgeye tam teşekküllü iki seyyar hastane kuruldu. Dört seyyar aşevi çalışmaktaydı. Kı­zılay tarafından Sakarya ve Ko­caeli’nde çadırkentler kuruldu. Çeşitli yardım kuruluşlarınca açılan 90 çadırkentin 72’si Kı­zılay’a devredildi. Kızılay’ın de­polarındaki çadırlar tükenince 23.288 çadır satın alındı.

17 Ağustos 1999 Marmara depremi afet yönetiminde dö­nüm noktası olarak kabul edildi ve yeni bir yapılanmaya gidildi. Sivil Savunma Genel Müdürlü­ğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Türkiye Acil Durum Yöneti­mi Genel Müdürlüğü kapatıla­rak 2009’da çıkarılan 5902 Sa­yılı Yasa ile Başbakanlık’a bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kuruldu. 15 Temmuz 2018’de yayımlanan 4 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararname­si ile Afet ve Acil Durum Yöne­timi Başkanlığı, İçişleri Bakan­lığı’na bağlandı. Bugün, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlı­ğı, afet ve acil durumlara ilişkin tek yetkili kurum olup, afet ve acil durumun niteliği ve büyük­lüğüne göre Genelkurmay Baş­kanlığı, Sağlık Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle faaliyetlerine devam etmekte.

+ yazıları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Devamını Oku

Son Haberler