Almanya’da bir dönem kapanıyor; Merkel bu sonbaharda görevden ayrılıyor. 16 yıldır ülkeyi yöneten Eski Doğu Almanya doğumlu Angela Merkel’in, başlangıcından bugüne ayrıntılı radyografisini, bir dönem Hürriyet Almanya’nın başında da görev yapmış gazeteci Kerem Çalışkan çıkardı. 

Almanya’yı 16 yıldır yöneten Başbakan Angela Merkel, 2021 Eylül seçimiyle politikaya veda ediyor. “Merkel Ana” (Mutti Merkel) çağı kapanıyor. Almanlar öksüz kalıyor. Papazın komünist kızının parlak kariyeri, korona ve aşı krizi nedeniyle Shakespeare trajedileri benzeri bir final yapıyor. 

Merkel’in TV’lerdeki görüntüsü “Yıllar Yorgun Ben Yorgun” şarkısı söylüyor. Bütün Almanlara 21 Eylül 2021’e kadar aşı olacaklarını vaadediyor. 26 Eylül’de seçim var. “Merak etmeyin. Hepinize aşı yapmadan koltuğu terketmeyeceğim” mesajı veriyor. Oysa Almanlar yetersiz ve plansız aşı nedeniyle isyan halinde. Merkel en sağlam olduğu yerden “güven duygusu”ndan vuruluyor… 

‘Merkel Ana’  16 yıldır Almanya’yı yöneten Angela Merkel, iktidarını kendisine duyulan güven üzerine inşa etti. Yeniden aday olmayacağını açıklayan Merkel, hakkında yolsuzluk, kişisel kayırma, kara para, vergi kaçırma gibi iddialar çıkmayan ender politikacılardan oldu. 

Gözlerine bakıyorum. O her zamanki uzak, dalgın, kederli, mesafeli bakışlar. Sanırsınız birazdan kilisede günah çıkaracak ya da merkez komitesi önünde özeleştiri yapacak. Aşı krizi yüzünden bir tür suçluluk duygusu da karışıyor mavi gözlerinin griliğine… 

Oysa o, Berlin Duvarı’nın yıkıntıları arasından elinde özgürlük ve dürüstlük meşalesi ile yükselen bir melek. Angela! En çılgın senaryo yazarlarına şapka çıkartacak bir başarı öyküsü var. Acaba anılarını yazar mı? Neleri anlatır? “Ben Kohl’ün kızıydım…” diye mi başlar? Yoksa daha eskilere gidip, önce Almanya safında, sonra Almanlara karşı ve en sonunda bağımsızlık için savaşmış Polonyalı dedesini mi anlatır? 

Acaba babası Horst Kasner’in 1954’te kendisi doğduktan 3 ay sonra, Batı’dan (Hamburg) Protestan bir papaz olarak komünist Doğu Almanya’ya göçetmesinin sırrını da söyler mi? Misyoner bir dindarlık mıdır bu gizemli göç? Yoksa kilise örgütlenmesi içinde Doğu Bloku’na bir sızma mı? 

İlginç bir sentez 

İlk soyadı ile Angela Kasner, hem papazın kızı hem de genç bir Marksist-Leninist olarak ilginç gibi bir formasyona sahiptir. Komünist soslu Prusya militarist disiplini ile kilise ciddiyetinin özgün bir karışımıdır. Bu ilginç sentez, iktidar hırsı ile birleşince onu fırtınalar içindeki kuyrukluyıldız gibi zirvelere taşıyacaktır. 

Aslında sessiz, terbiyeli, kendi hâlinde bir kasaba kızı olarak büyür Doğu Almanya’da. Taşındıkları Templin, Berlin’in 75 km. kuzeyinde sessiz-sakin ücra bir kasabadır. Yeni Sovyet işgaline düşmüş el değmemiş eski Prusya topraklarıdır. Annesi öğretmendir ama Batı’dan geldikleri için Doğu Alman makamları onun mesleğini yapmasına izin vermez. Ev kadını annesi üç çocuğunu büyütür. Angela’nın bir erkek, bir kız kardeşi olur. Ortam pastoral, doğa güzeldir. Angela mütevazı bir kızdır. En sevdiği yemek, kendi pişirdiği patates çorbasıdır, dersek Prusya mönüsü tamamlanır. 

1954 doğumlu Angela, 7 yaşında Templin’deki Politeknik Okulu’nda eğitime başlar. Derslerinde oldukça başarılıdır. Özellikle Rusça ve matematikte hep sınıf birincisidir. O yılların gereği, okulda ve toplumda kabul görmek için 1968’de 14 yaşındayken Komünist Parti’nin gençlik kolları olan Hür Alman Gençliği örgütüne kaydolur. Rusçadaki başarısı onu Doğu Almanya çapındaki etkinliklere taşıyacaktır. 

Okuldayken, Leipzig’deki Karl Marx Üniversitesi’nde fizik okumaya karar verir. 1973’te 19 yaşında istediği bölüme girmeyi başarır. 1978’de burada kuantum fiziği üzerine diploma çalışmasını başarıyla tamamlar. Bundan bir sene önce, Moskova’da bir seyahatte tanıştığı, kendisi gibi fizik öğrencisi olan Ulrich Merkel ile evlenmiştir. Çift 5 sene sonra 1982’de çocuksuz olarak boşanır. Ancak Angela, Merkel soyadı ile ünlü olacak ve onu ömür boyu taşıyacaktır. 

Bir liderin gençliği Henüz ilk eşiyle evlenip Merkel soyadını almamış genç Angela Kasner, 1971’de Templin’de okuduğu lisede sınıf arkadaşlarıyla.

1978’de Thüringen’deki Ilmenau Teknik Üniversitesi’ne girmek ister. Ancak Doğu Alman İstihbaratı (Stasi), bunun için orada gizli istihbarat elemanı olup düzenli rapor vermesini isteyince bunu reddeder ve oradan vazgeçer. “Ben pek sır saklayamam” yazar ret cevabında… 

Fizik doktorası 

1978’de kocasıyla birlikte Doğu Berlin’e taşınır. Merkel burada Doğu Alman Bilimler Akademisi içinde Fiziksel Kimya Merkez Enstitüsü’nde çalışmaya başlar. Buradaki faaliyeti 1989’da Berlin Duvarı yıkılana kadar 11 sene sürecektir. 1986’da aynı enstitüde kuantum fiziği üzerine doktora çalışmasını tamamlar. 

18 yaşındaki Angela, arkadaşlarıyla bir yılbaşı partisinde. 

Çok başarılı bulunan tezi ile doktor unvanını almak için, yine o yılların gereği bir de Marksist-Leninist sosyal tez vermesi gerekir. Merkel’in “Sosyalist yaşam tarzı nedir?” adlı tezi de “yeterli” bulunur ve doktor ünvanını alır. 

Merkel bu arada 1984’te tanıştığı kuantum kimyacısı Joachim Sauer ile birlikte yaşamaya başlar. Sauer ile uzun bir partnerlikten sonra 1998’de, politik fırtınaların ortasında resmen evlenir. İlk evliliğinden olan iki çocuğunu Merkel ile ortak yaşantısına katan Sauer hâlen Merkel’in kocasıdır. 

Merkel kariyeri boyunca yine komünist Hür Alman Gençliği (FDJ) örgütü içinde çalışır. O yıllardaki arkadaşlarının tanıklığına göre örgütün ajitasyon-propaganda bölümü sorumlusudur. Merkel ise o dönemi, “kültürel çalışmalar yapıyordum, tiyatro biletleri dağıtıp Sovyetler’den gelen yazarları konuk ediyor ve konferanslar düzenliyordum” diye anlatacaktır yıllar sonra. 

Merkel bu gençlik döneminde Doğu Almanya’da rejim karşıtı, özgürlükçü muhalif hareketler içinde yer almaz. Tam tersi, komünist elitin orta sınıfı içinde, halinden memnun, düzene uymuş, kendi hayatını yaşayan sıradan bir akademisyendir. Yine yıllar sonra “Bir şeyleri kişisel olarak değiştirmek mümkün olmadığı için Doğu Almanya’daki yaşamımız aslında belli bir rahatlık içindeydi” diyerek bu konformist pozisyonu doğrulayacaktır. Nihayet Merkel’in hayatını kökten değiştirecek ve kendisini hayal bile edemeyeceği noktalara taşıyacak olan o gün gelir… 

Berlin Duvarı yıkılıyor 

9 Kasım 1989… Berlin Duvarı iki taraftan gençlerin balyozlarıyla, Doğu Alman yöneticilerinin çaresiz ve dehşetli bakışları arasında parça parça yıkılır. Günlerden Perşembe’dir. Ve Merkel için Perşembe sauna günüdür. Dünya yıkılsa bu keyfinden vazgeçmeyeceğini gülerek anlatır yıllar sonra. O gün gerçekten de dünya yıkılmıştır ve Merkel komünist arkadaşlarıyla birlikte o günlerdeki rejimin bir lüksü olan saunaya gitmiştir! İlerleyen günlerde, hayatın, akademinin ve arkadaşlarının tümü yavaş yavaş oraya akarken, Merkel de onların içinde Berlin duvar yıkma şenliklerine katılır. 

Merkel 1 ay kadar sonra, yeni kurulan politik gruplardan Demokratik Açılım Partisi’ne (DA) girer. DA’nın başkanı, Merkel’in babasının kilisesinin ve bazı rejim muhaliflerinin avukatlığını da yapan hukukçu Wolfgang Schnur’dur. Schnur, çocukluğundan beri yakından tanıdığı Merkel’i yardımcısı olarak Doğu Berlin’deki parti merkezine alır. Merkel kısa sürede destekçisi Schnur sayesinde parti sözcüsü olur. Basın bültenlerini ve bildirileri kaleme alır; parti yönetimine girer. 

Başlangıçta DA sol eğilimlidir. Merkel önce sosyal-demokrat SPD’ye üye olmak istemiş, ancak kabul edilmemiştir. Daha sonra DA ve yeni kurulan diğer partiler sosyalizme toptan cephe almaya başlar; Batı’dan gelen CDU’lu liderlerin etkisine girerler. En ünlü lider ise daha sonra “İki Almanya’nın Birleşmesinin Mimarı” unvanını alacak olan CDU Başkanı Helmut Kohl’dur. 

Geleceğin şansölyesi, 1972’de 17 yaşındayken Doğu Almanya’da askerlerin düzenlediği bir eğitimde (üstte). Aynı yıllarda bir başka portresi (altta). 

Doğu’da ilk seçimler 

18 Mart 1990’da Doğu Almanya’da ilk defa serbest seçimler yapılır. Kohl, seçimden önce buradaki bölük-pörçük çeşitli parti ve grupları “Almanya İttifakı” adı altında birleştirir. Doğu Alman CDU’sunun başında Lothar de Maizière vardır. 

Tam seçimden önce DA’nın başkanı, Merkel’in destekçisi Wolfgang Schnur’un yıllardır Doğu Alman istihbaratına çalışan bir ajan olduğu ortaya çıkar. Stasi’nin gizli belgeleri yavaş yavaş ortaya dökülmektedir. Schnur sahneden çekilir. Biraz da bu nedenle seçimde bir felaket yaşayan DA’nın oyları ancak % 0.9 olur. Doğu Almanya’nın bu ilk ve son seçimini Batı’dan CDU destekli Almanya İttifakı % 41 gibi bir oranla kazanır. 

Doğu Almanya’nın ilk ve son başbakanı olan Doğu-CDU’nun lideri Lothar de Maizière, seçimden sonra Merkel’i hükümet sözcülüğü gibi önemli bir göreve getirir. Maizière, Merkel’in DA Başkanı Schnur’un istihbarat elemanı olduğunun açığa çıkmasından sonra düzenlenen basın toplantısını başarıyla yönetmesinden ve gazetecilerin ısrarlı sorularına verdiği ustaca cevaplardan etkilenmiştir. 

Merkel, 1993’te Kadın ve Gençlik Bakanlığı yıllarında. 

Bundan 1 sene sonra, 17 Aralık 1990’da iki Almanya’nın birleşmesinden ve Maizière’in Kohl hükümetinde Bakan olmasından sonra, Maizière’in de aslında Doğu Alman istihbaratı Stasi’nin ‘Czerni’ takma adıyla çalışan bir ajanı olduğu ortaya çıkacak ve o da istifa edecektir! Ancak bu defa onun eski basın sözcüsü Merkel ortada görünmez zira o artık CDU içinde kendini iktidara taşıyacak taşları tek tek döşemektedir (Merkel’in de aslında Stasi’ye çalıştığına dair iddialar vardır; ancak bunlar kanıtlanmamıştır. Merkel’e dair iki Stasi belgesi, Merkel imzalı onay vermediği için açıklanmamıştır). 

Merkel’in yükselişi 

1990, iki Almanya’nın birleştiği heyecanlı ve fırtınalı bir yıldır. Merkel bu birleşme kasırgasının tam ortasındadır. 36 yaşındaki genç kadın, geleceğinin bilimsel çalışmada değil politikada olduğuna karar vermiştir. 

1-2 Ekim 1990’da CDU’nun tarihî Doğu-Batı Birleşme Kongresi toplanır. Merkel bu fırsatı kaçırmaz. CDU’nun başında o yıllarda tek söz sahibi olan Helmut Kohl ile başbaşa görüşür; kendisini tanıtır ve tam desteğini kazanır. Kohl bundan sonra Merkel’e yıllarca “Benim kızım” (Mein Maedchen) diyecektir. Merkel böylece CDU’ya tepeden paraşütle iner. 

Helmut Kohl’ün ‘proteje’si Kohl’ün ‘küçük kızım’ diye bahsettiği Merkel, siyasette onun kanatları altında yükseldi. 1999’da Kohl’ün bağış skandalı patladıktan sonra yazdığı cüretkar makalede ise “baba”sına 9 yılın ardından isyan etmişti. 

20 Aralık 1990’da Birleşik Almanya’da ilk kez birleşik seçim yapılır. Merkel bu tarihî seçime, ilk defa milletvekili adayı olarak Doğu Almanya’nın en ücra bölgesinden, en kuzeydeki Ostsee (Doğu Denizi) kıyısındaki Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki bir kasabadan katılır. Burası Polonya’ya uzanan eski Prusya topraklarıdır. Merkel bu seçimi “ilk oylar” denilen tercihli oylarla % 48.5 gibi yüksek bir oranla kazanır. Artık Alman Federal Meclisi (Bundestag) üyesi bir milletvekilidir. Henüz 36 yaşındadır. Doğu Alman komünist bir akademisyen için bu gerçek bir sıçrama demektir. 

20 Aralık 1990 seçimi Almanya toplamında % 43.8 oy alan CDU’nun zaferi ile sonuçlanır. Başbakan olan Helmut Kohl, Doğu’dan gelen kızını ödüllendirir ve ona hükümetinde küçük bir bakanlık verir. Merkel, üçe bölünen eski bakanlığın yeni yapılanmasında Kadın ve Gençlik Bakanı olur. 1991’de CDU başkan yardımcılığı koltuğuna oturur. Partinin Protestan Çalışma Grubu yönetimine girer; 1993’te Mecklenburg-Vorpommern bölgesi başkanlığına seçilir. 

1994’te yeniden seçim olur. Merkel küçük kasabasından yine 48.6 gibi yüksek bir oy oranıyla seçilerek parlamentoya girer. Merkel 2017’ye kadar aynı bölgeden 7 defa seçilerek Berlin meclisine gelecektir. CDU bu seçimden de yüzde 41.4 oyla birinci parti olarak çıkar. 

Başbakan Kohl bu defa Merkel’i daha önemli bir pozisyona, Çevre-Doğa Koruma ve Nükleer Santral Güvenliği Bakanlığına getirir. Bu kamuoyu önünde, Almanya’da o yıllarda ateşlenen doğayı-yeşili koruma ve nükleer santral tartışmalarının ortasında önemli bir bakanlıktır. Merkel 1998’e burada kalır. 

27 Eylül 1998’de yapılan seçimler CDU için büyük yenilgiyle sonuçlanır. % 35.2 ile 1949’dan beri en düşük oyu alan CDU iktidarı kaybeder. Yenilgiden sonra parti karışır. Kohl’ün yeniden aday olmasını istemeyen ancak bunu başaramayan genel sekreter Wolfgang Schauble, Kohl’un yerine genel başkan seçilir ve Merkel’i de CDU genel sekreterliğine getirir. Talih Merkel’e yine gülmektedir. 

Cüretkar bir çıkış 

1999’da Almanya’yı derinden sarsacak “bağış skandalı”patlar. Kohl, bir söyleşide ismini açıklamadığı bağışçılardan CDU’ya büyük miktarlarda yasadışı bağış aldığını itiraf eder; ama bu parayı ülkenin birleşmesi için harcadığını öne sürer. Alman basını bunu “Kara para yolsuzluğu” ilan eder. CDU, Titanic gibi başaşağı gitmeye başlar. 

Tam bu noktada Merkel, kendisinin, CDU’nun ve tüm Almanya’nın kaderini değiştirecek cüretli ve beklenmedik bir çıkış yapar. Kuşkusuz yıllardır izlediği siyasi şöhretlerin iskambil kağıdı gibi peşpeşe devrilmesi ona bu cesareti vermiştir. Üstelik kendisi CDU içinde, Doğu’dan gelen ve sırtında “yolsuzluk veya casusluk” yükü olmayan son temiz politikacı konumundadır. 

Merkel, parti genel başkanı Schauble’ye de haber vermeden, Almanya’nın en ünlü ve ciddi gazetesi FAZ’a bir makale yazar. Bu makalede CDU’nun artık sırtından çeşitli gölgelerle yüklü “baba vesayeti”ni atmasını ve rüştünü ispat etmiş genç bir yetişkin gibi geleceğe kendi başına yürümesini savunur. Kız, 9 yıl sonra babasına isyan etmiştir! 

Makale CDU ve Almanya’da deprem etkisi yaratır. CDU içinde Kohl yanlıları Merkel’e “baba katili” ve “yuvasını pisleyen kuş” diye saldırırlar. Kohl’ün de “Koynumda yılan beslemişim” dediği duyulur. Ancak kamuoyu Merkel’den yanadır. Doğru zamanda doğru çıkışı yapmış; risk alma cesaretini göstermiştir. 

Kohl tasfiye olur. Merkel’e hak veren Schauble de istifa ederek yolu açar. 10 Nisan 2000’de yapılan kongrede Merkel 935 delegeden aldığı 897 oyla CDU genel başkanı seçilir. Artık herkesin ağzına baktığı “Ana Muhalefet Lideri”dir. 

2002’de yeniden seçim vardır. Merkel CDU başkanı olarak seçime girecektir. Ancak Merkel, skandalın sarsıntısı henüz geçmeden muhtemel bir seçim yenilgisi riskini almak istemez. Kendisi başbakan adayı olmaz ve Edmund Stoiber’i destekler. 2002 seçimini Stoiber kaybeder. Hükümeti yine az farkla kazanan SPD kurar. Irak savaşına katılmaya karşı çıkan ve sel baskınına hemen çizmelerini giyip koşan SPD lideri Gerhard Schroder, o yıllarda hâlâ popülerdir. 

İki evlilik ve emeklilik Merkel, 1977’de soyadını taşıdığı Ulrich Merkel’le, 1998’de de halen birlikte olduğu Joachim Sauer’le evlendi. 

2005’te bir dizi yerel seçimi kaybeden ve iyice yıpranan Schröder erken seçime gider. Bu seçime Merkel ilk kez CDU’nun başbakan adayı olarak katılır. CDU seçimi az farkla önde bitirir. Schröder, TV’de kendisinin başbakan olarak devam etmesi gerektiğini savunan bir konuşma ile Alman toplumunun tepkisini çeker. Cumhurbaşkanı Horst Köhler, Merkel’i hükümet kurmakla görevlendirir. Merkel başbakan Merkel önce hükümet kurmakta ve çoğunluk sağlamakta zorlanır. Uzun görüşmeler sonucu Schröder sahneden çekilir. Başbakan Merkel ilk CDU-SPD Hükümeti’ni kurar. Bu, Almanya’da “Büyük Koalisyon” (Gro-Ko) diye anılan ilk Merkel hükümetidir. Bu koalisyon ülkenin iki büyük ana partisini kapsadığı için, muhalefeti mecliste marjinal konuma getirir. Böylece koalisyon içi çekişme, pazarlık ve uzlaşmaları iyi idare eden Merkel, istikrarlı bir iktidar dönemi geçirir. Ayrıca 2005’te, 1949’da başlayan Federal Almanya Cumhuriyeti’nin tarihinde 7 erkekten sonra ilk kez “kadın başbakan” olarak tarihe geçer. Henüz 51 yaşındadır. 

Merkel 2009 seçimini de kazanır ve mecliste çoğunluğu sağlayarak 4 yıl daha ülkeyi yönetir. 2013 seçimine prestijli ve başarılı iktidarının zirvesinde girer. Merkel yine uzun pazarlıklar sonucu bir kez daha SPD ile “Büyük Koalisyon” kurar. Bu dönem, Avrupa’yı baştan aşağı sarsan “mülteci krizi” gibi bir depremle hayli çekişmeli geçecektir. Merkel 2015’te “Biz bunu başarırız” diyerek ve Hıristiyan değerlere de sıkça gönderme yaparak 1 milyon mülteciye Almanya’nın kapılarını açar ve diğer AB ülkelerini de mülteci almaya zorlar. Bu, Almanya’da şiddetli tepkilerle karşılanır. Popüler Merkel, ağır bir “mülteci yarası” alır. Bu depremde AfD (Alternatif Deutschland) adlı sağcı, ırkçı, Nazi eğilimli bir parti ortaya çıkar ve % 10 barajını aşarak bölge parlamentolarına girmeye başlar. 2017 seçiminde bu mülteci krizinin etkisi görülür. Merkel’in CDU’su ancak yüzde 32.9 oy alabilir. AfD bir hamlede geleneksel liberal partiyi (FDP) ve Yeşilleri de geçerek 3. parti konumuna sıçramıştır. Kamuoyundaki mülteci düşmanlığı alttan alta kaynayan sağcı, ırkçı akımlara AfD ile politik sahneye çıkma şansı vermiştir. Bu ırkçı hareket, Merkel’in Almanya’ya bıraktığı en kötü mirastır. Tarihsel diyalektiği, politik akımların iniş-çıkışlarını çok iyi bilen Merkel, 2018’de bir dahaki seçimde (2021) tekrar aday olmayacağını ve politikadan çekileceğini açıklar. Zamanında çekilmeyi bilmek en büyük erdemdir. 

Merkel, 2018’de bir sonraki seçimde (2021) tekrar aday olmayacağını açıkladı.

Merkel 16 yıllık iktidarı boyunca olayları sabırla izler. Tam anlamadan müdahale etmez. Bu açıdan basında sık sık “pasif kalmakla” eleştirilmiştir, ama bunlara pek aldırmaz. Aynı zamanda iyi bir dinleyici, sentezci ve müzakerecidir. Müzakerelerde tarafları sonuna kadar sabırla dinler. Karar aşamasında kendi görüşünü, ustaca rasyonalist şekilde formüle edip “ortak akıl” olarak masaya koyar. 

Kişisel yaşamı da gençliğinden beri “kendi işini kendi görme” sosyalist felsefesi üzerine kuruludur. Başbakan olmasına rağmen lükse-şatafata düşmemesi; saraylarda oturmaması; kendi evinde temizliğini kendi yapması; markete gidip kuyruğa girmesi özellikle Türkiye’de büyük bir hayretle izlenmektedir. Almanya’da ise bu tevazu doğal karşılanır. 

Özellikle yaşlı Almanların Merkel’i sevmesi, ona duyulan bu güvenle ilgilidir. Bu insanlar kuruş kuruş ödedikleri vergileri, devlet hazinesini Merkel’in har vurup harman savurmayacağına, lüks ve çılgın projelere harcamayacağına güvenirler. 16 yıl sonra hakkında yolsuzluk, kişisel kayırma, kara para, vergi kaçırma gibi iddialar çıkmayan ender politikacılardandır. Alman halkını koruyan Merkel Ana (Mutti Merkel) imajı bu anlayış temelinde şekillendirmiştir. 

AVRUPA DENGELERİNİ DEĞİŞTİRDİ 

Merkel’in 3 tarihî kararı

Tarihin “Anlat kızım neler yaptın?” sorusuna, Merkel şu cevabı verebilir: “Nükleer santralleri kapattım, zorunlu askerliği kaldırdım, mültecilere kapıları açtım”. Bunların hepsi insancıl ama tartışmalı kararlardır. 

Merkel, 2010’da önce Almanya’daki nükleer santrallerin süresini uzatma kararı verirl, 2011’de ise Japonya’da deprem-tsunami ile yaşanan Fukushima nükleer santral faciasından sonra radikal bir değişikliğe gider. 2022’ye kadar Almanya’daki tüm nükleer santrallerin kapatılması ve doğal enerjiye dönüş kararı alır. Bu süreç halen devam etmektedir. 

2011’de sonradan kopya tez yüzünden politikadan tasfiye olan neo-liberal Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg’in öncülüğü ile Merkel hükümeti zorunlu askerliği kaldırır. Alman Ordusu gönüllü-profesyonel bir ordu haline gelir. Orduda şimdi sağcı-ırkçı örgütlenmelerin güçlendiği endişesi vardır. Ortak Avrupa Ordusu projeleri de Almanya’nın bu kararı sonrası adeta rafa kalkar. Eski ABD Başkanı Trump’ın Beyaz Saray’da Merkel’e kötü davranması hatta elini bile sıkmamasının bir nedeni de budur. Trump’ı sinirlendiren Merkel’in elinin sıkılığı, savunma masraflarını kısması, NATO’ya ödemelerini geciktirmesi ve Avrupa’nın savunmasını tümüyle ABD’nin sırtına yıkmasıdır. Trump bunlara kızıp “Başınızın çaresine bakın” diyerek Amerikan askerlerini tümüyle Almanya’dan çekme kararı almıştı. Yeni ABD Başkanı Biden, bu geri çekilmeyi durdurdu. Şimdi ABD, Rusya’yı sıkıştırmak için Balkanlar ve Karadeniz’de askerî üslerini güçlendirmek istiyor. 

Gelelim mülteci politikasına… Suriye savaşı sonrası 2015’te Ortadoğu ve Afrika’dan Avrupa’ya yönelen mülteci akını artınca Avrupa’da “mülteci krizi” patlak verdi. Almanya’da ve Avrupa’da hiçbir ülke bu insanları ülkesinde istemiyordu. Merkel mültecilerin, en azından “işe yarar bir kısmının” ülkeye alınmasını savundu. Bu da Merkel’in kamuoyundaki prestijinin giderek düşmesinin başlangıcı oldu. Merkel Ana’nın ana şefkati ile yabancı komşu çocuklarına kapıyı açmasını Alman toplumu kabul etmedi. 

Merkel aynı tarihlerde Türkiye’nin mültecileri Avrupa’ya göndermeyip, kendi ülkesinde barındırması için Tayyip Erdoğan ile “Mülteci Antlaşması” denilen bir anlaşma yaptı. Avrupa Türkiye’ye mültecileri barındırma karşılığı 2016-2019 arasında 6 milyar Euro verecekti. O günden bugüne AB yardımın ancak yarısını ve hep erteleyerek verirken; Türkiye barındırdığı Suriyelilere ve diğer mültecilere şimdiye kadar resmî açıklamalara göre en az 40 milyar dolar masraf yaptı. 

AB KAPILARINI KAPATAN LİDER 

Türkiye ve Türkler meselesi

Merkel, Türkiye’nin, Türklerin AB’ye girmesine öteden beri karşı oldu. Ülkedeki yabancı düşmanlığının yükselmesinde sorumluluğu büyük. Kişisel anılardan Hürriyet Almanya’nın kapanmasına uzanan süreç… 

Merkel, Türklerin sadece dönerini seven bir lider. Ülkesindeki Türklerin yeterince entegre olmadığını, yani henüz tam Almanlaşmadığını düşünür. Çokkültürlü (multi-kultu) bir toplum hayalinin öldüğüne ve Leitkultur (öncü kültür) olması gerektiğine dair özlü sözler de Merkel’e aittir. Üstelik “AB’ye tam üyelik yerine size ayrıcalıklı üyelik verelim” diyerek, Türkiye’ye Avrupa kapısına adeta ebediyen kapatan çok kritik bir açıklama yapmıştır. Merkel o tarihte bunu 2005 seçimlerinde sağcı ve ırkçı oylardan biraz daha koparmak için yapmıştı. Ancak Türkiye konusunda politikası hiç değişmedi. Türklerin, onca yıldan sonra Türk ve Müslüman kimliği ile Avrupa yönetimine dahil olmasını istemedi. Bu bakımdan aynı yıllarda Türklere “çifte pasaport”a da karşı çıktı. 

Almanya’nın Hanau kentinde 19 Şubat 2020 gecesi iki kafeye düzenlenen ırkçı terör saldırısında, aralarında 4 Türk’ün de bulunduğu 9 göçmen hayatını kaybetmişti. Onlar için Ağustos 2020’de düzenlenen anma etkinliği. 

Yıl 2006. Almanya-Frankfurt’ta Aydın Doğan’ın o görkemli Doğan Grubu (matbaalı ve stüdyolu) medya tesislerinde Kanal D’nin Euro-D olarak yayına geçmesinin 10. yıldönümü kutlanıyor. Yeni Başbakan Merkel, stüdyonun açılış töreninde. Merkel’e tesisleri gezdirirken çevirmenlik yapma görevi de 1 sene önce Hürriyet Avrupa’nın başına geçip Frankfurt’a gelmiş olan bana düşüyor. Merkel o gün siyah kazak üzerine siyah ceket giymiş, en resmî halinde… Soğuk, dalgın bakışlarıyla anlatılanları ilgisizce dinliyor. Biraz şeytan dürtüyor… Merkel’e birden “Bu siyah sizi hiç açmamış, biraz daha renkli bir şeyler giyseniz daha sempatik olabilirdi” diyorum. Zınk diye duruyor, mavi gözleri büyüyüp beni şöyle tepeden tırnağa bir süzüyor. Belli ki bu çevirmen Türk gazeteciden beklediği sözler değil bunlar. Ancak beklediğim refleksi veriyor. Sesinde insani bir titreşimle konuşuyor. Aslında oldukça renkli ceketler giydiğini, kırmızı-mavi ceketleri olduğunu, bugün acele çıkması ve uçak seyahati nedeniyle siyahları üzerine çekip geldiğini söylüyor. Karşılıklı tebessüm ediyoruz. 

Matbaayı gezerken, işçiler kalabalık bir grupla yanımıza gelip Merkel’den “çifte pasaport” istiyorlar. Merkel bunu danışmanına not ettiriyor ve ilgileneceğini söylüyor. Tabii buna karşı olduğunu her açıklamasında vurguluyor. 

Merkel beni de 2 sene sonra Aydın Doğan’a başvurup Hürriyet Almanya’nın başından attıracaktır. Ancak bu ceket renginden değil, gazetenin renginden olacaktır. Ona giden raporların “Hürriyet Almanya bu şekilde yayın yaptıkça Türkler asla entegre olamaz. Hürriyet her gün onların Türk kimliklerini bayrak gibi sallıyor” dediğini sonradan öğreneceğim. Hürriyet bir süre sonra Avrupa yayınına son verecek, 2018’de medyadan tümüyle çekilecektir. 

Merkel döneminde Türk medyasının Almanya’dan tasfiyesi tarihe küçük bir dipnottur. Ancak yine aynı dönemde yaşanan, Nazi katil hücresi NSU tarafından işlenen çoğu Türk 9 kişinin öldürüldüğü dönerci cinayetleri (sonuncusu 2006), 9 Türk’ün katledildiği Ludwigshafen yangını (2008) ve 9 göçmen gencin katledildiği Hanau nargile cafe katliamı (2020), kuşkusuz tarihe acı hadiseler olarak geçmiştir ve unutulmayacaktır.