0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

CASTILLO’NUN ARDINDAN PROTESTOLAR

Peru’da taht oyunları ve siyasal bunalımın kodları

2016’dan beri altı kez başkan değiştiren Peru’da, Temmuz 2021’de göreve gelen Pedro Castillo’nun darbeyle indirilmesinin ardından başlayan protestolar dinmiyor. Ondan önceki başkanların biri sürgüne gönderilmiş, diğeri gözetim altındayken intihar etmiş, diğer üçü ise istifa etmişti. Peru’da uzun süredir devam eden siyasal-kurumsal bunalımın yapıtaşları ve aktörleri…

Peru’da 2021’de seçilen eski devlet başkanı Pedro Castillo’nun 7 Aralık 2022’de darbe ile iktidardan düşürülmesi ve tutuklanması sonrasında başlayan protesto gösterileri 4 aydır devam ediyor. Mart sonu itibarıyla, polis ve ordunun sert müdahalesi ve sıkıyönetim şartlarına rağmen hız kesmeyen protestolarda, özellikle yerliler ve köylülerin etkin olduğu bölgelerde 100’e yakın kişi hayatını kaybetti, yaralananların sayısı 2 bine yaklaştı. Yoğunluğu ve süresi itibarıyla dünyada son 20 yılın en önemli toplumsal gösterileri bunlar.

Castillo, 7 Aralık 2022’de yaptığı bir açıklamayla Kongre’yi dağıttığını, ordu ve polisi göreve çağırdığını ve bir olağanüstü hâl hükümeti kurduğunu ilan ettikten sonra “kendi kendisine darbe düzenlemek”le suçlandı ve tutuklandı. Destekçileri ise eski başkanın, onu yasadışı yollardan devirmeye çalışan Kongre’nin aşırı sağcıkanadına karşı kendini savunduğunu ileri sürüyor.

Bu göstericiler, Castillo’nun yerine Kongre tarafından göreve getirilen yardımcısı Dina Boluarte’nin istifa etmesini, Kongre’nin kapatılmasını, Castillo’nun serbest bırakılmasını, derhal erken seçimlerin düzenlenmesini ve yeni bir anayasanın çıkarılması için halkın her kesiminin dahil edildiği bir Kurucu Meclis toplanmasını talep ediyor.

14 Aralık’ta ülke çapında olağanüstü hâl ilan eden Boluarte hükümeti, 30 gün süreyle seyahat özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü gibi birçok anayasal hakkı askıya aldı. Sağ kesimler ise şimdiden gösteriler sırasında yaşanan cinayet, işkence, keyfî tutuklamalar gibi insan hakları ihlallerine karşı cezasızlığı sağlamak için harekete geçmiş görünüyor. Aşırı sağcı Renovación Popular Partisi, Peru’nun Amerikalararası İnsan Hakları Yüksek Mahkemesi’nden çekilmesini talep ediyor. Ulusal ve uluslararası insan hakları örgütleri, gösterilerin bastırılması sırasında cereyan eden olayları “uluslararası hukuka karşı cürüm” ve “insanlığa karşı işlenmiş suç” olarak nitelendiriyor.

Bu sırada sokağın “Dina, katil, istifa”, “Çürümüş meclis, çekil!” taleplerinin baskısıyla 2026’da yapılacak olağan seçimlerin 2024’e çekilmesi için meclis oylamaları da başladı. Sol muhalefetin Kurucu Meclis çağrısı reddedilirken, seçimler yeniden olağan tarihine, 2026’ya bırakıldı. Oysa kamuoyu araştırmalarına göre, başkanlık ve meclis seçimlerinin bu yıl yapılmasına onay verenlerin oranı %73 idi.

Peru’da yönetici sınıfın içinde bulunduğu kriz, yeni bir durum değil. 2016’dan bu yana ülkede altı kez başkan değişti. 2016’da seçilen Pedro Pablo Kuczynski, iki yıl sonra meclis oylamasıyla devrildi. 2018’de Başkan Yardımcısı Martín Vizcarra, onun yerine geçici başkan olarak atandı. 2020’de Vizcarra’nın yerine önce beş günlüğüne Manuel Merino ve sonra da Francisco Sagasti geçti. Temmuz 2021’de göreve başlayan Castillo’nun darbeyle itham edilerek indirilmesinin ardından yerini alan Dina Boluarte ise Peru’nun bağımsızlığından bu yana, yani yaklaşık 200 yıldır başkanlık makamına geçen ilk kadın oldu. Kendisinden önceki başkanların biri sürgüne gönderilmiş, diğeri gözetim altındayken intihar etmiş, diğer üçü ise istifa etmişti.

2021’de 18 kişi başkanlığa aday olmuştu. Bu adaylar arasındaki Castillo %19 ile sürpriz bir birincilik elde ederken, sistemin kabusu diktatör Alberto Fujimori’nin hapisten de olsa nüfuzunu sürdürmesini sağlayan kızı Keiko Fujimori %13 ile en yakın rakibi olmuştu. Her ikisi de birinci tur öncesinde yapılan IPSOS anketinde ilk dört aday arasında görünmüyordu. Ancak pandemiden ciddi şekilde etkilenen Peru’da geleneksel aşırı sağ ve pragmatik Fujimoristlerin birleşik bir aday çıkaramaması, halkın Lima seçkinlerine tepkisiyle birleşince Castillo beklenmedik bir biçimde öne çıkmıştı.

Başkanın seyir defteri

Pedro Castillo her ne kadar solcu Perú Libre partisinin adayı olsa da bu partinin organik bir üyesi değildi. Yıllar boyunca 2001’de başkan olan Alejandro Toledo’nun partisi Perú Posible bayrağı altında siyaset yapmıştı. Perú Libre kendisini Marksist, Leninst ve Mariategist (bu isim Peru’da sosyalizmin tarihsel siması José Carlos Mariátegui’den geliyor) olarak nitelendirse de adaylarının önemli bir kısmı komünist değildi. Stalinci bir gelenekten gelen bu parti, daha ziyade ekonominin stratejik sektörlerinin ulusallaştırılmasından yana, yeni kalkınmacı bir ekonomik program öneriyordu.

51 yaşında iktidara gelen Castillo, ulusal siyaset sahnesinde 2017’de 75 gün süren öğretmenler grevi sırasında bürokratik sendika yönetimine karşı çıkarak yürüttüğü mücadele ile belirmişti. Peru için çok önemli olan yerli kimliğinden ziyade, köylü ve “taşralı” kimliği ile öne çıkmıştı.

Kampanya boyunca “rondero” geçmişinin, yani Sendero Luminoso’nun (Aydınlık Yol) yenilgisinde önemli bir rol oynayan yerli-köylü özsavunma örgütlerinin (Rondas campesinas) bir üyesi olduğunun altını çizmişti.

Castillo, ülke nüfusunun %40’ının Lima ve civarında toplandığı Peru’da, And bölgelerinde neoliberalizmin tahribatına karşı mücadele eden yerlilerin oylarının %70-90’ını alarak öne çıkmıştı. Öte yandan Latin Amerika’nın ilerici önderlerinden farklı olarak LGBTİ+ ve kadın haklarına karşıydı. Dolayısıyla, Kurucu Meclis’ten beklentisi de Latin Amerika’daki diğer yerli-köylü hareketlerindeki gibi patriyarka, neoliberalizm ve emperyalizme karşı bir tutum değildi.

image-129
Peru’da eski devlet başkanı Pedro Castillo’nun darbe ile iktidardan düşürülmesi sonrasında başlayan protesto gösterileri 4 aydır devam ediyor.

Büyük medya, aşırı sağcı milletvekilleri ve yargı, köylü kökenli bir sendikacının başkanlığını başından itibaren kabul etmedi. Hatta meclisteki sağ ve aşırı sağ kesimler, Kurucu Meclis önerisinin referanduma götürülmesinin önüne geçmek için Castillo’yu indirmeyi de hedefledi.

Pedro Castillo, ilk zamanlarında hem başkent Lima hem de taşra solunu kapsayan bir hükümet oluşturabildiyse de 1.5 yılda 70 bakan ve 5 başbakan değiştirdi. Üstelik vaatlerini yerine getirebilmek için toplumsal örgütlenmelere yaslanacağına, solcu veya ilerici Bakanları geri çekip yerlerine kendi ideolojisiyle taban tabana zıt, neoliberal teknokratları hükümetine alarak yönetici sınıfları ikna etmeye yöneldi. Örneğin insan hakları konusunda uzmanlaşmış avukat Mirtha Vásquez’in yerine, aşırı sağcı Renovacion Nacional (Ulusal Yenilenme) Partisi üyesi Hector Valer’i başbakan olarak atadı. Böylece 1.5 yılda siyasal inisiyatifini kaybetti.

Castillo, 7 Aralık 2022’de televizyona çıkıp da Kongre’yi geçici olarak feshettiğini, adalet kurumunu yeniden düzenleyeceğini, kararnamelerle işleyecek bir olağanüstü hâl hükümeti oluşturacağını ve yeni anayasa için bir Kurucu Meclis seçimine gidileceğini ilan ettiğinde 18 aylık yönetimine Kongre’nin son vereceğini, ordu ve polisin de bunu onaylayacağını düşünmemişti.

Kongre’yi feshetme aşamasında, kararına katılmayan Bakanları dakikalar içinde istifa etmeye başladı. 9 dakika içerisinde, savunma hakkı da tanınmadan başkanlıktan indirildi ve bir dizi yolsuzluk davasının öznesi hâline getirildi. Sonunda da Meksika elçiliğine sığınmaya giderken kendi korumaları tarafından tutuklandı. Bütün bunlar sadece iki saat içinde cereyan etmişti!

Krizden krize

Peru’daki rejim ilk bakışta güçlerarası denge ve denetleme ilişkisinin kurulamadığı bir hiper-başkanlık sistemi gibi gözükse de yarı parlamenter bir karakter taşıyor. Diğer Latin Amerika ülkelerinde meclis, bütçenin hazırlanmasında, hükümetin yönetiminde engeller çıkarabilirken Peru’da, Castillo’nun durumunda olduğu gibi “başkanın ahlaki yetersizliği”nden hareketle soruşturma açabilir ve onu indirebilir.

Ülkenin son beş başkanının yolsuzluk ithamlarıyla görevlerinden ayrılmak zorunda kalmasına neden olan bu siyasal-kurumsal bunalım, Alberto Fujimori’nin 1993’te Anayasa’ya eklediği bir maddeden kaynaklanıyordu. Bugün de geçerli olan madde, siyasal partilerin ve adaylarının iş çevreleri tarafından finanse edilebileceğini söylüyordu. Böylece mecliste iş çevrelerinin çıkarlarının gözetileceği bir çoğunluğun sağlanması hedefleniyor, Başkan da meclis tarafından kıskaca alınabiliyordu.

Peru nereye?

Halkın %90’ının güvenmediği meclisin kararı ve medyanın linç girişimi, Peruluların yapısal sorunlarının çözümü için seçim talebiyle başlattığı büyük gösterilere neden oldu. Bugün, halkın %71’i Dina Boluarte’nin başkanlığını benimsemiyor. Gösteriler esas olarak sendikaların, kayıtdışı çalışanların ve köylü kesimlerinin desteğiyle sürüyor. Meclisteki muhalefet ise yeni başkanın siyasi sığınma almadığı takdirde hapse gönderileceğini iddia ediyor.

Şu anda Peru’da halk nezdinde meşruiyeti olmayan kurumlar ve meclis, kendi içinden bir seçenek sunma kapasitesinde olmadığı gibi yenilenmenin önünde de engel olarak durmaya devam ediyor.

+ yazıları

Devamını Oku

Son Haberler