Suriye’de 2011’den bu yana devam eden savaş, terör örgütlerinin öldürdüğü on binlerce sivilin yanısıra, devasa bir eski eser kıyımına da yol açtı. Dinî veya etnik kimlik politikasını bahane eden terör örgütleri, taşınmaz tarihî eserleri tahrip ederken, kıymetli tarihî objeleri Batı antik piyasasına pazarladılar ve milyonlarca dolar gelir elde ettiler. DAEŞ’ten PYD/YPG/PKK’ya uzanan tahribatın analizi. 

Suriye’de içsavaşın başladığı 2011’den DAEŞ’in sözde halifelik ilan ettiği Haziran 2014’e kadar geçen sürede birçok sivil katledildi. Bu katliamların yanısıra, arkeolojik değerler ile kültürel miras, söz konusu terör örgütünün bölgesel etnik temizlik harekatlarına başlamasıyla önemli ölçüde tahrip edildi. 

DAEŞ için bir bölgedeki Türkmen, Arap, Kürt, Yezidi, Asuri, Keldani, Süryani, Sünni ya da Alevi’yi katletmek veya yerinden sürmek hiçbir zaman yeterli olmadı. Onların gerçek egemenlik anlayışında, kesin ve tam bir kontrol ile halkların kültür ve tarihsel hafızasını oluşturan eserler de yıkılmalıydı. Kültürel obje ve alanların yokedilmesi, bölge kültürünün sözlü gelenek seviyesine indirgenmesi, onların istedikleri istikrarsızlık ve yozlaşma ortamını pekiştirecekti. 

Halep Çarşısı yerlebir edildi Halep’in Osmanlı Devleti’nden kalan Kapalı Çarşı’sı içsavaş sırasında atılan havan mermilerinin neden olduğu yangınlarla ciddi derecede tahrip oldu, yüzlerce dükkan büyük zarar gördü. 

Tarih katliamı Assur’un ünlü başkenti Kalhu’nun (Nimrud) taht odası girişindeki lamaşşular (sakallı boğa adamlar) DAEŞ’li teröristlerce el hiltisi kullanılarak parçalandı. 2900 yıllık Mezopotamya başkenti acımasızca tahrip edildi. 

DAEŞ öncelikle Suriye ve Irak’ta egemen olduğu bölgelerde modern bir ikonaklazma politikası oluşturdu ve uyguladı. İkonaklazma, dinî sembollerin ve diğer imgelerin ya da anıtların yine dinî ve politik motivasyonlar ile tahrip edilmesidir. DAEŞ’in ikonaklazma politikası, sözde bir İslâmi devlet yaratma hedefi ile başlamış ve gelişmiştir. Örgüt bir yandan sözde halifeliğinin sınırlarını tanımlamaya çalışırken, ikonaklazma politikası ile de teolojik ve politik birliğinin sınırlarını çizmeye çalışmıştır. Saldırılar, kendi oluşturdukları din anlayışı ile haklı çıkarmaya çalışılmış; hedef alınan heykeller ile tapınaklar “sahte idoller” olarak adlandırmıştır. DAEŞ’in Irak ve Suriye’nin kültürel mirasına karşı yürüttüğü savaş, modern tarihte örneği görülmemiş dinî motivasyon görünümlü bir yıkım harekatı olarak tarihe geçmiştir. Tarihî camiler, eski kiliseler, Ctürbeler yokedilmiş; eşsiz plastik sanat eserleri parçalanmış ve antik kentler kaçak kazılarla yağmalanmıştır. 

Kuzey Irak ve Suriye’de 2014-2017 yılları arasında büyük bir gücü yöneten DAEŞ üst düzey komutanların sıradışı bir servete sahip oldukları bilinmektedir. Bu servet, Suriye’de ele geçirilen petrol tesislerinin yanısıra özellikle el koyulan tarihî eserlerin satışı ve antik yerleşimlerin kaçak kazılarla yağmalanması sonucu oluşmuştur. Sürekli çatışma ve kaos ortamı örgütün elini giderek güçlendirmiş, müzeler yağmalanmış ve antik yerleşimler tarihî eser bulmak amacıyla binlerce kişi ile tarafından kazılarak geri dönüşü olmayan tahribatlara uğratılmıştır. 

Mezar soygunları Suriye topraklarında yapılmış yasadışı kazılar sırasında soyulan bir kraliçe mezarının ölü hediyeleri, Türkiye’de PKK’lı teröristlerce pazarlanmaya çalışılırken, yapılan operasyon ile ele geçirildi. Eserler şimdi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde koruma altında. 

Kazılan yerleşmelerde bulunan arkeolojik değerler özellikle Batı antika piyasasında büyük bir talep görmüş, örgüt servetine servet katmıştır. DAEŞ’in kontrol ettiği bölgelerdeki yüksek işsizlik oranları, buralardaki gençlerin de arkeolojik yerleşimlerde kaçak kazı ve yağmaya yönelmesine neden olmuştur. Örgüt yerel halka dağıttığı izinlerle antik yerleşimlerdeki kaçak kazılara izin vermiş ve elde edilen kazançtan komisyon almıştır. Bu politika, eski eser kaçakçılığının örgütün gelirleri içinde petrolden sonra ikinci sırayı almasına olanak sağlamıştır. 

DAEŞ’in bir yandan anıtsal kültürel mirası yoketmesi bir yandan da taşınabilir kültürel mirası ekonomik kazanca çevirmesi, bölgedeki diğer terör örgütlerinin de dikkatini çekmeye başlamış ve onların da benzer politikalar uygulamalarına örnek teşkil etmiştir. Halen Kuzey Suriye’de ve özellikle Fırat’ın doğusunda büyük bir alanı kontrol altında tutan PYD/YPG/PKK terör örgütünün DAEŞ benzeri bir strateji ile antik yerleşim tahribatları yaptığına dair bulgular giderek güçlenmektedir. Suriye içsavaşı sürecinde bugüne dek 120 civarında anıt eser ve arkeolojik yerleşmeyi tahrip eden ve yağmalayan PYD/YPG/PKK’nın, bu yerleşmelerde gerçekleştirdiği kaçak kazılarda bulduğu eserlerin çoğunluğunu Batı antika piyasasına pazarladığı bilinmektedir. Bir miktar değerli eseri Türkiye’ye de sokmayı başaran örgütlerin bu hamlesi Türkiye tarafından önlenmiş, kaçakçılar eski eserlerle birlikte yakalamıştır. İstanbul polisinin sözkonusu operasyonu 26 ve 27 Ocak 2018 tarihlerinde Türk basınında yer almıştır. 

Suriye’deki savaşta kültürel mirasın tahribatını özetleyen tablodan anlaşılacağı üzere, bu faaliyetler yalnızca DAEŞ ve YPG/PYD/PKK tarafından yapılmamıştır. Suriye hükümet güçleri ile El Nusra Cephesi (Fetih El Şam) gibi köktendinci muhalif kuvvetler de kültürel miras ile arkeolojik alanlarda hasarlara yolaçmışlardır. Bunların da arkeolojik sit alanları, müzeler, kütüphaneler ile arşivlerin yağmalanması ve kaçaklık yapılması faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı olarak dahil oldukları ve gelir sağladıkları bilinmektedir. 

Suriye’deki savaşta tahrip edilen yerleşimlerin başında özellikle Osmanlı Dönemi kent dokusuna sahip tarihî Halep şehri gelmektedir. Bunun dışında ünlü öntarih yerleşmeleri Ebla (Tell Mardikh) ve Mari (Tell Hariri), Hellenistik Dönem kenti Dura-Europos, Roma kentleri Apamea ve Palmyra (Tedmür), UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Haçlı kalesi Krak des Chevaliers (Qal’at al-Husn) ve Bizans-Erken İslãm yerleşmesi Resafa yoğun yağma faaliyetleri ile ciddi derecede tahribata maruz kalan değerlerdir.

Halep Emevi Camii El Nusra tarafından 45 metre uzunluğundaki minaresi yıkılan, bombalanan ve altına tüneller kazılan Halep Emevi Camii’nin savaş öncesi ve sonrası durumu. 

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’de yokedilmeye çalışılan kültürel miras ile arkeolojik değerler hususunda oldukça hassas olduğu görülmektedir. Bir asır önce Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan bölgede hissedilen kültürel kimlik temelindeki aidiyet duygusu, bugünlerde zirve yapmış durumdadır. Cerablus ile olan sınırımızda sıfır noktasında yer alan ünlü Karkamış antik kentindeki arkeolojik çalışmaların Suriye savaşı sırasında aksatılmamış oluşu, Türkiye’nin arkeolojik çalışmalara ve kültürel mirasa verdiği öneme işaret etmektedir. Uzun yıllar Suriye sınır bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sorumluluk alanında ve askerî yasak bölge sınırları içerisinde kalmış olan Karkamış antik kenti, hiçbir tahribata uğramadan ve sapasağlam korunarak günümüze ulaşmıştır. Buna karşın Karkamış dış kentinin bir kısmının yer aldığı Suriye tarafında, DAEŞ’in mayınlı variller kullanarak imal ettiği patlayıcılar ve kurduğu bubi tuzak düzenekleriyle büyük tahribatlara yol açtığı gözlenmiştir.

Karkamış’a oldukça yakın bir konumda ancak sınırın Suriye tarafında yer alan Hilvaniye Höyük’te de yine DAEŞ, iş makinaları marifetiyle büyük tahribat ve yağmalar gerçekleştirmiştir. Ayrıca Cerablus Tahtani ve Tell Amarna gibi önemli höyüklerdeki yağmalama olayları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat Kalkanı Harekatı ile durdurulmuş ve sözkonusu höyükler eski eser yağmacılarına karşı korumaya alınmıştır. Eski eser kaçakçılığı ile daha etkin mücadele etmek için Türk Silahlı Kuvvetleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültürel mirası takip yaklaşımı geliştirilmeli, terör örgütlerinin gerçekleştirdiği yıkım ve tahribatlar belgelenerek Batılı işbirlikçiler ile kışkırtmacılar teşhir edilmelidir. Mevcut yapılardan sökülen ya da müzelerden çalınan eserlerin izini sürmek kolay olmasına karşın, arkeolojik alanlardan kaçak kazılarla elde edilen eserlerin takibi belgelenmesi çok oldukça zordur. Her iki terör çevresinin, Batının saygın müze ve enstitü ve araştırma merkezleriyle olan bağlantılarının istihbarat temelinde saptanması illegal eser satışlarını engellemek açısından çok önemli olacaktır.

Türkiye’nin Suriye kültürel mirası ile arkeolojik değerlerine verdiği bu öneme karşın, konuya duyarlılığın altını her fırsatta çizen Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri, bu süreci kaygıyla, ama ne yazık ki kayıtsızca izlemişlerdir.