Daha önceki devirlerde matbuat ve basın olarak isimlendirilen medya, yani Anglo-Saksoncadaki “haber kağıdı”, Latincedeki “gazete”; günümüz dünyasında malum çok genişleyerek hatta şişerek, başına “sosyal” sıfatını da ekleyerek bambaşka bir ortam, şekil, içerik, işlev kazandı. Bu durumun ne mene birşey olduğunu ve etkilerini bizim analiz etmemiz imkansızdır. Ancak biz Türklerin sosyal medyayı “kullanma” noktasında müstesna bir kabiliyeti bulunduğu; analiz değil ama sentez, daha doğrusu sentetik ve ortaya karışık “nebulursaniçinekoy çorbası”nı gayet nefis yapabildiği açıktır.

Artık her gün özellikle tivitır’da “bugün kimi linç ediyoruz?”, “bugün kimi gözaltına aldırıyoruz?”, “bugün kimin itibarını yokediyoruz?” haline dönüşen trol aktiviteleri mevcut. Bunların bu “sentezleme” işini gayet başarılı şekilde icra ettikleri, çeşitli resmî veya gayriresmî odaklardan epeyce iyi beslendikleri de ortada. Aslında 2. Savaş’la birlikte ortaya çıkan, sonrasındaki dönemlerde tabii esas olarak Amerikalı abiler tarafından dezenformasyona koşut yürütülen ve “perception management” denilen “algı yönetimi”nin sosyal medyadaki son hâli bu. Gizli servisler, istihbaratçılar ve bu işlerde profesyonel çalışan kardeşlerimize bir lafım yok tabii. Sonuçta onların devletler katındaki işleri bu. Ancak sosyal medyaya sürülen maaşlı trollerin verdikleri tahribat; oturdukları/yemlendikleri yerden insan hayatları üzerinde oluşturdukları yıkım; bunları yaparken kullandıkları dil-üslup ve provokatif yaklaşım; kirli “layk” tuşeleriyle yaygınlaşan fotoşoplu görüntüler; sahte hesaplarla gerçek insanları “öldürmeleri”; faili meçhul saldırı veya taammüden cinayete tam teşebbüs değilse nedir?

Demokrasi denilen rejimin ne denli kesin/keskin kurallar içeren, ne denli sert bir rejim olduğunu biz Türklerin tam olarak bilmesine, idrak etmesine imkan yok. Ne de olsa bizim coğrafyamız için “sözde” olan, kültürümüzde bulunmayan ve “kökü dışarıda” bir yönetim şeklidir demokrasi. Bizdeki iktidarlar da erken cumhuriyet devrinden bu yana sanki böyle bir hal varmış gibi yaparak ülkeyi ve durumu idare eder.

Özgürlüklere ve insan hayatına değer vermek, bunları ve sorumlulukları hukukta ve gündelik hayatta düzenlemek, herkesin bildiği gibi bir gelenek-devamlılık-kültür-plan/program işi. Eh, böyle olunca bu işler bizim için zor. Tıkanma noktalarında da esas olarak birbirimizi yiyoruz. Yurtdışındaki lokmalar ise büyük olduğundan ve teknik olarak onları yememiz mümkün bulunmadığından (örneğin son olarak 2 ay kadar önce Doğu Akdeniz’e gelip buradaki 2-3 yıllık doğalgaz çabalarımızı sona erdiren USS Eisenhower uçak gemisi), ucuz efelenmelerle kuyruğu dik tutma gösterileri yapıyoruz.

Ancak moralimizi bozmayalım. Aslında en genel anlamıyla Batı’nın ve Doğu’nun, kuzeyde Rus güneyde Arap milletinin tarihsel ve aktüel olarak bizden çekindiği, korktuğu -şaşırtıcı olabilir ama- doğrudur. Zira bu bize özgü, kesinlikle siyasetüstü ve spekülatif ve belki de genetik/jeografik ne- denlerle ortaya koyduğumuz hâller, tüm dünya milletleri için ciddi bir tehdittir. Bu insanlar eğer bizim tarzımızı benimserse, bu ülkelerin yöneticileri pek fena bir durumda kalır. Kısacası trolün feriştahı gelse, ona bile pabucunu ters giydiririz.

Tek bir ricam var. Bu trolleri kullanan siyasi odaklar lütfen biraz daha seçici olsun. Bir kaç sene sonra tutuklamak mecburiyetinde kalacakları sıradan kişilerle kaliteyi çok aşağı çekmesin. “#NeverWithoutTurkey” veya “#JamaisSansLaTurquie” gibi İngilizce ve Fransızca olmayan etiketlerle gülünç durumlara düşülmesin; paralar da boşa gitmesin.