6. yüzyıldan 13. yüzyıl sonuna kadar meydana gelen doğal afetleri konu alan Abû’l-Farac Tarihi, 21. yüzyılda yaşadıklarımızın asırlar önceki izdüşümleri olarak önemlidir. Bu devasa eser kimi zaman rivayetlere dayansa da, konu ve dönemle ilgili temel bir referans eser niteliğindedir. Öne çıkan, iz bırakan hadiseler…

Malatya doğumlu ve bir din adamı olan Süryani Gregori Abû’l-Farac’ın (Bar Hebraeus 1225-1286) kronografyası, Türkçeye Abû’l- Farac Tarihi adıyla çevrilmiştir. 1297’ye kadar gelen eserin ilk bölümleri, Sümer, Bâbil, Med, Arap tarihlerinden özetleri de içerir. Bu yalın anlatımlı eserin Türkçesi, Ömer Rıza Doğrul çevirisiyle, 1. cildi 1945’te, 2. cildi 1950’de Türk Tarih Kurumu’nca yayımlanmıştır.

Yazarın, siyasi, askerî, toplumsal olaylar arasında, tarihler de vererek özetlediği Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında yaşanan doğal afetlere ilişkin paragraflar, 21. yüzyılda yaşadıklarımızın asırlar önceki izdüşümleri olarak önemlidir. 2. cildin asıl metni 69-660 arası sayfaları doldurur ve paragraf ölçeğinde afetleri özetler. Bunlar arasından yaptığımız, sadeleştirilmiş bir seçme…

Abû’l-Farac Tarihi’nin
1789’da Leipzig’de basılan
Süryanice bir nüshası.

544 Veba salgını. Yazar, Asyalı John’dan ve Zaharya’dan alıntılamış. Salgın Antalya ve Kilikya’ya, Galatya-Kapadokya’ya, İran’a, oradan güney ve kuzeye yayılmış. Mallar terkedilmiş, hayvanlar dağılmış, ekili tarlalar, üzümler toplanamamış. 3 yıl süren salgın sırasında Tanrı’nın gazabına uğrayan başkentte özellikle yoksul semtler perişan olmuş. Her gün ortalama 16 bin ölü mezarlıkları taşınmakta imiş. Tanrı’nın gazabında sıra varsıllarla ünlülere gelmiş. Bir an için ölmekten kurtulanlar da, vücutları şişerek, ishal olarak ölmüşler. Bunların avuçlarında pıhtılaşmış üç damla kan görülmekteymiş. Ölenlere mezar kazma olanağı kalmayınca, cesetler yığın yığın denize atılmış (Bu veba salgınının Doğu Roma/Bizans İmparatoru Justinianus’un (532-565) saltanatına ve Ayasofya’nın yapıldığı evreye rastladığı dikkate alındığında, anlatıda abartı vardır).

555 Justinianus’un 23. yılında Tarsus şehri, yanında akan ırmağın (Tarsus Çayı) suları altında kalmış, 7 bin kişi boğulmuş. Bölge halkı da “öküz açlığı” denen bir hastalığa yakalanarak doyma duygusunu yitirdiğinden, örneğin bir kişi öteki sebze-meyve ürünlerle birlikte 5 kilo ekmek yese doymuyor ve yemeye devam ettiğinden ölüyormuş. Derken bir de veba salgını başlayarak 2 yıl sürmüş. Bunun üzerine bir de İstanbul’daki depremde evler, hamamlar, kiliselerle birlikte “Altın Kapı Surları” da yıkılmış ve deprem 40 gün sürmüş.

765 Horasan’da şiddetli deprem olmuş. Bir dağ, yerinden oynayarak 3 mil (5 km) öteye göçerek toprak olmuş, ufalanmış.

808 Büyük kıtlık olmuş. Hayvanlar da telef olduğundan, insanlar mezarlardan ölüleri çıkarıp yemişler, dirilere de pervasızca saldırmışlar. Beslenmek için ot aramaya kırlara çıkan kadın ve çocukları vahşi hayvanlar parçalamış.

835 Geceleyin taşan Zapatra nehri, surları yıkarak kente istila etmiş, evleri kaplamış. 3 bin kişi evlerinin içinde boğulmuş. Bu sırada Dicle de taşarak Bağdat’taki evleri yıkmış.

840 Nisan ayının 6. günü gökyüzünün kuzey tarafında kırmızı bir alamet görünmüş. Şiddetli yağmurlar ve tuğyanlar görülmüş. Haziran’da Erzurum’da şiddetli deprem olmuş. Surların 18 kulesi yıkılımış ve 200 kişi ölmüş. Temmuz’da Bağdat ve Basra’da aynı gün ve saatte yangın çıkmış; Bağdat’ta 5 bin dükkan yanmış. Aynı gün Horasan’da da bir kent altüst olduğundan bütün ahali enkaz altında kalmış. Bir gün sonra toz dağılınca, bir adamla bir eşek enkazın altından sağ çıkmış. 14 Eylül’de gökyüzünün doğusunda görünen bulut benzeri birşey kuzeye hareket etmiş; üst tarafı kan gibi kırmızı alt tarafı hilal biçimindeymiş. Bütün gece ışıkla aydınlanmış

865 Antakya’daki şiddetli depremde 1500 bina ve kent surlarının da 90 burcu yıkılmış. Yer altından korkunç, tüyler ürpertici sesler işitilmiş. Sarsıntılar Suriye kentlerinden birçoğunu tahrip ederken Cebele’nin bütün ahalisi mahvolmuş.

898 Kûfe taraflarında şiddetli bir kasırga nedeniyle her taraf toz altında kalırken, daha sonra şiddetli sağanak başlamış. Korkutucu gök gürlemeleri ve şimşeklerle havadan beyaz ve siyah taşlar yağmış. İlk gece Basra’ya yağan doluların herbiri 150 zuza ağırlığında imiş.

902 Yaz ortasında kuzey rüzgârları Emesa kentine şiddetli soğuklar yaşatmış. Sular donmuş, herkes abalar giyerek ısınmak için ateşler yakmış.

965 Kilikya’daki kıtlıkta Arapların çoğu Şam’a kaçmış.

977 Dicle Nehri 20 arşın (15 m) kadar kabardığından sular kuyuları ve Bağdat’ı kaplamış. Ahali gece-gündüz kayıklarda yaşamış. 983’te ise Bağdat’ta kıtlık yaşanmış. Çok kimse açlıktan ölmüş.

1056 Hastalık ve kıtlık sonucu 1 nar 1 dinara satılmış. Yığın yığın haşerat havayı kirlettiğinden felaketin vurduğu yerlerde halkın üçte biri kırılmış. Irak, İran ve Mısır’da da benzer felaketler yaşanmış. Buhara’da bir günde 18 bin tabut çıkmış. Semerkant’ta 2 ayda 236 bin insan ölmüş.

1073 Ekim ayından Şubat’ın 24’üne kadar son derece şiddetli yağmurlar yağdığından nehirler taşmış, evleri sular basmış. Bağdat halkı kentin batı yakasına sığınmış. Halifenin sarayının bulunduğu semt de sular altında kaldığından, saraydaki cariyeler yüzerek kaçmaya çalışmışlar. Sular, Halife Kaim’in (1031-1075) yatağına kadar yükselince, o da kapıyı bulup kaçmak isterken, Harem ağaları kendisini ve eşlerini kayıklara bindirmişler. Halife, Peygamber’in bürdesini (hırka) giyip eline de asasını alarak Allah’a yakarmış ama faydası olmamış. Günlerce sandallarda kalınmış; Halife de 2 gün aç kalmış! Sular çölü de kapladığından göçebelerden bir çoğu boğulmuş. Korkarak dağlara tırmanan aslanlarla mandalar tepelerde yanyana durmuşlar ama birbirlerine dokunmamış.

1085 İran ve Suriye’deki veba salgınında pek çok köyde insan kalmamış. Kimileri ayakta dururken ansızın ölüp yere düşmüş.. Bir Türk atlısı şu haberi getirmiş: “Evinin kapısında ağlayan bir kız çocuğu -Kim beni ölümden kurtaracak? Ölüm evimize girdi. Babam anam, kardeşlerim, içeride 9 ölü var!” diyormuş. Türk, dönüşünde onu alıp kurtarmak istemiş ama onun da anasının kucağına yatıp öldüğünü görmüş.

1095 Nuh Tufanı’na benzer bir felaketin kopacağını bir heyet-şinas (astronom-astrolog) haber vererek o gün memleketin birinde toplanacakların boğulacağını söylemiş. Birkaç gün sonra Mekke’ye ibadet için gidenlerin şiddetli bir fırtınada boğuldukları haberi gelmiş!

1115 10 Kasım günü deprem olmuş. Maraş kenti yerin altına gömülmüş. Samsat’ta birçok ev yıkılmış. Urfa surlarının burçlarından 13’ü, Harran surlarının da bir kısmı yıkılmış.

1134 Urfa, çekirge istilasına uğramış ve diğer ardından diğer felaket haberleri gelmiş: “Bulutlar gökyüzünü kararttı. İri dolular yağdı ve çarşıları doldurdu. Halk, ‘Ey Tanrı’nın güzidesi (İsa?) bize acı!’ diye bağırıp çağırdı. Kaçıp saklanarak üç gün dua ettiler. 23 Eylül’de şimşek çarpmasından bir genç, 7 öküz ve başka bir yerde de bir Türk yanıp öldü. Ermenistan’da deprem oldu, bir kent yıkıldı. Malatya’daki şiddetli kışta kırmızı kar yağdı”.

1138 2. aydaki depremde İran’ın Gence ilinde 230 bin kişi ölmüş. Kent de yerin dibine geçmiş. Yerden siyah sular fışkırmış. 1140’da Kalonikus’ta yer yarılmış, bir anda 40 atlıyı yutmuş. Sadece 1 kişi kurtulmuş. Yer altındaki insanların ve atların iniltileri uzun zaman işitilmiş.

1157 Suriye’deki depremde kentler harap olmuş. Hama kalesi, insan kalabalıklarının üstüne yıkılmış. Ancak kırlara kaçanlar kurtulmuş. Lazkiye’de yalnız Büyük Kilise ayakta kalmış. Antakya’nın bir kısmı ve Trablus da harap olmuş.

1170 Haziran ayının 29’undaki depremde yeryüzü, denizdeki bir gemi gibi sallanmış. Patrik Mar Michael şöyle demiş: “Sabah ayini yaparken gök gürültüsüne benzer bir ses yerin altından yükseldi. Halep, Baalbek, Hama, Emesa… kentlerinin surları, kaleleri, binaları, Antakya’daki büyük Rum kilisesi, Frankların Kusyana kilisesi yıkıldı. Halep’te sadece bir kilise ile Antakya’da Meryem Ana Kilisesi, George ve Mar Sawma Kiliseleri kurtuldu. Deprem 25 gün sürdü”.

1172 Çok ağır bir kış olmuş. Hindistan’a bile kar yağmış. Kar kalınlığı yer yer 14 karışa yükselmiş. Nehirler, kuyular donmuş. Vahşi hayvanlar ve kuşlar ölmüş. İnsanlar evlerinde kabre girmiş gibi hapis kalmış. Çadırlarda yaşayanlar, yolcular karda boğulmuş. Sivas’taki kıtllık Kapadokya’ya yayılmış. Ambarlardaki tahıllar dağıtılmayınca halk ayaklanmış. Kılıçarslan’ın kızkardeşi ile köle ve cariyelerinden 500 kişi öldürülmüş ve ambar kapıları açılıp tahıllar dağıtılmış.

Kara Ölüm Avrasya’yı saran 14. yüzyıl veba salgını sırasında gömülenler, 1353’te Pierart dou Tielt tarafından bu karanlık minyatürle resmedilmiş.

1186 Heyetçilerin (astronomlar) tahmini isabetsiz çıkmış. Kasırga ve tufan olmamış. Ancak Selçuklu Sultanı Kılıçarslan heyet-şinaslara (astronomlar) inandığından, herkes yığınla para harcayarak yeraltına evler yaptırmış. Denen gün gelmiş ve o gün hava her zamankinden çok daha sakin geçmiş.

1204 Şiddetli bir deprem olmuş. Sur şehrinin surları ile Mısır, Filistin, Bet Nahrin ve Musul’un birçok yerlerinde, Sicilya ve Kıbrıs’ta da tahribatlar olmuş.

1234 Rum (Anadolu) diyarında hububat kıtlığı olmuş. Bağlar, bahçeler, ağaçlar, kışın şiddetinden kurumuş. Kasım’dan Şubat’a kadar Fırat Nehri donmuş, hiç yağmur yağmamış.

1244 Malatya ve çevresinde şiddetli bir kıtlık olurken kent de vebadan ölülerle dolmuş. Birçok kimse oğullarını-kızlarını köle ve cariye olarak satmak istedilerse de müşteri bulamamış.

1258 Malatya’da kıtlık başlamış. 1 merkep yükü buğday 70 gümüş sikkeye satılmış; çünkü kent kuşatma altındaymış. Halk bir gece kalkıp kapıları açmış. Kuşatanları içeri almış. Ancak kıtlık büsbütün artmış. Türkmenler eşkıyalık ettiğinden hiçbir taraftan bir şey gelmemiş. Halktan kimileri kızlarını oğullarını satmış. Kimileri de eski ayakkabılarını suda yumuşatıp kaynatarak yemiş. Kimi kadınlar, ölü bir kadının etini kesip-pişirip yerken görülmüş.

1269 17 Nisan günü Kilikya’da (Çukurova) zelzele olmuş. Kral Balut manastırı ve diğer manastırlar yıkılmış. Bu felakette 8 bin kişi ölmüş.

1273 Azerbaycan-Tebriz depreminde saraylar, camiler, sütunlar yıkılmış. Kentin dışındaki bahçelerde çadırlar kurulmuş. Buralarda 2 ay kalındıktan sonra kente dönülmüş.

1276 3 Ekim günü Erciş ve Ahlat’ta deprem olmuş. Erciş’in surları binaları yıkılmış, halkın büyük kısmı ölmüş. Ahlat’taki yıkım nisbeten azmış.