Kadim Türkler, Çinggis Han idaresindeki gibi Uygurları veya Tegregleri devlet idaresine müşavir olarak almamışlar, onları uzakta tutmuşlardı. Kadim Türklerin çevreye ittiği Uygurlar, birçok Türk devletinde gördüğümüz gibi başkaldırarak 740’da merkezi ele geçirdiler. Türklerin tarihinde aristokrasi geleneği yoktur. 

Orta Asya tarihine bakışımızı ve kültürel mirasımızı değerlendirirken, Kadim Türklerin “Türk” adını kullanarak bir ‘cihan imparatorluğu’ kurmuş olmaları bir övünç kaynağıdır. Onların zayıflamaları ve bir çöküş yaşamaları bizi nedense pek üzmez. Zira onların yerine geçen Uygurlar bir taraftan imparatorluk geleneğini, yani “cihan hâkimiyetini” devam ettirmişler, daha sonra da yerleşerek bıraktıkları eserlerle uygarlığa katkıda bulunmuşlardır. Onun için de evvelce kullanılan Medine’den mülhem “medenî” sözcüğü, yerini medenî Uygurlardan mülhem “uygar” sözcüğüne bırakmıştır. 

Yazılı eserler, mabetler, duvar resimleri ile uygarlığa katkıda bulunmaktan öylesine övünç duyarız ki, bazen bu sözcüğü kızlarımıza değil de oğullarımıza isim olarak veririz. Geçenlerde arabasına bindiğim bir taksi şoförü tarih hocası olduğumu duyunca, “Tarih ne için lazımdır? Övünmek için mi yoksa başkalarını küçümsemek için mi?” diye sormuştu. Ben de tarihçiliği elden bırakmayarak, “Geçmişi anlayıp, geleceğe bakabilmek için. Birinde duygularımızı gönlümüzü kullanırız, diğerinde aklımızı. Geleceğimiz için önümüzü de ancak akıl yoluyla görebiliriz” demiştim. Çok hoşuna gittiği izlenimine kapılmadım. Sözlerim “damardan hitaplar”dan hoşlanan günümüz insanına pek uygun düşmüyordu.

Bu çerçevede de Kadim Türk devletinin çöküşüne, eski tabirle “inkiraz”ına kısaca değinmek istiyorum. Yukarıda sözünü ettiğim zayıflama ve çöküş, okullarda okutulan tarih kitaplarında kullanılan yaygın bir kalıptır. Sanki tarihte herkes zayıflayanın üzerine çullanmaya hazır beklemektedir. Halbuki kültürel değerlerimiz açısından zayıflara yardım etmek önem taşır.

Kadim Uygurlar konusunda sözü ağırlık taşıyan bilginlerden Denis Sinor ve Geng Shimin, UNESCO Tarih Komisyonu tarafında çıkarılmış, on-line kullanıma açık olan ve hâlâ Türkçeye çevrilmemiş olan Orta Asya Uygarlıkları Tarihi (History of Central Asian Civilizations) kitabının 4. cildinde (s. 192) konuya farklı bir yönden değinirler. Onlar Uygur, Basmıl ve Karlukların beraberce harekete geçerek Kadim Türk tahtını ele geçirme hareketini, bir isyan hareketi olarak değerlendirmektedir. Bu görüş, özellikle ilk Uygur hükümdarlarının kendilerini Kadim Türklerin atası Bumın Kağan’a bağlamak suretiyle meşruiyet kazanmış olmalarına dayanmaktadır. Kısacası Kadim Türkler hem meşruiyetlerini kaybetmiş ve çökmüşlerdir hem de varlıkları kendilerinden sonra gelenlere bir dayanak olmuştur. Sinor ve Geng Shimin, dil ve kültürün birleştiriciliği yanında, Uygurları Kadim Türklerden ayıranın sadece politik nedenler olmuş olduğu görüşündedirler. Ancak politik derken ne kasdettiklerini açıklamamışlardır. İngilizcede “political” sözcüğü hükümet şekli ile ilgilidir. 

Ancak Kadim Uygurlar söz konusu olduğu zaman Sinor-Geng ikilisinin kasdettiği, herhalde idare-hükümet şekli kadar “güç ilişkileri” anlamındadır. Böyle bir anlatımda ne gibi güç ilişkileri söz konusu olabilir diye bir bakacak olursak; kendilerine Tegreg dediğimiz yüksek arabalı kavimler arasında görülen Uygurların, Kadim Türk idaresinden (552-734) memnun olduklarını gösteren emarelere rastlamadığımızı söylemek gerekir. Bilakis zaman zaman kendilerinden istenen yüksek vergiler karşısında ve başka hoşnutsuzluklarla ayaklandıklarını görmekteyiz. Ayrıca burada Çin’deki Tang sülalesinin “yakındakileri kontrol edebilmek için, uzaktakilerle dostluk geliştirme” siyasetinin de etken olduğu bir durum göze çarpmaktadır. 

Aslında burada, Türklerin tarihi boyunca karşılaştığımız çevrenin merkeze yönelmesi hareketi ile karşı karşıyayız. Kadim Türkler, Çinggis Han idaresindeki gibi Uygurları veya bu kez Tegregleri devlet idaresine müşavir olarak almamışlar, onları merkezden ve merkez yoluyla elde edilenlerden uzakta tutmuşlardı. Bir de bunun üzerine 630 yıllarındaki gibi ağır vergiler gelince, durum çekilmez olmuştu. Kadim Türkler, Tegregler ve onların bir kabilesi olan Uygurları hâkimiyete ortak etmeyi düşünmemişler, müşavirlerini kendilerine rakip olmayacak Soğdlardan seçmişlerdi. Hatta birçok boy bu duruma gönül koymuştu. Bütün bunları gözönüne getirince, Sinor-Geng ikilisinin ileri sürdüğü Uygurların Kadim Türklere isyan etmiş olduğu fikri geçerlilik kazanmaktadır. Kadim Türklerin çevreye ittiği Uygurlar, birçok Türk devletinde gördüğümüz gibi başkaldırarak 740’da merkezi ele geçirmiş oldular. Bu sebepten de Türklerin tarihinde aristokrasi geleneği yoktur.