“Queen’s Gambit” (Vezir Gambiti) dizisi bu zor günlerde satranca olan ilgiyi de artırdı. Dizi, her ne kadar hayali bir kadın karakterin satranç macerasını anlatıyor olsa da gerçek satranç dünyasından besleniyor. Ancak arada kimi teknik, kimi mantıksal hatalar ve görsel etki için “feda” edilmiş gerçekler de var. Büyükusta (GM) Suat Atalık analiz etti.

Netflix çevrimiçi film ve dizi sunan en büyük şirket. Satranç konulu 7 bölümlük “Queen’s Gambit” dizisi dünyada ve Türkiye’de çok revaçta. Dizi öylesine bir popülerlik kazandı ki, 10-15 yıldır irtibatım olmayan çocukluk ve okul arkadaşlarım arayıp bir vesileyle “Queen’s Gambit”i seyrettiklerini nakletmek ihtiyacı hissettiler. Dizinin hatırlattığı Peggy Lee’den “Fever” ve Shocking Blue’den “Venus” parçaları tekrar dinlenmeye başlandı. Satrançla ilgili tüm platformlarda diziyle ilgili çıkan yazılar kadar sinema dünyası da diziye ilgi gösterdi.

Queen’s Gambit’in meali “Vezir Gambiti”. Lakin isimde Türkçede olduğundan daha farklı bir anlam var. İngilizce, Fransızca, Almanca gibi lisanlara “Kraliçe”, yani dişil-feminen olarak geçmiş olan “Queen”; Rusça’da “Ferz”, Türkçede “Vezir” olarak adlandırılınca çeviri anlamını yitirmekte. Dizinin hayali karakteri Elizabeth (Beth) Harmon kadın olunca, “Queen’s Gambit” daha da mana kazanmakta.

Dizinin üzerine kurulduğu eser, bilardo üzerine yapıtı Hustler, Paranın Rengi, Dünyaya Düşen Adam gibi tanınmış eserlerin yazarı Kentucky’li Walter Tevis. Anlaşılıyor ki ister ekrana uyarlarsın ister sinema filmi olsun, Tevis’in yapımları bilhassa ölümünden sonra büyük ilgi çekmekte.

Yetimhaneden satrancın zirvesine “Queen’s Gambit”, satranç yetenekleri yaşadığı yetimhanenin hademesi tarafından keşfedilen Beth Harmon’un müthiş yükselişini konu alıyor.

Netflix dizisinin kısa sürede bu kadar meşhur olmasında en önemli pay, Anna Taylor-Joy’un oyunculuğunda gözüküyor. Satranç konulu filmlerin bilhassa satranççılar tarafından gerçeğe uygun düşmediği şeklinde eleştirilmesi daimi hâle gelmiştir. Taylor-Joy masada oturuşu ve taş tutuşundan başlayarak satranççı rolü ile ilgili iyi bir prova dönemi geçirmiş. Dizinin iki danışmanı Gari Kasparov ve Bruce Pandolfini’den bu açıdan sitayişle bahsetmek gerek. Şu an ABD’de yaşayan 13. Dünya Satranç Şampiyonu Gari Kasparov’u tanıtmaya gerek yok ama Pandolfini bizde pek bilinmez. Amerikan satranç çevrelerinin iyi tanıdığı kişilerle dizide benzerlikler (Eric Cooke-Gata Kamsky) kurmak sadece Pandolfini’nin işi olabilir. Bu arada Pandolfini de dizinin sonlarında Ed Spencer rolüyle Alfred Hitchcock gibi kısa süre de olsa kendini gösteriyor!

Dizi yetimhanede başlıyor. Beth Harmon gibi yetimhaneden yetişmiş satranççı var mı? Rus satrancının babası Mihail Çigorin! Ancak tek farkla. Sankt Peterburg yakınlarındaki Gaçina Yetimhanesi’nde büyüyen Çigorin, Harmon gibi evlat edinilmekten ziyade arkadaşlarıyla kendilerine kötü davranan müdür yardımcılarından birini dövünce okuldan atılmıştır.

Dizideki yetimhanenin en ilginç özelliği, çocuklara anksiyete önleyici ilaçlar verilişi. Zaten bu ilaç kullanımı meselesi, dizinin ilerde leitmotif ’i oluyor. Ancak Harmon gibi annesinin kamikaze usülü intiharıyla neticelenen trafik kazasından kurtulmuş bir çocuk için trankilizan kullanımı kısa süre için etkili olsa da; her çocuğa düzenli Librium vermek, benim yatılı okuduğum Galatasaray Lisesi’nde yemeklere şap katılmasından daha ağır bir tasarruf! Librium’un halusinojen etkisiyle satranç tahtasına hakimiyetinin arttığına inanan Harmon ciddi sanrılar görüyor.

Hemen belirtmem gerekir ki, satranççılar tahtayı hiçbir zaman 3 boyutlu olarak tahayyül etmez. Tahta kafanızın içine fotoğraf hafızanız vasıtasıyla hep demonstrasyon tahtalarındaki veya kitap diyagramlarındaki haliyle, yani 2 boyutlu olarak gelir. Bu ve buna benzer zorlamalar veya görsel gerekçelerle eğip bükmeler, filmlerde hep olmuştur.

Görsel dünyayla gerçek dünya arasında Dizi, iki başdanışmanı Gari Kasparov ve Bruce Pandolfini’nin etkisiyle gerçeğe oldukça yaklaşıyor. Tabii satranç bilmeyenlerin ne olduğunu anlamaları için yapılan görsel seçimler de var: Oyuncuların bazen notasyon tutup çoğu kez kaçırmaları; oyun esnasındaki konuşmaları; hamle sırası kendilerindeyken masadan ayrılmaları ve kaybedenin şahı devirmesi gibi…

Alkolizm satranççılar arasında her dem yaygınken, madde bağımlılığı satrançla yürüyemeyecek bir hadise. Bilinen nadir vakalardan biri eski Dünya Şampiyonu Mişa Tal’dir. Böbrek yetmezliğinden muzdarip oyuncuya Rusça morfin kullanıp kullanmadığını sorduklarında “Morphynist değil Çigorinistim” cevabındaki hiciv kitaplara geçmiştir (Bu arada lütfen Morphy’nin ismini Murphy gibi telaffuz etmeyelim!).

Peki satranç ustası danışmanlarla çekilen dizide teknik hatalar yok mu? Var tabii. Game (oyun veya parti) yerine match (maç) denişi Türkiye Satranç Federasyonu’nda bile göreceğiniz bir hata. Satrançta maç, iki kişinin birden fazla oyun oynaması veya 2 takımın hâliyle 2 ve üstü masada karşılaşması için kullanılır. Bunun haricinde oyuncuların çok hızlı hamle yapışı; çoğunun taş tutma ve almadaki sarsaklığı; bazen notasyon tutup çoğu kez kaçırmaları; oyun esnasındaki konuşmaları; hamle sırası kendisindeyken kalkıp masadan ayrılma; simültane verir gibi ayakta hamle yapma ve kaybedenin şahı devirmesi… Bunların hepsi, satranç bilmeyen insanlara oyunda ne olduğunu nakletme biçimi olarak kullanılmış. Yapımcılar, satrancın perdeye veya ekrana aktarılmasında vazgeçilmez gördükleri bu “görsel” unsurlardan feragat etmemekte ısrarlı!

Peki dizideki ciddi maddi hatalar hangileri?

Harmon’un inanılmaz hızlı yükselişi; Kentucky Eyalet Şampiyonası’nda zamana uymayan hızlı tempo; 60’lı yıllar için bir replikte verilen “bilgisayar kendiyle oynatılırsa hep Beyaz kazanır” cümlesi; deri karelere geçmeli cüzdan şeklinde cep satrancı yerine manyetik küçük takımlar; ABD şampiyonasına katılmaya hak kazanan oyuncunun 1800 reytingte kalması.

En fazla dejenere edilen konu da, günümüzde tedavülden kalkan ajurneler yani oyunların ertelenmesi. Dizide ajurne yapmak bir pazarlık meselesi haline getirilmiş. O devrin temposu olan 40 hamlenin 2.5 saatte oynandığı zaman kontrolünde, 5 saat dolduğu zaman hakem ajurne zarfını hamlede olana verir, o da hamlesini gizli olarak yazar ve zarfa koyardı. Harmon-Borgov partisi GM Vasili İvançuk – GM Patrick Wolff oyununun replikası olarak seyrederken, Borgov 40. hamleye daha 5 hamle varken 35. Hamlede ajurne için zarf istiyor! Benim en yadırgadığım husus ise hamle yapanın “siparişinizi alayım!” der gibi rakibinin suratına bakışı!

Halen hayatta olan eski Kadınlar Dünya Şampiyonu Nona Gaprindaşvili’nin erkeklerle hiç oynamadığı iddiası da ayıp olmuş. Gaprindaşvili genel kategoride de yarışmaya girerdi. Moskova Kapalı Turnuvası’nın son turunda Harmon-Bogrov partisine “final maçı” süsü vermek için turun diğer oyunlarındaki masaların kaldırılıp, katılımcıların seyirci haline getirilmesiyse bir felaket!

Rusya-ABD rekabeti Bir dönem dizisi olan “Queen’s Gambit” Soğuk Savaş yıllarının Rusya-ABD rekabetine de değinirken, ABD’deki turnuvaların üniversite amfilerinde yapılmasına karşılık, Rusların satranca gösterdiği ilgiyi de öne çıkartıyor.

Peki Beth Harmon karakterine kim veya kimler ilham vermiş? Esas olarak Capablanca, Fischer ve Judit Polgar’dan esinlenilmiş. Harmon, Capab- lanca gibi oyunu seyrederek öğreniyor; az çalışıyor ama başarılı. Oyun stili ve azmi Fischer’i andırırken, anne-babasının bilim dünyasından oluşu, evlat edinen kadının hali tavrı da Fischer’in annesini hatırlatıyor. Aldığı neticelerle ise ancak Polgar boy ölçüşebilir. ABD Şampiyonu Watts karakteri yaşamıyla, GM Walter Browne giyimiyle, GM Roman Cincihaşvili de genel hâliyle karaktere ilham vermiş. Bu oyuncuların “yıldırım” ve kağıt oyunları tutkusu Pandolfini’yi bu füzyona götürmüş olmalı. Harry Beltik, kütüphaneci olmak üzere satrancı erken bırakan teorisyen GM James Edward Tarjan’ı andırıyor; arabası bile aynı: Volkswagen. Genç yaşta büyükusta olan ama mutsuz Meksikalı şampiyon ise adeta ilk İspanyol büyükusta Arturo Pomar’ın satranç kitaplarından çıkmış fotoğrafı.

Dizi size “çoban matı”ndan, Ivançuk-Wolff, Biel Enterzonali-1993 partisi seviyesinde biryelpazeyle oyunlar sunarken, birçok defa tahtadaki konumlar, konuşulanlar, hamle ve nosyonlar birbirlerini tutmamakta. Belli ki Sicilya Savunması, Dragon devamyolunun Levenfiş Varyantı, Leningradlı satranççının ismininin telaffuzu kulağa hitap ettiği için seçilmiş!

Son oyun 1.d4 d5 2.c4 dc4 ile “Kabul Edilen Vezir Gambiti”yle oynanıp dizinin ismine referans iyi ayarlanmış. Ancak teknik açıdan iki örnek benim dikkatimi çekti:

İlki, 3. bölümde Cincinnati’deki açık turnuvaya gelen ABD Şampiyonu Benny Watts fuayede otururken çevresindeki amatörlere “Caro-Kann mı? Ne yazık ki hep er hamleleri hem de tamamen umutsuz” diyor. İşin ilginç tarafı Watts’ın emsal gösterdiği “Mieses-Reshevsky, Margate 1936” oyununda şu konuma gelinmiş (bkz. Diyagram-1). Kolayca görülebileceği gibi Siyah iyi konumda. Amerikalı büyükusta 1…Vd4 2.Vc4! Ke1 3.Şg2 ile bir şey elde edemeyeceğini anlamış olduğundan 1…Ke4! oynuyor. Şimdi 2.Vc4? Ke1! son sıra zafiyetini vurgulayacağından, Mieses 2.Kd1 Kd4 3.Kd4 Vd4 ile oyunu Vezir finalinde kaybetmeyi tercih ediyor. Partinin açılışı Caro-Kann; açılıştan bu kadar kötü bahsediliyor; sonrasında da bu örnek… Fevkalade garip!

İkinci örnek ise son bölümde Candidates yani Adaylar Turnuvası benzeri 8 kişiyle oynanan Moskova Kapalı Turnuvası’nda eski dünya şampiyonu Luşenko-Harmon oyununun ajurne analizinin şu konumda başlaması (bkz. Diyagram-2). Ajurne analizini ne hikmettense oda kapısı açık sürdüren Luşenko, Borgov, Layev üçlüsü, zarf hamlesini yapan eski dünya şampiyonunun h5 tehdit ettiğini söylüyorlar. Bunu kapıdan duyan Harmon 1…h5!? 2.gh5 Şh8! 3.hg6 Kh4 4.Kh1 Kch7!! 5.Kg1 (5.gh7 Vg7) K7h5! (tehdit 6…Kg5) 6.Şf1 Şg7!! (hemen 6… Vf6? 7.g7 Şg8 8.Fd7 yüzünden olmuyor) 7.Fd7 Kd4 8.Ve3 Kd1 9.Ke1 Fd4 Beyaz terkeder çünkü 10.Ve2 Ke1 11.Ve1 (11.Şe1 Fg1) Vf3 apolet matı yapıyor! 0-1.

Bana göre tüm dizinin göze en çok hitap eden bu kombinatif bölümünün Kasparov’dan geldiği herhaliyle belli! Prodüktör Scott Frank, 2. hamleden Siyahın 7. hamlesine atlayarak bu sahneyi mahvetmiş!

Bu sene Netflix’e Türkiye’ye erişim izni vermemek gündeme geldi. Sebep olarak Netflix yapımlarının “sübliminal mesajlar” taşıdığı iddia edildiğinde çok şaşırmıştım. Erişim izni ayrı bir konu ama “Queen’s Gambit” tipik bir Netflix yapımı. Yani içinde muhakkak liberal öğeler olmalı. Neredeyse bir “Black Panther” olan yatakhane arkadaşı Afro-Amerikan Jolene ve eşcinsel Townes’e muhakkak dizide yer vermek şart sanki.

Satrancın süper kahramanı Trankilizan bağımlısı Harmon hem çok zeki hem çok başarılı hem de feminist! Rusça ve Fransızca biliyor ve satrancın 1 numarası oluyor.

Trankilizan bağımlısı, alkolik Elizabeth Harmon hem çok zeki hem çok başarılı hem de Beltik’i seks sonrası odadan atacak kadar feminist! Rusçayı kolayca öğreniyor; kapısını çalan otel görevlisine “Je vais descendre tout de suite!” diyecek seviyede Fransızcayı da yetimhanede öğrenmiş! Christian Crusade cemaatinden gelecek parayla Rusya’ya gitmeyi, vermeye zorladıkları demeç yüzünden reddedecek derecede erdemli bir ateist!

Bu şartlarda Amerikalı yetim bir kızın kaba saba Rusları kendi sporlarında yenmesi şaşırtmamalı kimseyi. Dizide herhangi bir Amerikan havayolu şirketinin iç hat seferlerindeki yemeğin, içki bile verilmeyen Aeroflot’dan daha iyi gösterildiğini unutmayalım. Klişeler o nebze ki, çocuk Rus garsonları gündüz gözüyle kahvaltı ederken gelip size votka teklif edebilir! Bu bakımdan dizinin senaristinin, yani Allan Scott rumuzuyla yazan Allan Schiach’in asıl işinin İskoç viski üreticisi bir şirketin murahhas azası oluşu sizi şaşırtmasın.

Erkek dünyasında bir “kraliçe” Dizi, Beth Harmon’un erkeklerin hâkimiyetindeki satranç dünyasında “bir kadın olarak” yükselişini işliyor.

FİZİKSEL ÖZELLİKLER VE PERFORMANS

Dizinin hoşlukları, satrancın gerçekleri

Dünyanın önde gelen kadın ustalarından millî sporcumuz Ekaterina Atalık (IM-WGM: 2450 rating / Dünya kadınlar sıralamasında 30. durumda), “Queen’s Gambit” dizisini bir satranççı gözüyle değerlendirdi.

EKATERİNA ATALIK

Bu sene Netflix’te en çok izlenen ve muhtemelen de en çok sevilen dizilerinden biri oldu “Queen’s Gambit”. Steven Spielberg bile ondan pandemi sırasında izlenecek en iyi dizi diye bahsetti. Gerçekten de dizi çok heyecan verici; güncel medya başlıkları arasında alışılmadık bir konuyu işliyor: Satranç.

Bazıları satranca -seyirciler için izlenecek gerçek bir aksiyon olmadığından- en sıkıcı oyun/ spor der. Dizi pekala bunun aksini kanıtlıyor. Genç bir kadın oyuna âşık oluyor; sürekli kazanmaya başlıyor; hatta zamanının en iyi Amerikalı oyuncularıyla rekabet ediyor. Belli ki çok yetenekli, çalışkan ve hayatını satranca adamış. Peki bu durum gerçeğe ne kadar yaklaşıyor? Bir kadın satrançta erkeklere ciddi bir rakip olabilir mi?

Vezir Gambiti (Queen’s Gambit) çocukluğumda ilk öğrendiğim satranç açılışıydı. Ben de satrancı diğer insanların oyunlarını izleyerek öğrenmiştim. Eninde sonunda satranç çalışarak, satrançla yatıp kalkarak, satrançtan sağ çıkmaya çalışarak başarılı bir satranç oyuncusu olmuştum. Gençliğimde benim de dünya çapında büyükustaları altetme hayalim vardı; erkek büyükustaları… Çok geçmeden hayalimin biraz ütopik olduğunu farkettim. Bunun nedeni basit: Erkekler fiziksel olarak kadınlar kadar dayanıklı değil ama daha güçlü.

İlginç bir tesadüf eseri, kısa bir süre önce 2020 Türkiye Şampiyonası’nda oynadım. 10 katılımcı arasındaki tek kadındım ve turnuvayı 9. sırada bitirdim. Satranç anlayışımla ilgili bir sorun yoktu; bütün fikirlerim işledi; ama oyunun yaklaşık olarak dördüncü saatinde, avantajlı pozisyonlarda bile pek çok hata yaptım. Buna “satranç formum kötüydü” diyebilirim ya da kadınların satranç performansı diyebilirim. Bütün erkek rakiplerim oyunsonlarında odaklarını çok daha iyi koruyabildiler.

Turnuva sırasında “Queen’s Gambit”i çok düşündüm. Doğruyu söylemek gerekirse Beth Harmon’a gıpta ediyorum; ama onun hayat tarzıyla erkeklerle eşit düzeye gelecek enerjiyi korumak imkansız. Evet, o hayallerinin oyununu kazandı; ama bu zaten dizinin anafikriydi. Senaryo gerçek bir hayat hikayesi anlatsaydı, sanırım bu kadar ilginç olmazdı.

Her şey bir yana, dizi kesinlikle izlemeye değer: Erkek-kadın rekabeti, Soğuk Savaş yılları… Hepsi mükemmel bir şekilde biraraya gelmiş. Benim diziye puanım, 10 üzerinden 10. Peki gerçek hayatta mümkün mü? Hayır.

Dünyanın 1 numaralı kadın ve erkek ustaları diziyle ilgili ne dedi?

JUDIT POLGÁR (GM-2675)

Tarihin gelmiş geçmiş en güçlü kadın satranç oyuncusu kabul edilen Judit Polgár, belki de gerçek hayatta Beth’in deneyimini en iyi anlayabilecek insanlardan… Macar satranç ustası, aynı Beth gibi, 2002’de o zaman dünya şampiyonu olan Gari Kasparov’u yenmiş; 15 yaşında iken eski Dünya Şampiyonu Bobby Fischer’ın rekorunu kırarak büyükusta unvanını elde eden en genç satranç oyuncusu olmuştu. Polgár, diziyi izlerken pek çok noktada “dejavu” yaşadığını söylüyor: ”Erkek rakipleri Beth’e karşı çok iyilerdi. Onun yaşadığı cinsiyetçilik benim gerçek hayatta yaşadığımın yanında hiç kalır. Bazı rakiplerim elimi sıkmayı bile reddederdi. Fiziksel tehdidin ve duygusal istismarların yaşı büyüdükçe tacize dönüştüğünü söyleyen Polgar, kariyeri boyunca değişmeyen tek şeyin, bir kadının erkeklerle üst seviyede rekabet edemeyeceği algısı olarak tanımlıyor.

MAGNUS CARLSEN (GM-2862)

Dünyanın 1 numarası Norveçli büyükusta, verdiği nadir bir rö-portajda, dizinin Beth Harmon’un cinsiyetindense satranç kabiliyetini öne çıkarmasını çok sevdiğini söyledi. Carlsen, son yıllarda satranç dünyasında kadınlar ve kız çocukları için ciddi bir ilerleme olmadığını da kabul ediyor ve satrançta bir kültür değişiminin gerektiği uyarısında bulunuyor. Carlsen, dizide Harmon’un hızlı satrançta yeterince iyi olmamasını ve Harry Beltik’le oynadığı sahnede, rakibinin beraberlik teklif etmesinden hemen sonra yenilgiyi kabullenmesini pek gerçekçi bulmadığını da söyledi.