Ev içinde bulunma, yaşama ve çalışma hâli, yaklaşık 1 yıldır dünyadaki hemen herkesin hayatını değiştirdi. Adeta “format atılan” veya “güncellenen” hayatlarımızla, bu yeni “yazılım” çerçevesinde “virüs”e karşı durmaya çabalıyoruz.

İletişimin çok büyük oranda cep telefonları ve ekran üzerinden sağlanması; kaçınılmaz olarak bu “iletişme”nin niteliği, karakteri, sağlığı ve ahlaki boyutları üzerinde tartışmalar doğuruyor. Yeni bir döneme girdiğimiz kesin. Salgın hastalık tamamen yokolsa dahi, eski hayatlarımıza dönemeyeceğimiz de kesin. Tarihî bir döneme tanıklık ettik, ediyoruz… diyerek biraz olsun teselli bulabiliriz.

İnsan evladının en büyük yapısal trajedisi, “kurulum”undadır. Yani doğamızda bulunan “sakıntarihtendersalma” adlı bu genetik şifre, Homo sapiens’in hem iktidarını hem de iktidarsızlığını sağlamıştır. Diğer canlı türlerini elimine veya köle ederek “ilerleyen” insan, kendi türünü de zaptı rapt altına alamayınca; dünya, doğa, Tanrı veya Tanrılar (artık hangisine aklınız-gönlünüz yatıyorsa) “madem öyle gel böyle” demiştir.

Demiştir ama, sizlerin de bildiği gibi insan evladı her zaman “kendinden başka” olan veya “başka” olduğunu düşündüğü hemcinslerini günah keçisi ilan ederek (ve hatta onları yiyerek) hayata devam eder. Hele ülkemizde, bu durumun olağanüstü örnekleri hemen her gün yaşanmakta; düşmanlıkla tazelenen kalitesizlik, değme virüse bile “ya bu kadar da değil artık” dedirtecek seviyede seyretmektedir. Kimbilir, belki de bu sonsuz kötülük hâli Covid belasını bile altedecek bir kimya salgılamakta ve “virüs virüsü söker” gibi “anti-bilimsel ama efektif” bir metotla salgının kontrolünü sağlamaktadır.

Böyle mühim saydığımız “entel” akıl yürütmeler içerisinde, öteden beri yapageldiğimiz, daha doğrusu mecbur olduğumuz çeşitli biyolojik ihtiyaç işleri de var şüphesiz. Bunların başında yemek yemek geliyor (bir de “sonu” var ama ona girmeyelim). Herkesin değişen oranlarda dışarda yemek yemek durumu vardı; artık oranlar malum çok değişti. Ya evde yiyoruz ya da dışarıdan söylüyoruz. Evde yesek bile, hammaddeyi dışarıdan almak zorundayız. Yemek rejimlerinin değişmesi, öğün saatlerinin kayması, hareketsizliğin artması ve “ev sakinleri”nin doğal olarak ev hırçınları”na doğru evrilmesi, hepimizin hem beden hem kafa sağlığını etkiliyor. “Ne olacak bu dünyanın, Türkiye’nin hâli” diye endişelenirken; kendi küçük hayatlarımızdaki basit organizasyonlar konusunda bile ne denli problemli olduğumuzu görüyoruz.

Ancak ben yine en çok yatları, katları, sarayları, adamları, yurtdışında paraları ve türlü türlü “krizi fırsatı dönüştürme” planları olanlara üzülüyorum. Onların işi daha zor! Kazanacakları bir yana ama, kaybedecekleri şeyler çok arttı.