Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.

Anaerkil Moğollara Türk mobilyası

Çilek Mobilya, Ulan Batur’da ilk mağazasını açmış. Firma özellikle, kız çocuklarını önemseyen anaerkil Moğol aile yapısının bir avantaj yarattığını değerlendirmiş. Moğol tarihi açısından kadınların konumu belirleyicidir.

Geçenlerde bir gazete haberi (Hürriyet, 8 Haziran 2015) çocuk ve genç odası eşyaları ile dikkati çeken Çilek Mobilya’nın Moğolistan’da ilk mağazasını açtığını bildiriyordu. Yazıda “yakın zamanda serbest piyasa ekonomisine geçen Moğolistan’ın ekonomisi tarım ve madenciliğe dayanıyor” deniyordu. Herhalde tarım değil de hayvancılık denmek isteniyordu. Zira Moğolistan bir tarım ülkesi değil.

Yazı, “2 milyon nüfuslu ülkenin yüzde 38’i başkent Ulan Batur’da yaşıyor. Çilek Mobilya ilk adımını attı ve Ulan Batur’da ilk mağazasını açtı” diye devam ediyordu. Ben hâlâ bu işin nasıl olduğunu anlamaya çalışmanın şaşkınlığı içindeydim. Moğollar malum tarih boyunca göçebelik ve hayvancılık ile ün salmış bir halk. Başkent Ulan Batur’dan bizler için büyük önem taşıyan Orhun Anıtları’na doğru giderken yolda evlere değil de topak ev şeklindeki çadırlara ve yılkı atlara rastlıyorsunuz. Yazın yemyeşil olan engin düzlüklere Çilek Mobilya’yı yerleştiremiyordum kafamda.

Ulan Batur yakınındaki yerleşimlerde köylerde evler görülüyorsa da, bahçelerinde topak ev şeklindeki çadırlar dikkati çeker. Çocuk ve gençlere yönelik mobilya ise yalnız yerleşim meselesi değil aynı zamanda bir mantalite meselesi olduğu için bu işin nasıl geliştiğini merak ediyordum. Söz konusu yazının yan sütununda “Global Çilek, atlar ülkesine özel seri yaptı” başlığı ile devam ediyor ve “Moğolistan’ın en önemli olgusu atlar. Bu nedenle ‘Atlar Ülkesi’ adı verilmiş. Çilek, atlara karşı halkın taşıdığı sempatiden ötürü, atçılık temalı Royal serisinin büyük ilgi görmesini beklediklerini dile getiriyor” deniyordu.

Çilek Mobilya’dan atlara gelmiştik ama, aradaki bağlantıyı hâlâ kuramamıştım. Ancak işin püf noktası şirketin ikinci kuşak yöneticisi Talha Çiçek tarafından açıklanıyor: “Moğolistan anaerkil millet olduğundan dolayı, kadınlar erkek- lere göre daha baskın. Bu da kız çocuklarına daha fazla özen göstermelerini sağlıyor. Bu nedenle kız serilerinde beklenti yüksek.”

Gerçekten de girişimciliğin güzel bir örneği. Böyle en tabii şeymiş gibi söylenen “anaerkil millet” ifadesi, aslında Çinggis Han ve Moğol İmparatorluğu zamanındaki savaşçılık ruhunun Moğol tarihi açısından ne kadar kısa dönemli ve geçici olduğunun bir göstergesi. Gerçekten de Moğol tarihi açısından devamlılığı temsil eden en önemli özelliklerden biri de kadınların konumudur.

Efsaneye göre Çinggis Han’ın soyu Alan Go’a, yani Güzel Alan diyebileceğimiz adındaki bir kadına dayanır. Alan Go’a kocası öldükten sonra ışık şeklinde gelen bir varlıktan hamile kalarak üç erkek çocuk doğurur. Çadıra gece ışık şeklinde giren bu varlık köpek/kurt şeklinde çadırdan çıkar gider. Moğolları dünya tarihine ve İç Asya efsanelerine bağlayan bu hikaye (ışık motifi ile Manihaizme, kutlu hamilelik ile Hıristiyanlığa, kurt motifi ile eski Türk efsanelerine) 13. yüzyıldan sonraki İç ve Orta Asya tarih yazımının başlangıç noktasını oluşturmuştur. Tarih yazımının başlangıcını temsil eden Alan Go’a yanında, Çinggis Han’ın annesi Höle’ün ve karısı Börte devletin kurulma aşamasında sağduyu, duyarlılık ve dirayet sergilerler.

Moğol tarih yazımındaki kadın imajında hayat müşterektir, “hayatta hem kadınlar hem erkekler
vardır” anlayışı hâkimdir. Bu anlayış kendini bugün de hissettirmekte. 2011’de Çinggis Han’ın doğduğu bölgeleri ziyaret ettiğimde bunu bizzat müşahede etmiştim. Bizim dağbaşı diyeceğimiz engin düzlükteki bir kampta geceliyorduk. Kampı işleten bir kadındı. Ertesi günü uçsuz bucaksız düzlükteki istasyonda benzin almak için durduğumuzda, benzinlikte kimse yoktu. Bizim gibi sırasını bekleyen dört çekerli bir araba vardı. İçinde de iyi giyimli bir hanım oturuyordu. O anda uzaktan son hızla bir kamyonetin geldiğini gördüm, gelince içinden bir kadın atladı ve benzin pompasını alarak diğer arabaya benzin vermeye başladı. Ben bütün bu olaya bakakalmışken, diğer arabadaki hanımın da o bölgenin valisi olduğunu öğrendim.

Yanımdakiler Türkiye’de durum farklı olduğu için böyle bakakaldığımı benzinci kadına söylediklerinde, kendisi “demek sizin orada erkekler çalışıyor” diye güldü. Bizler ise tarihe baktığımız zaman kadınların toplumsal hayata bu denli entegre olmasını değil de savaşçıları görürüz.

Devamını Oku

Son Haberler