Yeni bir yılın gelişi her toplumda ve tarihin her çağında coşkuyla karşılandı. Ailece oturulmak üzere kurulan büyük sofralardaki yiyecekler, başlangıç, beklenti ve umutların sembolü oldu.

Kaderimizi doğanın cömertliğine bağladığımız eski zamanlarda, yeni yıl bahar aylarına, doğanın uyanışına denk gelirdi. Romalılar MÖ 46’da Jülyen takvime geçince 1 Ocak tarihini kapıların ve başlangıçların tanrısı olan Janus’a adayarak yeni yılı kutlamaya başladılar. Sonraları Gregoryen (miladi) takvimin yaygınlaşması ile 31 Aralık, yeni yıl gecesi oldu. Yeni yıl sofralarında hâlâ doğa ile bir olduğumuz, onun güçlerini yücelterek yardım dilediğimiz zamanlardan kalma pagan simgelere rastlanır. Zaman içinde değişmiş de olsa, kimi âdetler hâlâ devam ediyor. Örneğin, Hıristiyan inanışında Noel’de hindi veya tavuk, geçmişin üzerini eşinerek örttükleri için tercih edilirken, yılbaşı sofrasında burnu ile toprağı ileri doğru dürterek yiyecek arayan domuz yemek tercih edilmiş.

Yahudilerin yeni yılı olan Roş Haşana, Eylül ile Ekim aylarında iki gün kutlanır. Bayram boyunca yemekte ballı elma veya elma reçeli sunulur. Elma başından sonuna yeni yılın tatlı geçmesi dileğinin simgesidir. Aile reisinin bir lokma aldığı kuzu başı ise onun yaşamının uzaması ve ailenin köle değil, hep başta ve hür olması dileğinin yansımasıdır. Sofralarda ayrıca hurma, kabak, balık, pazı ve pırasa da bulundurulur ve her birinin sembolik anlamı vardır.

Tarih boyunca her kültürde yeni yıl sofralarının gündelik sofralardan daha bereketli olmasına çaba gösterilmiştir. Örneğin, Amerika’nın ilk göçmen ahalisi daha basit ev yemekleri ve komşu ziyaretleri ile yeni yılı karşılarken, sanayi devrimi ve şehirleşmenin artışı daha süslü ve teatral parti- lere, karmaşık yemek sunularına ve zengin sofralara yol açmıştır. 20. yüzyılın başlarında ise yeni yılın gelişi büyük ölçüde ev dışına taşmış, restoranlarda kalabalık partiler ile kutlanır olmuştur. İçki yasağının olduğu zamanlarda dahi kutlamaların coşkusu azalmamış, Büyük Buhran ve 2. Dünya Savaşı sırasındaki yiyecek karneli yaşam düzeni bile insanları zengin sofraların kurulduğu yeni yıl kutlamalarından vazgeçirememiştir.

Yeni yılda hindi çılgınlığı Genel kanının aksine yılbaşı sofralarında hindiye yer vermek Hıristiyan âdetlerinden değildi. Zamanla Şükran Günü geleneği hem yılbaşı hem de arada kalan Noel yemeğini etkilemişti. Öyle ki âdet Türkiye’ye bile sıçradı. Fotoğrafta 1930’larda bir hindi pazarı…

Çinliler de yeni yılı coşkuyla kutlarlar. Çin yeni yılına girerken Mutfak Tanrısı’na tatlı pirinç, kekler ve meyve şekerlemeleri ile bir veda yemeği düzenlenir. Büyük Yeşim Tanrı, Yu Huang’ın huzuruna çıktığında ailenin hâl ve gidiş karnesini sunarken sadece tatlı şeyler söylesin diye bal, pekmez ve şekerlemeler ile beslenir. Sonra yolculuk için yanına para konur ve sureti yakılarak yolcu edilir. Birkaç gün sonra da yeni gelen mutfak tanrısının sureti ocağın üzerine yerleşir ve onuruna sunulan yiyecekler paylaşılır.

Bizim buralarda ise yeni yılın gelişi daha çok Rum, Ermeni, Musevi cemaatlerin evlerinde, kendi geleneklerine uyarak kurdukları sofralar ile kutlanırdı. Rum evlerinde yılbaşı çöreği “vasilopita”nın büyüklüğüne göre 5-10 kilo undan saatlerce yoğurulması erkeklerin işi idi. Bu ekmeğin hamuruna gizlenen altın veya gümüş kuruş kime çıkarsa o yılın şanslısı o sayılırdı. Noel ve yılbaşı sofralarının hazırlığı bir hafta önceden başlardı. Noel yemeği, etli ve yağlı yiyeceklerin yenmediği 40 günlük oruç sonrası mideyi yemeklere hazırlamak için ta- vuk suyuna çorba ile başlar, ev mezeleri, peynir ve salata ile devam eder, tavuklu pilav, ev baklavası ve cevizli muska tatlısı ile biterdi. Yeni yılda ise, Rumların “to trapezi tis kalis vradias” (iyi gecenin sofrası) kırk çeşitten fazla sıcak ve soğuk meze ile senenin en zengin sofrası olurdu. Gece yarısı ise bir yılın aylarını temsilen 12 mum ile süslenen vasilopita sofraya gelir, evin hanımı çeşmeyi açar ve eşikte bir nar kırarak, pirinç serperdi. Kapadokya kökenli Rum aileler ise evin köşelerine sinmiş bereketi engelleyen Kalikançarosları ürkütmek için odaların köşelerine kuruyemiş serperlerdi.

1954 yılının ilk saatleri ailecek başında toplanılmış bereketli bir sofrada bekleniyor.

Ermeniler yeni yıl sofrasına “Anuşaburi Seğan” yani Anuşabur (tatlı çorba, aşure) Masası derler. Saat tam 12’de masaya konulan ve üzerine nar taneleri, kuruyemişler ile yeni senenin rakamları yazılan aşure ve kuruyemişler bereket simgesi olarak bir hafta boyunca masada tutulurdu. Rumlar, Ermeni komşularına daha ufak vasilopitalar dağıtır, onlar da karşılık olarak anuşabur ikram ederlerdi.

Bu arada yakın geçmişe dek Müslümanların yılbaşı ile pek bir alışverişleri yoktu. Resimli 20’nci Asır Mecmuası’nın 31 Aralık 1953 tarihli sayısında Osmanlı döneminde ilk yılbaşı kutlamasının İstanbul’daki İngiliz sefiri tarafından, 1829’a girerken yapıldığı anlatılmış. Haliç’teki bir İngiliz gemisinde verilen yemek ve baloya birçok devlet adamı katılmış. 1892’de Orient-Express yolcuları için Tepebaşı’nda Pera Palas Oteli kurulunca, Pera ve Galata hızla gelişti, Balolar ve yemekli eğlenceler düzenlenmeye başladı. 1917’de savaştan kaçan Beyaz Ruslar’ın da İstanbul’a gelmesiyle Avrupa’nın kentlerindeki yaşam tarzı Beyoğlu’nda yayıldı.

Bu tarihten sonra yılbaşı kutlamalarına artık Müslümanlar da katılır olmuşlardı. Epey hazırlık ve masraf isteyen eğlenceler böyle sürüp giderken 1926’da yılında miladi takvim kabul edildi ve yılbaşı da resmî olarak 1 Ocak oldu. Bu karar ile birlikte yılbaşı eğlenceleri de arttı. 1935 tarihli yasa ile 31 Aralık öğleden sonrası ve 1 Ocak resmî tatil oldu.

Yazar Nurullah Ataç’ın 1938’de yazdığı gibi: “Bize böyle gönlümüzce vaatlerde bulunan bir gün nasıl sevilmez?”

Hindi Sarması

1 adet kemiksiz hindi göğüs eti

2 dilim ekmek

1adet orta boy soğan

4-5 adet kereviz yaprağı

1 çorba kaşığı tereyağı

1⁄4 demet maydanoz

1⁄4 demet dereotu

2 diş sarımsak

1 su bardağı pirinç

tuz, karabiber, kekik,

biberiye

Kemiksiz hindi göğüs etini keskin bir bıçakla enlemesine kesip et döveceği ile döverek inceltin. Pirinci 2 su bardağı suyla yarı yarıya haşlayıp soğuması için kenara alın. Diğer tarafta ekmek için, soğan, kereviz yaprağı, tereyağı, maydanoz, dereotu, sarımsak, biberiye, tuz, karabiber ve kekiği mutfak robotunda çekin. Karışımı yarı haşlanmış pirinç ile karıştırın. Karışımı incelttiğiniz hindi etinin orta kısmına yayın. Hindi etini rulo şeklinde sarıp açılmaması için ısıya dayanıklı bir iple sarın. Eti yağlı kağıt ile kaplanmış bir fırın tepsisine yerleştirin. Isıya dayanıklı bir kaba su doldurup fırına yerleştirin. Önceden ısıtılmış 195 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Hindi sarmayı fırından alıp üzerindeki ipi çözün. Dilimleyerek servis yapın. İyi yıllar!