Bundan 50 yıl önce Harvard’a doktora öğrencisi olarak gelmiştim. O yıl üniversitede ABD’nin Vietnam’dan çıkması için öğrenciler gösteri yapıyordu. 1968-69 yılları belleklerde yer etmiş, bu çerçevede sergi, belgesel ve yayınlar hazırlanmış. Bir taraftan “biz zorlukla karşılaştıysak da bunlarla başetmeyi biliriz” mesajı verilirken, öbür taraftan zorlukları yenmenin yolunun kültürdeki birikimleri kullanmaktan geçtiği hatırlatılıyor. 

İSENBİKE TOGAN

 Doktoramı yeni aldığım günlerde idi; tarih ve tarihçilik hakkında düşünüyordum. O sıralarda bir makaleler dizisi hazırlanma fikri vardı ve yazılar eski dönemden başlayıp günümüze kadar gelecekti. Tarihçilerden biri, “aradan 50 yıl geçmeden, olaylar tarih olarak incelenemez” demişti. Halbuki Türklerin tarihinde Tunyukuk, Babür, Ebülgazi Bahadır Han ve Atatürk olayların içinden yazmışlardı ve bizim en güzide kaynaklarımızı oluşturuyorlardı. 20. yüzyılda ise böyle tarihin içinden yazmak yeni bir eğilim oluşturmuş, birçok lider kendi görüşlerini kamuyla paylaşmıştı. 

Geçen 2018 ve 2019’da, bu 50 yıl ve tarihçilik konusundaki sözleri çok hatırladım. Bundan yarım yüzyıl öncesi (1968), dünya tarihine damgasını vuran bir yıl olmuş. Olaylar hangi ülkede olmuşsa bizim belleğimize o çerçevede yerleşmiştir. Olaylara yıl olarak bakınca ise karşımıza çok geniş bir panorama çıkmaktadır. Çekoslovakya’nın Sovyetler tarafından işgali, Avrupa’daki öğrenci hareketleri, Çin’de Kültür Devrimi’nin başlaması bir tek yıla sığamazken; Amerika kıtasında da Meksika’daki olaylar yanında ABD’de siyahi lider Martin Luther King ile senatör Robert Kennedy’nin öldürülmeleri ve Amerikan üniversitelerinde Vietnam savaşı karşıtı gösterilerle daha da çetrefil bir hal almıştır. Sanki dağarcığımıza 1985’ten sonra giren “küreselleşme”, daha 1968’de görülmeye başlamış duygusunu uyandırmaktadır. Olaylar bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmışken, nedense günümüzde 1968’de başlayıp 1969’a taşan bu olaylarla hesaplaşma daha çok Amerikan akademiyasında görülmektedir. Bunlar arasında Harvard üniversitesi oldukça yoğun bir faaliyet içinde kendini göstermektedir. 

Bundan 50 yıl önce Harvard’a doktora öğrencisi olarak gelmiştim. O yıl üniversitede öğrenci olayları olmuştu ve ABD’nin Vietnam’dan çıkması için öğrenciler gösteri yapıyordu. Öte yandan hayat devam ediyordu. Amerika’ya ilk defa geldiğim için de, bende “herhalde bu türlü gösteriler burada her zaman oluyor” izlenimi uyanmıştı. Meğerse öyle değilmiş ve 1968- 1969 yılları belleklerde yer etmiş. Bu çerçevede sergi, belgesel ve yayınlar hazırlanmış. Bunun en somut örneği üniversite arşivine giden koridorun iki tarafında “1968 Değişim Fırtınası” adında bir sergi hazırlanmış olması idi. Üniversite arşivinin düzenlediği bu sergi olayları geniş bir bağlamda takdim ediyorsa da, bu bağlam dünya çapında olmaktan çok Amerikan toplumsal tarihi açısından ele alınmış. Örneğin gösterilen belgeselde, daha sonra başkan yardımcısı olan Al Gore’un da öğrenci olaylarında yer almış olduğunu öğreniyoruz. 

Sergi, adını sözleri 19. yüzyılda yazılmış ve üniversiteyi simgeleyen bir “şarkı”nın içinde geçen ifadeden almış. “Fair Harvard” adını taşıyan bu satırlarda, fırtınalardan başarıyla çıkıp değişime gitmek ve her zaman “adil” olmaya çalışmak teması göze çarpıyor. Burada bu müzik parçası için “şarkı” demem, onun “marş” olmadığını anlatmak içindir. Bu eser Noel ayinlerini süsleyen ve herkesin bildiği “sessiz gece” Noel ilahisinin müziği ile söyleniyor. Kısacası bütün bu sergi ile bir taraftan “biz zorlukla karşılaştıysak da bunlarla başetmeyi biliriz” mesajı verilirken, öbür taraftan zorlukları yenmenin yolunun kültürdeki birikimleri kullanmaktan geçtiği hatırlatılıyor. 

Bugün yazar, değişik düzeylerde eğitimci, profesör veya Amerikan üreticileri derneği başkanlığı veya Sony Pictures Entertainment direktörlüğü yapmış olan ve 1968 olaylarında yer almış kişilerle yapılan röportajlarda da benzer bir yaklaşım görülüyor. O dönemde öğrenci hareketlerine önce sert bir şekilde karşı konmuş olmasının olayları büyüttüğü, ancak orta yolcu öğrencilerin üniversite idaresinden izin alarak stadyumda yaptıkları toplantılar ile üniversite içinde yaşam ve eğitimde büyük değişikliklere gidildiği anlatılmakta. 

Bu değişimler özellikle siyahlar, Afro-Amerikalılar ve kadın hakları çalışmaları açısından önem taşımakta. Amerikan Tarihçiler Birliği (AHA) de 2018’de bu olayları küresellik çerçevesinde 13 makale ile ele almış; ayrıca Ocak 2019 toplantısında da olayları iki farklı kuşak tarihçi açısından değerlendirmek üzere oturum düzenlemişti. Bu iki kuşak, olayları yaşamış olanlar ile 50 yıl sonra olayları değerlendirenlerden oluşmuştur. Demek ki tek bir yol seçmek yerine farklılıkları göstererek uzlaşma aramak ileriye yönelik umut verici bir adım oluşturmaktadır.