İnsanın fizik kurallarına, bedeninin doğal sınırlarına karşı verdiği belki de en büyük mücadele 100 metre yarışları. Usain Bolt’un bundan tam 10 yıl önce koştuğu akıllara durgunluk veren 9.58’inin ardında koca bir tarih yatıyor. Önce saniyeler, sonra saliselerle değişen 100 metre rekorunun tarihi. 

Tam 10 yıl önceydi… Berlin’deki Dünya Atletizm Şampiyonası’nda gözler, tam bir sene önce 9.69’la dünya rekoru kıran Usain Bolt’a çevrilmişti. Tyson Gay’le amansız bir rekabete girişen Jamaikalı, Jesse Owens’ın spor tarihine geçtiği Olimpiyat Stadyumu’nda bir başka tarihe imza atmak üzereydi. 

Yarış koşuluyor ve Bolt’un derecesi ekrana yansıdığında milyonlar küçük dilini yutuyordu. Skorbordda yazan 9.58 akıl almaz bir süreydi! Tarihler 16 Ağustos 2009’u gösteriyordu… 

Uluslararası Atletizm Federasyonu (IAAF) 1912’den itibaren rekorları tescil etmeye başladığında artık bambaşka bir yarış başlamış; saliseler kovalanır olmuştu. Arkadan ve saniyede 2 metreden fazla esen rüzgarla elde edilen dereceler rekor olarak kabul edilmiyordu. 

Stockholm’deki 1912 Olimpiyat elemelerinde 100 metreyi 10.6 saniyede koşan Amerikalı Donald Lippincott ilk dünya rekorunun sahibi olmuştu. Yedi hatalı çıkışa sahne olan final ayrıca tarihe geçerken Ralph Craig altını kapmış; elemelerde rekor kıran Amerikalıya sadece bronz kalmıştı. O zamanlar hatalı çıkışlara sınır getirilmediğinden, işin tadı-tuzu kaçabiliyordu. 

1. Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk Olimpiyat 1920’deydi. Antwerp’te birinci olan Charley Paddock’un ertesi yıl yaptığı 10.4’lük derece yeni dünya rekoruydu. 1924 Paris Olimpiyat Oyunları’ndaki 100 metre yarışı, en iyi film Oscar’ını da alan 1981 tarihli “Chariots of Fire” (Ateş Arabaları) filmine de konu olacaktı. Yaşamı Çin’deki bir Japon toplama kampında noktalanacak İskoç misyoner Eric Liddell inancı gereği Pazar günü piste çıkmamış, İngiliz Yahudisi Harold Abrahams birinci olmuştu. 

İki yıl üst üste 2008 Pekin Olimpiyatları’nda 9.69’la dünya rekorunu kıran Bolt, derecesini bir yıl sonra Berlin’deki Dünya Şampiyonası’nda 11 salise geliştirmeyi başardı. 

Owens’ın derecesi 20 yıl aşılamadı 

10.3 saniyelik rekor kısa sürede geride kalmış, buna karşın 10.2 adeta sprinter’ların önüne bir duvar gibi çıkmıştı. 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’na damgasını vuran tarihin en büyük atletlerinden Jesse Owens’ın 10.2’lik derecesi sonraki 20 yıl boyunda aşılamamıştı. 1937’de IAAF, atletleri hızlandıracak bir öneriyi kabul etmiş ve pistlerde çıkış takozları kullanılmaya başlanmıştı. 

1956 yılı, 100 metre için unutulmaz bir yıl olmuştu. Arka arkaya birçok atlet 10.1 koşuyor, Melbourne Olimpiyat Oyunları’nda Amerikalı Bobby Morrow zorlu rüzgar koşullarında dünya rekortmenlerinden Ira Murchison’ı geride bırakarak birinci geliyordu. 

1960’ta Olimpiyat şampiyonu Alman Armin Hary’nin koştuğu 10.0’lık süre, sekiz yıl boyunca geçilemedi. Atletizmin ünlü miti böylece doğmuştu: 10 saniye bariyeri! Sadece Amerikalılar değil, Kanada, Venezuela, Küba, Güney Afrika ve Fransa’dan da atletler, bu sihirli zamandan daha iyisini yapamıyordu. Acaba duvar ne zaman yıkılacaktı? 

‘Hız Gecesi’nde altüst olan rekorlar 

Tarihler 20 Haziran 1968’i gösteriyordu. Amerika şampiyonası Sacramento’daydı. Yarı finalin ilk ayağında Jim Hines 9.9’a imza atmıştı. Onu takip eden Ronnie Ray’in de derecesi aynıydı. İkinci yarı finalde Charles Greene de 9.9 koşarak tarihteki yerini almıştı. Finalde üç silahşörden Greene gülerken, o unutulmaz akşam spor literatürüne “hız gecesi” olarak geçiyordu. O dönem manuel ölçümde 10 saniyenin altına inen üç atletin derecesi daha sonra elektronik ölçüm sonuçlarıyla revize edildi. 

Yeni yeni bazı yarışlarda elektronik ölçümler yapılmaya başlanmıştı. Bu da sonuçların salise kısmında çift haneli ölçümler yapılmasını mümkün hale getirmişti. Henüz tüm yarışlarda uygulanmasa da Mexico Olimpiyat Oyunları’nda denenen elektronik kronometre ölçümleriyle 10 saniye barajını ilk kez yıkan Hines bu kez başarısını perçinleyecekti. Hines, Olimpiyat Oyunları’nda 9.95’e imza attığında, tüm dünyada manşetlerdeydi! Başta ekranlara 9.89 olarak yansıyan zaman sonradan düzeltilmişti. 

Elemelerde gelen rekor 1912 Olimpiyatları’nda 100 metre elemelerinde dünya rekoru kıran Donald Lippincott, finallerde ancak üçüncü olabilmişti (üstte). Tarihin en büyük atletlerinden biri olan Jesse Owens’ın 1936 Berlin Olimpiyatları’nda koştuğu 10.2 sonraki 20 yılda aşılamamıştı (altta). 

1 Ocak 1977’de yeni bir devir başlamış ve manuel dönem sona ermişti. Bundan böyle tüm ölçümler elektronik kronometrelerle yapılacaktı. 

1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nı dört altınla kapatan Carl Lewis, 48 yıl önce aynı başarıyı gerçekleştiren Owens’a nazire yapmıştı. Efsanevi atlet 100 metreyi 9.99’la kazanmıştı. Onun ezeli rakibi Ben Johnson ise giderek hızlanıyordu. 1987’de Roma’daki Dünya Atletizm Şampiyonası’nda 9.83 koşan sprinter, meslektaşlarına nal toplatmıştı. Lewis, Kanadalı sprinter’ın önce hatalı çıkış yaptığını söylemiş, ardından da BBC’ye verdiği röportajda doping imasında bulunmuştu. İkili arasındaki rekabet kızışıyordu. 1988 Olimpiyat Oyunları öncesinde Johnson sakatlıklarla uğraşırken, Lewis formdaydı. Buna rağmen 24 Eylül’de takozdan ok gibi fırlayan Kanadalı, 9.79’la dünya rekorunu paramparça etmişti! 

10 saniye aşılıyor Amerikalı atlet Jim Hines 10 saniyenin altına inen ilk isim olarak tarihe geçiyordu. 

Üç gün sonra Seul’den gelen bir haber tüm dünyada manşetti! Dopingli çıkan Johnson hem madalyayı kaybetmişti hem de dünya rekorunu. Başta şiddetle bunu reddeden sprinter, ertesi yıl kurulan komisyonda yalan söylediğini itiraf etmiş, antrenörü Charlie Francis, sporcusunun 1981’den itibaren düzenli olarak steroid kullandığını açıklamıştı. Gelen itiraflar sonrası Johnson’un 1987 ve 1988’de 9.83 ve 9.79’la kırdığı iki rekor tarihin çöplüğüne atıldı. 

9.80’in altına ilk kez Amerikalı Maurice Greene 1999’da inmişti. Donovan Bailey’nin 9.84 olan rekorunu 9.79’a taşıyarak adeta bir mucize gerçekleştirmişti. 

Greene’in ardından 2000’li yıllar, yine Amerikalı Justin Gatlin ile Jamaikalı Asafa Powell’ın düellosu şeklinde geçmiş, fakat Gatlin de doping cezalarıyla rekorunu tarihe yazdırmayı başaramamıştı. Tek başına kalan Powell dereceleri geliştirmeye devam ederken sahneye tüm dünyayı büyüleyen benzersiz bir sprinter çıktı: Usain Bolt! 

Hayatında bir kez yavaştı: Doğumunda! 

Beklenenden geç dünyaya gelmiş, annesini biraz zorlamıştı. Yerinde duramayan ufaklık, henüz 10 yaşında dikkati çekmeye başlamıştı. Bir zamanlar olimpiyatlarda yarışan Pablo McNeil ile tanışınca olaylar gelişecek, genç Bolt kriket ve futbola tamamen veda edecekti. Yeni antrenörü delikanlıyı ikna etmiş, sadece atletizmle uğraşmasını sağlamıştı. Artık tek amacı daha hızlı olmaktı. 

2004’te 18 yaşındayken profesyonel olan Bolt, sürekli olarak 200 metrede yarışıyordu. Daha kısa mesafe koşabileceğine inansa da antrenörü Glen Mills ona bir türlü izin vermiyordu. Giderek güçlenen sprinter, 200 metrede Jamaika rekorunu kırmıştı. Sonunda beklenen izin çıkıyor, genç sporcu ilk resmî 100 metresini 2007’de koşuyordu. O gün 10.03’le madalya alan delikanlı dur durak bilmeyecekti. 

2008’de beşinci 100 metre yarışında 9.72 ile dünya rekoru kıran Bolt, aynı yıl düzenlenen Pekin Olimpiyat Oyunları’nda 9.69’a imza atarak akıllara durgunluk veriyordu. 200 metrede de dünya rekoru kıran atlet, artık spor tarihine geçmişti. 

Ben Johnson’ın rekorları, dopingli çıkması nedeniyle geçersiz sayıldı. 

Ertesi yıl düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda 100 ve 200 metrede bir defa daha dünya rekoru kıran sprinter milyonları büyülemişti. Tesadüf bu ya, Jamaikalı efsane 16 Ağustos tarihine iki 100 metre rekoru sığdırmış; ilkinde 9.69 koşmuş, ikincisinde 9.58’le adeta uçmuştu! 9.58, atletizm otoritelerince uzun yıllar boyunca tekrarlanması imkansız görünen bir derece olarak 100 metre tahtına oturmuştu. 

2017’de emekliye ayrılan Bolt’un 100 metre dünya rekorunun 10 yıldır yanına yaklaşılamıyor; yakın gelecekte de 23 yaşındaki Amerikalı Christian Coleman dışında bu derece için bir tehdit görülmüyor. Bakalım uzun yıllar değişmeyecek bir rekorla yaşamayı sürdürecek miyiz, yoksa teknoloji ve tıptaki baş döndüren gelişmelere paralel olarak Bolt’un rekoru da kırılabilecek mi? 

Türkiye’den Jak Ali Harvey ve Ramil Guliev

10 saniyenin altında sadece 141 atlet var

Dünyanın en hızlı insanlarının 100 metrede 10 saniyenin altına inmesi hiç de kolay olmamıştı. Takozlar yardımıyla dereceler sürekli iyileşirken, bir türlü o sihirli zamana ulaşılamıyordu. 1968’de Jim Hines 9.95 koşunca, atletizmin en büyük engellerinden biri aşılmıştı. 1977’de bariyeri yıkan ikinci atlet olan Silvio Leonard’ın 9.98’i bugün halen Küba’nın ulusal rekoru olmayı sürdürüyor. Her iki sporcu yüksek rakımda bu başarıya imza atarken, Amerikalı efsane Carl Lewis alçak irtifada 9.97’i gören ilk sprinter olmuştu. 

Bir zamanların bariyeri 10 saniye, çoktan yıkılmış durumda. Bugüne dek aralarında millî sporcularımız Jak Ali Harvey ile Ramil Guliev’in de bulunduğu 141 atlet, 100 metreyi 10 saniyenin altında bitirmiş durumda. Bunu başaran 56 Amerikalı, 20 de Jamaikalı atlet bulunuyor. 

Türkiye rekoru 9.92 ile Harvey’ye ait. Jamaika’da doğan sporcu, 2016’da bu mesafede ülkemize Avrupa Şampiyonası’ndan madalya getiren ilk atlet olmuştu. Harvey, ayrıca 200 metrede hem dünya hem de Avrupa şampiyonu olan Guliev’le birlikte 2018 Avrupa Şampiyonası’nda 4×100 metre bayrak yarışında sahne almış; rekor kıran takımımız gümüş madalya kazanmıştı. 

Bolt’un hızı saatte 43-44 kilometre

İnsanoğlu 48-49 kilometrelik sürata erişebilecek mi?

Sözkonusu bireysel performansa dayalı bir spor dalı olduğunda, hemen akla şu soru geliyor: Peki, yok mu bunun bir sınırı? Bu rekor daha ne kadar aşağıya çekilebilir? Uzmanlara göre, evet var. 

100 metrenin bugünkü rekoruna ulaşırken Usain Bolt’un bacakları ile pisti adımlarken yere uyguladığı gücün kendi ağırlığının yaklaşık beş katı olduğu ve her bir adımı saniyenin yüzde 8’i ile 9’u arasında bir sürede attığı belirlenmiş. Bu da saatte 43-44 kilometrelik bir hıza ulaşılması anlamına geliyor. Rekoru örneğin 9 saniye sınırına çekmek için bu istatistiklerde ciddi bir değişiklik gerekiyor. 100 metreyi 9 saniyede koşacak atlet her bir adımda yere kendi ağırlığının yaklaşık altı katı güç uygulamalı ve bunu saniyenin yüzde 7’si gibi bir zaman diliminde tekrarlamalı. Bunu başardığında saatte 48-49 kilometre hıza ulaşabilir ve rekoru 9 saniye seviyesine indirebilir. Fakat uzmanlar bunun pek mümkün olmadığı, insanlığın bu performansı görünen gelecekte yakalayamayacağı görüşünde. Çok yakın gelecekte olmasa da biliminsanlarına göre 100 metrenin bugünkü şartlarla ulaşabileceği son nokta 9.40 seviyesinde bir yerlerde. Pistin yapısı, kullanımına izin verilen ilaçlar ve takviyeler, kurallarda olası esneklikler gibi faktörlerle bu rakam daha da gerilere çekilebilir. Bekleyip göreceğiz. 

Florence Griffith-Joyner, 1988

Kadınlarda 10.49’luk rekor 31 yıldır kırılamıyor

Erkeklere nazaran daha geç başlayan kadınların 100 metre mücadelesi yıllar boyunca büyük bir rekabete sahne oldu. Uzun yıllardır kadınlarda 10.70’lik derecenin bile altına inen yok. 

Kadınların olimpiyat serüveni erkeklerden dört yıl sonra 1900’de başlasa da, 100 metre yarışları takvimde kendisine ancak 1928’de yer buldu. IAAF’nin 1922’de Çekoslovak Marie Mejzlikova’nın 13.6’sını dünya rekoru kabul etmesinden sonra atletler kanatlanıyordu. 

100 metrenin ilk kadın olimpiyat şampiyonu Amerikalı Betty Robinson, 1928’de 12 saniyeyle dünya rekorunu da eline geçirmişti. O gün 17 yaşında olan atletin çok daha ileri gitmesi beklenirken, 1931’de geçirdiği uçak kazası kariyerini sekteye uğratmıştı. Tekerlekli iskemlede aylar geçiren Robinson ancak iki yıl sonra yürüyebilecekti (1936 Olimpiyat Oyunları’nda altına koşan 4×100 metre takımında yer alarak bir mucizeye imza atmıştır!). 

İlk olimpiyat şampiyonu Betty Robinson tarihin ilk 100 metre olimpiyat şampiyonu. Robinson dünya rekorunu da eline geçirmişti. 

1932’de sahne alan Polonyalı Stanislawa Walasiewicz, 11.9’la dünya rekorunu egale ederek altına ulaşmıştı. Sonradan Amerikan vatandaşı olup Stella Walsh adını alan sporcu, 1980’de bir silahlı soygunda hayatını kaybettiğinde 69 yaşındaydı. Yapılan otopside uterusunun olmadığı, işlevsiz, az gelişmiş bir penise sahip olduğu görülmüştü. Kimileri madalyalarının iadesini istese de bu talep reddedilmişti. 

Bir sonraki Olimpiyat Oyunları, Berlin’deydi. Dünya rekorunun bir süredir sahibi olan Amerikalı Helen Stephens’ın açıkça cinsiyeti tartışılıyor, yapılan muayene sonucunda kadın olduğu resmen açıklanıyordu. Yarışmasında sakınca bulunmayan Stephens, Walasiewicz’in önünde birinci geliyordu. 

Spor tarihinin şüphesiz en özel isimlerinden biri, Hollandalı bir annedir. 1936 Berlin’de olimpiyat sahnesine merhaba diyen Fanny Koen, 2. Dünya Savaşı sırasında önce evleniyor, ardından ilk çocuğunu dünyaya getiriyordu. Kocası Jan Blankers, gazeteciliğin yanısıra ülkenin atletizm takımının da hocasıydı. Aynı zamanda antrenörü olan eşinin zorlamasıyla doğumdan hemen sonra idmanlara başlayan Koen’in 1942-1944 arasında değişik branşlarda elde ettiği altı dünya rekoru, devamında yaşanacakların habercisiydi. 

Flo-Jo’nun trajik ölümü 100 metrenin bugün de kırılamayan rekorunun sahibi Florence Griffith- Joyner bir epilepsi krizi sonucu hayatını kaybettiğinde sadece 38 yaşındaydı. 

1945’te ikinci defa çocuk sahibi olan sporcu, savaştan sonraki ilk Olimpiyat Oyunları’na 11.5’le 100 metre dünya rekorunu kırarak geliyordu. Yine de kimse Londra’da 30 yaşında iki çocuk annesi olan bu kadına şans vermiyordu. 

Blankers Koen ismini kullanan atlet, 100 metre de dahil yarıştığı dört branşta da birinci oldu! Olimpiyat tarihinin ilk dört altın madalyalı kadını da oydu. Hollanda’ya dönüşünde muhteşem bir şekilde karşılanıp her tarafa koşturmaması için kendisine bisiklet armağan edilen uçan ev kadını, “Ben sadece birkaç yarış kazandım” demişti. Zamanın ruhu böyle bir şeydi… 

Bir zamanlar doktorların asla yürüyemeyeceğini söyledikleri Wilma Rudolph, 1960 Olimpiyatları’nda üç altına ulaşmıştı. Bunu başaran ilk Amerikalı kadındı. Çocuk felcini yenen azim abidesinin 100 metredeki derecesi, rüzgar yardımıyla koşulduğundan dünya rekoru olarak kabul edilmemişti. 

Erkeklerdeki “10 saniye bariyeri”nin bir benzeri kadınların da karşısına dikilmişti! Birçok atlet 11 saniye civarında koşuyor ama bir türlü o derecenin altına inemiyordu. 1972’nin Olimpiyat şampiyonu Renata Stecher, bunu birkaç kez başardıysa da IAAF elle yapılan bu ölçümleri kabul etmemişti. Vatandaşı Marlies Göhr 1977’de 10.88 koştuğunda tarih yazmıştı. Elektronik kronometre çağı o yılın başında başlamıştı! 

Göhr’ün 10.81’e çektiği dereceyi, 1984’ün olimpiyat altın madalyalı sporcusu Amerikalı Evelyn Rashford 10.76’ya indirmişti. 1988’de yine aynı ülkenin unutulmaz sprinterı Florence Griffith-Joyner 10.49’la sınırları zorluyordu. Flo-Jo’nun rüzgar yardımı aldığı iddia edilse de IAAF dünya rekorunu tanımıştı. 10.49 bugün bile kırılamayan rekor olarak tarihteki yerini aldı. Dünyanın en hızlı kadını ertesi gün de 10.61’e imza atmıştı. 

Amerikalı Carmelia Jeter’ın 2009’daki 10.64’ünü saymazsanız, yıllardır 10.70’in altına inebilen yok. Sanki Flo-Jo’nun akıllara durgunluk veren 31 yıllık dünya rekoru daha bir süre kırılamayacak gibi gözüküyor; tıpkı Bolt’unki gibi! 

Cinsiyetleri tartışılmıştı Stanislawa Walasiewicz ve Helen Stephens tarihte cinsiyetleri tartışmalara konu olmuş iki isimdi.