Salgının ilk aylarındaki felaket hissi ve panik, tüm dünyada ve ülkemizde geçici bir dayanışmaya, samimiyetsiz bir kader ortaklığına, mesnetsiz bir beraberlik hissiyatına yolaçmıştı. Cami hoparlörlerindeki ilahilerden yayılan coşku ateist kardeşlerimize, bilimcilerden gelen virüs açıklamaları mütedeyyin kesime bir huzur-bilgi-mücadele ruhu katmış gibi olmuştu. O sıralarda enikonu temizlenen havadan dolayı İstanbul’dan Uludağ’ın gözükmesi ve yunusların adeta “Yunus aleyhisselam” diyerek Haliç’e kadar zuhur etmesi de, bu kara günlerde memleket sathında hepimizi bir iyimserliğe, umuda gark etmişti.

Çok şükür kısa zamanda bu yanılsama/illüzyon/galat-ı his hâlini geride bırakarak aslımıza rücu ettik; birbirimizin gözünü oyarak devam ettiğimiz o mutlu-mesut günlerimize tekrar kavuştuk. Hatta bu ara dönemdeki mesnetsiz yakınlaşmalar, birlik ve beraberlik varmış gibi yapmalar dolayısıyla; eskisinden çok daha yakıcı, kıyıcı, yokedici bir ruh-madde-varlık hâline, yani bir yaratık haline dönüştük. Yaşadığımız bu kısa iyilik ve barış günlerinin ne mene bir sahtekarlık olduğunu anlamış; “düşmantaraf”ın bundan faydalanarak bizi kıstırmaya çalıştığını görmüştük.

“Krizi fırsata dönüştürmek” noktasında yapabileceklerimiz, “halka-millete iyilik” maskesiyle satabileceklerimiz vardı. Bu zor günlerden istifadeyle, normal zamanlarda sıkıntı oluşturacak konuları halledesimiz vardı.

Böyle olağanüstü zamanlarda, özellikle ihtiyaç duyulan güven ortamını sağlamak için neler yapılması gerektiğini biliyorduk: Oturduğu sitedeki kimi insanları “temizlemek” için silahlanmaktan bahsedenlere; ölen bir kişiyi mezarından çıkarıp yakmak isteyenlere; yardım konvoyuna saldırıp görevlileri katledenlere; sokağa çıkma yasağına uymadığı için çocuk dövenlere; yine kız çocuklarla evlenilmesinde bir mahsur bulunmadığını söyleyenlere dair haberler, medya ve sosyal medyadaki eşlikçi trol-troliçeler tarafından itinayla servis edildi. Zira kurulu düzenin işlemesi için aşırılıkların beslenmesi, “çüş artık” denileceklerin yeri geldiğinde kullanmak üzere himaye edilmesi gerekirdi. Tarihteki krallar, padişahlar ve özellikle Game of Thrones dizisindeki Cersei Lannister bize bununla ilgili mükemmel örnekler sunmuştu. “Ölümü gösterip sıtmaya razı etme” boşuna bir atasözü olmamıştı. Daha korkunç olanın arada öne sürülmesi gerekirdi ki gündelik kepazeliklere alışalım, vasata rıza gösterelim, “sizi başımızdan eksik etmesin” diyelim.

Aradabir Yeni Zelanda gibi aslında bu dünyada bulunmayan sanal bir ülkeden tuhaf haberler duyuyoruz ama, bunlara itibar etmemek lazım gelir. Biz böyle iyiyiz. Kökü dışarda ve bizi bölüp parçalamak isteyen yabancı ideolojilere karşı “birlik ve beraberlik” içinde yolumuza devam edeceğiz. Yaşasın medyokrasi!