Kadim Türklerin yaptıkları seferlerin çoğu, bugün Türk dili konuşmuş oldukları için Türk diye bildiğimiz halklar üzerinedir. Dokuz Oğuzlar da yine Kadim Türk kağanlarına boyun eğmişler, devletin bekası için dayandıkları zümre olmuşlardı. Onlar gittikten sonra Türk kağanlığı toparlanamadı.

Biz bugünden bakarak, Türklerin tarihinde birlik ve bütünlük görürüz veya görmeye çalışırız. Oysa ki Kadim Türklerin, Elteriş Kağan zamanında Kuzey Çin’de 23 şehri ele geçirmelerine sebebiyet veren Shandong ovasına yaptıkları seferleri saymazsak, yapılan harekatın çoğu, bugün Türk dili konuşmuş oldukları için Türk diye bildiğimiz halklar üzerinedir. Bunlardan biri de Dokuz Oğuzlardır. Bu dönem tarihi, genellikle Kadim Türk kağanları açısından değerlendirilir. Gelişmelere Oğuzlar açısından bakan Faruk Sümer, Dokuz Oğuzların kendilerini içinde buldukları mücadeleler konusunda çok dinamik bir anlatım sunmaktadır.

Faruk Sümer, 682 civarında Tula boylarında yaşarken Elteriş Kağan ve Tunyukuk tarafından boyun eğdirilmeleri sonrasında “birçok Türk kavimlerine yapıldığı gibi, başlarına bizzat kendilerinden veya hânedandan herhangi bir kimse geçirilmeyip, Türk budun gibi, doğrudan doğruya hanlar tarafından idare edildiği anlaşılıyor. Oğuz budunun kağanlar karşısında Türk budundan az bir hukuki duruma sahip olduğu görülüyor” demekle, Dokuz Oğuzların  özel konumuna işaret etmektedir.

Gerçekten de  başka Türk halklarını idare etmek ve vergilerini toplamak için elteber unvanlı görevliler tayin edilirken, Dokuz Oğuzlara böyle bir atama yapılmamıştır. Evvelce başlarında olan kağan yapılan savaşlarda ölmüş, ondan sonra da ondan Baz Kağan, yani tâbi kağan unvanıyla söz edilmiştir.

Dokuz Oğuzların neden vergi vermedikleri, düşünmemiz gereken bir husustur. Vergi vermeyenler genellikle orduda görevlendirilip seferlerde elde edilenlerden yararlananlardır. Elde edilenlerin İslâmi terminolojideki karşılığı ganimettir; Kadim Türkler ise bugünkü Türkçede  “kazanç”ı andıran kazgak (Hatice Şirin-2016 ) sözcüğünü kullanmışlardır.

Seferlere katılanların elde ettikleri, yani kazgak, gerçekten de onların geçim yolu idi. Bugünkü Kazaklar bu eylemler için barımta sözcüğü kullanırlar. Durum böyle olunca Dokuz Oğuzlar kağanlığın merkezi idaresi altında hayvancılıkla geçinirken, merkeze silahlı asker de veriyorlardı. Ailelerdeki bütün yetişkin erkekler orduya er olarak verilse, o zaman hayvan yetiştirecek kimse kalmazdı.

Tunyukuk yazıtından bildiğimiz kadarı ile Dokuz Oğuzlarda sığırların çektiği arabalar vardı, yani kağnılar. Kağnılarla göç edenler de seferlere kağnılarla katılmıyorlardı doğal olarak. Evvelce Çin kaynağı Suishu, 5- 6. yüzyılda Dokuz Oğuzların ataları olan Tegreg’erde  boy gruplarının beraberce 10.000 ile 30.000 asker çıkardıklarını kaydeder. Artık bilindiği gibi bütün bu gruplara Çincede verilen Tiele adı, arabalarının yüksek tekerleklerinden (tegreg)mülhemdi. Birçok soylar ve boylar halinde yaşayan Dokuz Oğuzlar, böylece Kadim Türk kağanlarına boy eğmişler ve devletin bekası için dayandıkları zümre olmuşlardı. Bilge Kağan onun için “Tokuz Oğuz halkı kendi halkımdı; gökle yer arasında karışıklık nedeniyle bize düşman oldular ve cezalandırılmaları gerekti” demektedir.

Türklerin tarihinde  bu tür durumlar birçok kez karşımıza çıkar. Tarihte benzer olaylarda bu tür soy, boy topluluklarının ordu ve sefer için dağıtılmaya direndiklerini görürüz. Kadim Türkler dünyasında dağıtılarak düzene sokulmayı en iyi temsil edenler Tölis ve Tarduş camiaları idi. Diğer taraftan Dokuz Oğuzların varlık gösterdiği II. Kadim Türk Devleti’nde hâkimiyetin kağanlık ailesi Ashinalar ve onların dünür soyu Ashideler arasında paylaşıldığını görüyoruz; Dokuz Oğuzlara söz hakkı verildiğini gösteren verilerimiz bulunmamaktadır. 

Hayatını Kadim Türkleri araştırmaya adamış olan Sergei Klyaştorny, Dokuz Oğuzların başlangıçta Kağanlıkla ittifak içinde olmuş oldukları görüşündedir. Ancak ittifak olmuşsa da bunun  antropolojide “karşılıklılık” denilen bir durum çerçevesinde devam etmediğini varsaymak mümkündür. Bütün bu sebeplerden dolayı Dokuz Oğuzlar Kadim Türk kağanlığının “kendi bodunu” iken, hoşnutsuzluklarını belirtmek üzere kağanlığı terk etmişler, Bilge Kağan da onların gitmemesi için çağrıda bulunmuştur. Nitekim onlar gemiyi terk ettikten sonra kağanlık toparlanamamıştır. Demek ki boyun eğdi diye daha da fazlasını istemek çıkar yol olmamıştır.