Kırkını aşanlarımız için “gazoz” sözcüğü kadar çocukluğun gönül telini titreten başka sözcük var mıdır acaba? Aile çay bahçeleri, açık hava sinemaları, uzun yaz geceleri, sarı leblebilerin tadı, ‘gazozuna’ oynanan mahalle maçları…

Doğal kaynaklardan çıkan gazlı maden sularının sağlıkla ilişkilendirilmesi çok eskilere dayanıyor. Gazı, suya ilk katan 1767’de İngiliz doktor Joseph Priestley olmuş. Üç yıl sonra da İsveçli Torbern Bergman karbondioksit üretecek bir alet icat ederek büyük miktarlarda yapay maden suyu üretimini olanaklı kılmış. 1832’de ise John Matthews isimli bir mucit taşınabilir boyutta, kurşun kaplı bir hazne içinde sülfürik asit ile mermer tozunu birleştirip karbondioksit üretmiş. Kimyasalların etkisi nedeniyle tadı hoş olmayan bu gazlı suya çeşitli tatlı karışımlar ve gazı çabuk yitmesin diye sodyum bikarbonat eklenmiş. Ve bu icat sayesinde meşrubat sifonlarıyla satış noktaları, gün boyu gazlı içecek sunar hale gelmişler.

Osmanlı dönemine ait gazoz şişesi etiketleri. Vanilyalı Neptün gazozu (üstte) ve İzmirli Mustafa Mehmet Bey’in Şifa gazozu (altta).

Yüzyıllardır gazlı kaynak sularını içmenin, bu sularla banyo yapmanın türlü hastalıklara iyi geldiğine inanıldığından, ABD ve Avrupa’da bu gazlı sular ilk önce eczanelerde satılmaya başlandı. ABD’de, ilaç niyetine satılan bu içeceklere fosforik asit, striknin, kafein, kokain, kinin ve demir gibi çeşitli, hatta narkotik özellikleri olan maddeler serbestçe katılabiliyor, acı tadını maskelemek için şeker ilave ediliyordu. Bazı tentür, şurup ve toniklerde bulunan alkol miktarı bir bardak viskiye eşdeğerdi. Bunlar ilaç olarak satıldığı için üzerinde vergi yoktu ve haliyle daha ucuzdular. İşte bu gibi nedenlerle gazlı içeceklerin halk tarafından kabulü hiç de zor olmadı. Sabahın köründe dükkanlara uğrayıp sağlıklı ve canlandırıcı bir içecekle güne başlama alışkanlığı gelişti. Kısa bir süre sonra siyah-beyaz Amerikan filmlerinde gördüğümüz soda sifonları ile popüler kafelere dönüşen “drugstore”lar yaygınlaşmaya başladı. 1906’da içeceklere katılabilecek maddelerle ilgili kanun kısıtlamalar getirince, o zamana dek hayli gelişmiş olan içecek endüstrisi, alışkanlık yaratacak madde olarak bol miktarda şeker ve çeşitli aromalara ağırlık verdi.

Gazozun görsel tarihi 1961’den bir gazozhane. Dolum da yapılan bu imalathanede, porselen ve teneke kapaklı şişeler birarada.

Dükkanlarda bardakla satılan gazlı içecekleri müşteriler şişeye koyup, evlerine de götürmek istiyorlardı. Şişelerin yarı yolda gazını kaybetmesi sorunu 1892’de bugün hâlâ kullanılan metal kapaklama sisteminin bulunmasıyla aşılınca, şişe üretimi hızlandı ve gazlı içecek endüstrisi hızla büyüdü. Özellikle savaş sonrası evlerde yaygınlaşan buzdolapları ile gazlı içecekler Amerikanvari yaşam stilinin önemli simgelerinden biri haline geldi.

Mert Sandalcı koleksiyonu, FYZY dergi

Gelelim bizim ellere…

19. yüzyıl sonlarında, Sultan II. Abdülhamid döneminde bazı gayrimüslimlerin İstanbul’da gazozhane açtıkları bilinmektedir. İlk gazoz fabrikası 1890’da Karaköy, Beyoğlu’nda Niğdeli işadamı Aleksandr Mısırlıoğlu ve ortakları Ligor Bazlamacıoğlu ile Leon Şar tarafından kuruldu. Mısırlıoğlu gazozunu, kısa sürede başka gazozlar takip etti. İstanbul’da 1908’de “Hasan Bey” ve “Hürriyet”, 1917’de “Neptün”, 1923’de “Beyaz Rus” ve “Cumhuriyet” gazozları piyasaya çıktı. Gökhan Akçura da araştırmalarında, 1938 Ticaret Yıllığı’na göre İstanbul’da dört fabrikadan söz ediyor: Feriköy’de “Olimpos” ve biranın yanı sıra ‘tutti frutti’li, portakallı ve limonlu gazoz üreten “Bomonti”, Büyükdere’de “Kocataş”, Demirkapı’da “Yalova” gazoz fabrikaları… Bursa’da ise 1930’ların başında üretilen “Nilüfer”, bir yıl sonra Keşiş Dağı’nın adı değiştirilince, günümüze kadar gelen “Uludağ” gazozu olmuş.

İlk yıllarda gazoz üretimi ilkel yöntemlerle yapılmaktaydı. Şeker şurubu keçe bir torbaya maşrapa ile aktarılarak süzülüyor, cezveyle şişelere dolduruluyor, sonrasında şişeyle, sifonla veya el arabalarında bardakla satılıyordu. Bu noktada bir es verip, ilk otomatik dolum yapan fabrikayı kurarak içeceklerin temiz ortamda üretilmesini sağlayan, Sinalko’ların üreticisi Çeşmeli Hasan Bey’e selam edelim.

1960’lı yıllarda bine yakın yerel gazoz markası olduğu söyleniyor. Gazozhane cenneti olan Beyoğlu’nda başlayıp kısa süre sonra Anadolu’ya yayılan ve her şehrin kendine özgü tatlarıyla üretilen gazoz markaları, 1964 yılında iki yabancı kola markasının pazara girmesiyle, Tekel’in etkisiyle ve gazoz imalatçılarının önemli bir kısmını oluşturan gayrimüslimlerin göç etmesiyle, yavaş yavaş azalarak anılarda kaldı.

Son yıllarda gazoz ve meyveli içecekler nostaljik bir değer kazanarak yavaştan geri dönmeye başladılar. Özellikle ABD’de daha sağlıklı ve lezzetli ev gazozu yapmak için çeşitli aletler pazarlanıyor. Kimbilir, belki çocukluğumuzun masum içeceği gazozları yeniden baştacı yaparız.

‘Gazozuna’ bilgiler

NAMİ TORUNOĞLU

Sinalco: 1902 yılında Duisburg’da kurulan alkolsüz içecek fabrikasıdır. Latince sine alcohole’den (=alkolsüz) gelir. O zamanlar Avrupa, Ortadoğu ve Güney Amerika’da etkin olarak satılmış
ve üretim yapmıştır. Şu anda tüm karamelli gazozlara nasıl ‘kola’ diyorsak, o zamanlarda ‘sinalko’ denirdi. 1930’larda sinalkolar “Çeşmeli Hasan” gazozları olarak satılırdı.

Cincibir: İzmirli bir gazoz üreticisi, yurtdışında çok tutulan, zencefilli bir tür gazoz olan ‘ginger beer’a benzer bir içecek üretir. Adını da bu gazozu çağrıştırsın diye ‘cincibir’ koyar. O dönem bu gazoz çok sevilmişti.

Kocataş Kola: Türkiye’de üretilen ilk koladır.

Gazoz kapakları: Yerel gazoz markalarını ortaya çıkarmak amacıyla çok önemlidir. Şişelerin üzerine baskılı etiket tekniği gelişmeden önce ya kağıt etiket yapıştırılırdı (ki bu etiketler sulu soğutma yapan buzdolaplarında hemen çıkıyordu) ya da pahalı bir üretim olan kabartma yazılı şişeler kullanılıyordu. Buna karşın yerel üretim yapan atölyeler saydam şişelere gazoz dolduruyor, eğer parası varsa adını kapağına yazıyordu.