Gelibolulu Mustafa Âlî (öl. 1600) tarihçiliği yanında, görgü-eğitim, tasavvuf, toplum yapısı, siyaset, biyografi, hukuk alanlarında önemli yapıtlar bırakmış bir 16. yüzyıl aydını ve şairidir. Mevâ’idü’n-Nefâ’is fî Kavâ’idi’l Mecâlis (Görgü ve Toplum Kuralları Üzerine Ziyafet Sofraları) adlı eserinde: “Ahvâl-i harem-i Selâtin ve gılmân-ı derûn-ı harem” bahsinde bazı uygunsuz durumların namus-ı din ve devlete yakışmadığına değinerek bu gibi Lâyık-ı nâmus olmayan yakışıksız hareketlerin, uygunsuz cünbüşlerin saray içhalkı (enderun) ve taşra ahalisi arasında II. Selim’e (1566-1574) kadar görülmediğini vurgular. O tarihe kadar civanlar (güzel oğlanlar) ortalıkta dolaşmaz ve utangaçlarmış. Hatta sessizce konuşmalarına dahi izin verilmezmiş. Devamında:

“(Oysa şimdilerde) reva olmayan cünbüşler, menhiyat (yasaklar) aldı yürüdü. Meselâ içoğlanları veya harem-i has cariyelerinden biri hastalanarak ya da bir hastalık uydurarak taşradaki aşinalarına kavuşmak isterler. Hastalığımın ilacı ona varmayınca olmaz derler, yabancı evlerde aylarca kalırlar.

Oğlan tavizine dayak Hamse-i Atayi‘nin Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki nüshasında bir sokak gösterisini izleyenler arasındaki bir erkek, genç bir oğlanı taciz edince kalabalık tarafından dövülüyor.

Emred (yeni yetme) ve sâde-rû (yüzünde tüy bitmemiş) gılmana (oğlanlara) rağbet, hüsnü cemal (güzel) sahibi kadınlardan fazladır. Çünkü nigârların (güzel kadınların) namahremleri şunun bunun korkusundan kapalı, yani gizlidir. Oysa civanlar (genç, güzel oğlanlar) ile söyleşme ve buluşma kapısı daima açıktır. Kaldı ki sâde-rûlar, seferde ve barışta sahibine yakın ve yâr (sevgili) olur. Emred (yeni yetmeler) cinsinden olanlar tazelik dönemlerinde Yusuf-ı Mısrî (Hz. Yusuf ) gibi alıcı bulurlar. Tıraşları gelinceye kadar bilgi öğrenmeye ve görgülerini arttırmaya güzellikleri engeldir. Çünkü ünlü kişilerin kendilerine düşkünlüklerinden fırsat bulamazlar. Günler geçer, rezillere uyar yüzlerinin ar suyunu yere saçarlar. Sonlarının kötü olacağını düşünmezler” diyor.

Levni’nin (öl. 1732) çiziminde, elinde şarap şişesiyle uyuyan oğlan.

Gelibolulu Âlî aynı eserinde “imparatorlukta çeşitli etnik gruplara mensup bıyığı terlememiş, sakalı çıkmamış oğlanların fiziksel özelliklerini, hal ve tavırlarını, kusur ve erdemlerini uzun uzadıya anlatır”. Tarihçi Serkan Delice’ye göre bu çok ayrıntılı tasvirler “… Ali’nin kabul ettiği ama aynı zamanda ayıpladığı hemcinsler arası ilişkilerin kaçınılmazlığı, erkekliğin ve ataerkilliğin her zaman süreç halinde devam eden oluşumunun arkasındaki endişeleri, tedirginlikleri, kırılganlıkları açığa çıkarır. Böylece Osmanlı kültürünü fallus merkezci ve basmakalıp şekillerde tanımlayan tasvirleri hükümsüz kılar”.