Çanakkale muharebelerinde yenilgiye uğrayan Britanya İmparatorluğu, Gelibolu Yarımadasının tahliyesini çok başarılı biçimde gerçekleştirdi. İki ayrı cepheyi 20 gün arayla kademeli boşaltan İttifak birliklerinin faaliyeti Türk tarafında hiç farkedilmedi.

Çanakkale’ye gönderilen 60 bin yeni askerle başlatılan Ağustos ayı muharebelerinden bir sonuç alınamaması üzerine, İngiltere’de Çanakkale Seferinin akıbeti sert tartışmalara neden olmuştu. Artık Çanakkale’nin tahliye edilmesi görüşü ağırlık kazanıyordu.

Geri çekilmeyi gizlemek için Arıburnu cephesini kademeli terkeden ANZAC birlikleri, bir karşı saldırı ihtimalini oratadan kaldırmak, siperlerin boşaltılmadığı izlenimi vermek için, suyla çalışan ve kendi kendine ateş eden tüfek düzenekleri kurdular.

İngiltere Savaş Bakanı Kitchener’ın tahliye hakkında görüşünü sorduğu Çanakkale’deki ordu komutanı Hamilton, hala yeni takviyelerle galip gelineceği düşüncesindeydi. 15 Ekim’de görevden alınarak yerine Avrupa’da batı cephesinden General Monro getirildi. Monro esas itibarıyla savaşın Avrupa cephesinde kazanılacağı görüşünde olduğundan, önyargılı bir şekilde Gelibolu’ya geldi ve kısa bir sürede cephenin tahliye edilmesi gerektiği raporunu verdi. Bunun üzerine kesin kararı vermek üzere Gelibolu’yu bizzat ziyaret eden Savaş Bakanı Kitchener, 11 Kasım’da Gelibolu’daki her iki cepheyi gezdi ve neticede Anafartalar ve Arıburnu cephesinin tahliye edilmesine, ancak Seddülbahir cephesinin elde tutulmasına karar verildi. 7 Aralık 1915’te, kademeli ve son derece ince ayrıntılarla planlanmış bir tahliye harekatı başlatıldı. Türk tarafının tahliyeyi fark etmemesi için hilelere başvuruldu. Gece gemilere malzeme dolu olarak taşınan sandıklar, gün ışığında sanki malzeme çıkarılıyormuş gibi karaya indirildi. Askerler kademeli bir şekilde azaltıldı ve son gece tahliye edilecek askerlerle cephe hattı tutuldu. Hastane ve karargah çadırları, malzeme yığınları olduğu gibi bırakıldı.

19/20 Aralık gecesi tahliyenin son günüydü. Cephe hattındaki askerler sahile doğru giderken, sanki hâlâ siperde imiş hissi vermek için hazırladıkları düzeneklerle ateş eden tüfekler kurdular. Takip edecek Türk askerlerini yavaşlatmak için bağlantı siperlerine bubi tuzakları yerleştirdiler. 20 Aralık sabahı 03.30’da ANZAC ve Anafartalar cephesinde İtilaf askeri kalmamıştı. Türk tarafı saat 04.00’te durumun farkına vardı, ancak çekilen askerler çoktan gemilere alınmıştı.

Tahliye ve sonrası İtilaf kuvvetleri yarımadayı boşaltırken çok sayıda silah, mühimmat ve yiyecek malzemesini geride bıraktı. Bunların bir kısmı, Türklerin eline geçmemesi için donanma ateşiyle tahrip edildi.

Bu hadiseden sonra gözler Seddülbahir cephesine çevrildi. İngilizler Seddülbahir’i tıpkı Cebel-i Tarık Boğazı gibi ellerinde tutmanın hesabını yapmaktaydı. Ama sahile yakın mıntıkada mahkum vaziyette bulunan İtilaf ordusu için burada tutunmak eskisine göre zordu. Zira Bulgaristan’ın Merkezî Devletler safında savaşa girmesi üzerine, Osmanlı Devleti’nin Almanya ve Avusturya ile bağlantısı sağlanmıştı. Ordunun çok ihtiyaç duyduğu havan topları ve topçu cephanesi gelmeye başlamış, hatta iki batarya Çanakkale’ye yerleştirilmişti. Bu modern bataryaların etkili ateşleri, İtilaf birliklerini yıldırmaya başlamıştı. Kış şartları ve fırtınalı havalarda denizden ikmal yapmanın imkansızlığı gibi sebepler de eklendiğinde Seddülbahir’in de tahliyesi daha çok taraftar buldu.

7. Tümen karargâh subayları, tahliyenin sonrasındaki sabah düşman siperlerini gözetlerken.

Bu cephede de yine kademeli bir tahliye planı yapılarak her gün belli sayıda asker tahliye edildi. Tahliyenin son günü olan 8/9 Ocak 1916 gecesi Seddülbahir cephesinde geride kalan son 17 bin kişi tahliye edildi. 9 Ocak 1916 sabahı saat 03.45’te Gelibolu Yarımadası’nda İtilaf askeri kalmamıştı.