1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’nda bizzat görev alan gazilerden bir grupla, aynı muharebe arazisi üzerinde 5 gün boyunca bir etüd-gezi gerçekleştirildi. 45 yıl önce yaşanan hadiselerin kahramanı ve tanığı olan gaziler, yaşadıklarını tüm detayları ve heyecanı ile dile getirdi. Bugün yaşları 70 – 80 civarında olan kahraman gazilerin tanıklığıyla Kıbrıs savaşının kritik dönemeçleri.

İnsan her gün kahramanlarla karşılaşmaz. Olağanüstü zamanlarda hadiselerin içinde bulunan, olaylara tanık olan hatta yön veren kişiler, sonradan çoğunlukla “görünmez” olmayı tercih eder. Bu “sıradan kahramanlar” savaşlarda veya kimi özel durumlarda öylesine sıradışı maceralar yaşamış ve öylesine trajik durumları görmüşlerdir ki; eğer sağ kalmış ve “normal” hayata dönmüşlerse bunlardan genellikle bahsetmezler. Zira bilirler ki esas kahramanlar şehit olmuştur, hayatını kaybetmiştir ve onlar bu tarihin suskun tanıkları, toprağa düşenlerin can dostlarıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 10-14 Kasım 2019 tarihleri arasında, yakın geçmişimizin etkileri bugüne uzanan önemli bir dönemini tekrar mercek altına aldık. Kıbrıs Barış Harekatı’nın hayattaki gazileri ve araştırmacılardan oluşan bir grupla, 45 yıl önceki bu savaşın muharebe alanlarını ziyaret ettik. Ada’nın eşşiz ve engin coğrafyası içinde bilinmeyen, çoğunlukla ıssız yerlerde, kimi zaman kıyılarda kimi zaman dağ yollarında dolaştık. Bugün yaşları 70 – 80 civarında olan kahraman gaziler, gençliklerinde yaşadıkları bu önemli hadiseleri bizzat muharebelerin yaşandığı coğrafya üzerinde anlattılar. Dinledik, öğrendik, muharebeleri onlarla birlikle, onların gözünden anlamaya çalıştık.

Boğaz boğaza… Gazi Abdülkadir Kurt, Keskin Sırt’ın eteklerinde 20-21 Temmuz 1974 gecesi Türk ve Rum komandoların boğaz boğaza savaştığı arazide.

Gerçek kahramanlarla

Bu gezi, programı, organizasyonu ve katılımcıların özelliği nedeniyle Kıbrıs Barış Harekatı alanlarına yapılan bu çaptaki ilk geziydi. Proje, Kıbrıs’ta yaşayan muharebe alanları araştırmacısı, turizmci Yiğit Şatana ve Kıbrıs yakın tarihi uzmanı Hasan Taş’ın ortak çabasıyla gerçekleşti. Hasan Bey muharip gazilere ulaştı ve davet etti. Bu girişime Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı da destek verdi. Bu sayede, kimisinin isimlerini kitaplardan okuduğumuz, kimisinin ise daha önce ismini duymadığımız gerçek kahramanlar ile gerçek mekanlarda beş gün geçirme şansına sahip olduk.
Gezimiz Girne batısındaki Özgürlük Millî Parkı’ndan başladı. Burada Ortaçağ’dan bugüne Kıbrıs tarihi ve 1974’e giden yoldaki ilk çatışmalar ve katliamlar anlatıldı. Adada dağınık bir şekilde yaşayan sivil Türk nüfusun EOKA örgütü tarafından uğradığı katliamlar, buna karşı kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı ile Türkiye tarafından alınan önlemler konusunda brifing verildi. 20 Temmuz 1974’te Ada’nın kıyısına ilk çıkan birlik olan Amfibi Deniz Piyade Alayı’nın subayları Yıldır 
Yoro ve Mustafa Yılmaz, Pladini plajında ve ötesinde 45 sene önce üsteğmen rütbesiyle katıldıkları muharebeleri anlattılar. Daha sonra Karaoğlanoğlu Şehitliği ziyaret edildi ve Mustafa Başel o dönemde komutanı olduğu Bolu Komando Tugayı’na bağlı bölüğü ile katıldığı Lapta Karava muharebeleri hakkında bilgi verdi.

Ertesi sabah Girne’nin sırtını yasladığı Beşparmak Dağları’na çıktık. Girne ile Lefkoşa arasındaki Boğaz bölgesi, Türk ordusu adaya çıkarma, atma ve indirme yaptığında Türk mücahitlerin elindeydi. Buraya hakim Atak mevziine sızan Rum komandoları, burada telsiz sistemi kuran Muhabere Astsubay Bayram Gümüş’ü, askerleri ve mücahitleri ile birlikte şehit etmişlerdi. Babası Bayram Gümüş’ü kaybettiğinde henüz bebek olan oğlu aramızdaydı ve komutanlardan hep birlikte bu hüzünlü direniş öyküsünü dinledik.

Beşparmak Dağları’nda Harekata üsteğmen rütbesiyle Hava İndirme Tugayı 3. Paraşüt Taburu 3. Bölük Komutanı olarak katılan Emekli Albay Orhan Ceylan, 23 Temmuz 1974 günü Bellapais-Dikmen yolu üzerinde 181. Rum Topçu Taburu’nun 29 araçlık konvoyunu imha ettikleri çatışamayı (Yanık Konvoy hadisesi) anlatıyor.

Zaman yolculuğu

Bu bölgeye hakim Doğruyol Tepesi’ni alma görevi Bolu Komando Tugayı’nın 1. taburuna verilmişti. Bu taburun cesur bölük komutanı Üsteğmen Haluk Üstügen çok kanlı muharebeler sonucu tepeyi ele geçirmişti. Yaşadıklarını yıllar sonra kitabında yazdı. Üstügen’in anlatımıyla tepelere tırmanırken o anları âdeta tekrar yaşadık.
Beşparmak Dağları’nın sırtlarında yaptığımız yürüyüş sırasında, coğrafya ve manzara olağanüstüydü. Mücahitlerin inşa ettikleri mevziler, kulübeler ve duvarlar hâlâ yerli yerinde duruyordu. Güneyimiz Lefkoşa ve uçsuz bucaksız bir ova, kuzeyimizde ise ışıl ışıl Akdeniz!

Biz tepelere tırmanırken, 45 sene öncesinin Komando Yarbayı Cemal Eruç yanımızdan koşarcasına geçti. Dönemin tabur komutanı yarbayımız, neredeyse yarım asır önce çok zorlu çarpışmaların yaşadığı Keskinsırt’a hepimizden önce varmak istiyordu sanki. Biz bu zaman yolculuğunu yaparken yanımızdaki gaziler gözümüzün önünde gençleşiyor, insan bedeninin ve ruhunun zor kaldıracağı mekanlara o günkü gibi cesaretle koşuyorlardı…

87 yaşındaki kahraman Savaşın önde gelen kahramanlarından biri de, harekata yarbay rütbesiyle katılan 1. Komando Tabutu Komutanı Cemal Eruç. 87 yaşındaki Eruç, hâlâ dinç.
İşte o tank! 2 Ağustos 1974 tarihinde iki tank ve beş ZPT’den oluşan görev kuvvetli dağ yolunu kullanarak Vasilya (Karşıyaka) istikametinde harekete geçmişti. Oldukça dar bu yolun Kornos mevkiinde öndeki M-47 tankı mayına çarparak hareketsiz kalmıştı. Daha sonra itilerek yolun dışına yuvarlanan bu M-47 halen Beşparmak Dağları’nda.
Kapalı Erenköy 1964’te Rum kuşatmasına maruz kalan Erenköy, bugün adanın batısında, Rum kesimi tarafından çevrelenmiş bir Türk askerî bölgesi. Sivillere kapalı bu bölgeye BM Barış Gücü eşliğinde ulaşılabiliyor.
Rauf Denktaş, Lefkoşa’da bulunan anıt mezarı başında kızlarıyla birlikte anıldı.

Ağır bedeller

Dağın batısına doğru ilerlediğimizde manzara iyice vahşileşti, yol daraldı. Selvili Tepe’de takım komutanı Gazi Asteğmen Ünal Toker, bize savaşın korkunçluğunu hatırlattı: Kurak yaz günü iyice dayanılmaz olan susuzluk, ortaya çıkan hastalıklar ve kurşun yarasıyla parçalanan bedenler… Kıbrıs Barış Harekatı zorlu-çetin muharebeler savaşıydı. Bugün kendi topraklarında özgür ve huzur içinde yaşayan Kıbrıs Türk halkı ile Türk milleti ağır bir bedel ödemişti bunun için: Asker, mücahit ve sivil 1.500 şehit. Rum/Yunan tarafının kayıpları da ağır oldu: Onlar da asker ve EOKA milisi 2.500’den fazla ölü ve binlerce yaralı verdiler.
Günün sonu eşsiz bir buluşmaya tanık oldu: Daracık dağ yolunda mayına basan ve dağın kenarında kalakalan Türk tankının nişancısı Onbaşı Gürler Erdağı ve şoförü Er Abdülkadir Kurt, 45 sene sonra ateş yağmuru altında terketmek zorunda kaldıkları tanklarıyla buluştular. Biz sessizce izlerken yavaş adımlarla dağın yamacına uzanmış tanklarının yanına gittiler ve ona sevgiyle dokundular. “Kıbrıs bir bina gibiydi” dedi Gazi Kurt; “Türk askeri pencereden girdi Kıbrıs’a!”

Cengiz Topel anısına 8 Ağustos 1964 tarihindeki hava harekatında şehit düşen Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel Anıtı. Harekat sırasında kullandığı F-100 Super Sabre av bombardıman uçağının bir örneği, o günkü boyası ve numarasıyla Lefke’de bulunan anıta 8 Ağustos 2019 tarihinde konuldu.

Yaşlanmayan şehitler

Sabahın ışıkları Boğaz Şehitliği’nin özenle yapılmış beyaz mermerleri üzerinde yansıyor. Gazilerimiz adada bıraktıkları arkadaşlarının mezarlarını arıyor. Kimi selam duruyor, kimi sessizce fatiha okuyor. Zamanın durduğu başka bir mekan. Beyaz mermerlerin altında yatanlar hiç yaşlanmadılar. Kolordu Harekat Karargahı Müzesi’ne gidiyoruz. Burası bu kısa ama şiddetli savaşın Türk idare merkezi. Bir evin mahzeni, savaştan kaldığı haliyle düzenlenmiş. Duvarda haritalar, fotoğraflar… 1970’lerin kahramanlarını görüyorum her bir siyah-beyaz karede. Dar, büyük yakalı gömlekler, bol paça pantolonlar. Elde 2. Dünya Savaşı’ndan kalma Enfield tüfekler, mücahitler gülümsüyor. Çocukluğumun abileri…

Katliamın izleri M-47 tankının nişancısı Gazi Gürler Erdağı, Türk sivillerin katledildiği köylerde açılmış olan müzede, Sandallar, Muratağa ve Atlılar katliamlarına ilişkin fotoğrafları inceliyor.

‘Yanık Konvoy’

Üsteğmen Orhan Ceylan Kayseri Hava İndirme Tugayı’nda bölük komutanıydı. 
Paraşütüyle indiği Kıbrıs, hayatının geri kalanında hep onunla oldu. Beşparmak Dağları’nın doğusunda Boğaz’dan itibaren attığı her adımında çatışmaya girdi. Bozdağ’ı, Deliktepe’yi taarruzla ele geçirdi. Rum komandolarıyla boğaz boğaza harp etti. Defalarca ölümden döndü. Koca bir topçu taburunu bölüğüyle imha etti, 50’den fazla esir aldı. Tarihe “Yanık Konvoy” olarak geçen hadisenin merkezindeki bu komutanın öyküleri, en uçarı senaryo yazarının bile hayal edemeyeceği anları ve olayları içeriyor. Bize bunları yaşandığı mekanlarda anlatıyor. Ölümle defalarca yüzleşen komutanımız, bu muharebelerde ölen Yunanlı yarbayın yıllar sonra kendisini bulan kızını nasıl teselli ettiğini de anlatıyor bizlere.

Erenköy sancakları

Gün doğmadan tekrar yollara düşüyoruz. Bir zamanlar Rum kesimi içinde kalmış bir Türk bölgesi olan Erenköy, 1974’teki büyük olayların bir provasının 1964’te yaşandığı yer. Türklerin elindeki tek kıyı olan bu küçük köy, “Kıbrıs İstiklal Harbi’nin İnebolu’su”… Türkiye’den küçük takalarla, balıkçı tekneleriyle gelen silah ve malzemeler buradan kıyıya çıkarılıp adadaki Türk direniş “sancaklarına” dağıtılıyordu. 1964’ün  meşum bir Ağustos günü EOKA şefi Albay Grivas komutasında saldırdı Rumlar. Tankla, topla desteklenmiş 2 bin Rum askerine karşı 700 civarında Türk mücahit direndi. Bunların çoğu, Türkiye’nin üniversitelerinde okuyan Kıbrıslı Türk öğrencilerdi. Yaz tatillerinde ülkelerine dönüyor ve insanlarını korumak için görev yapıyorlardı. Bu eğitimli gençler görevlerini mükemmel şekilde yerine getirdiler. Tam herşey bitmek üzereyken semada Türk uçakları belirdi. Uçakların bombardımanı, direnen gençlerin ve bir mağaraya sığınmış ailelerin hayatını kurtardı. Erenköy bugün de Rum kesimi içinde yer alan ancak KKTC’ye ait ve BM Barış Gücü eşliğinde ulaşabildiğimiz bir bölge. Sivil halk yaşamıyor. Türk askeri dağla deniz arasındaki bu ıssız yerde kutsal hatıraları koruyor.
Yüzbaşı Cengiz Topel, işte o gün Kıbrıslı gençleri kurtaran Türk uçaklarından birinin pilotuydu. Uçağı düştü, Topel atladı, sağ-salim yere indi ama Rumlar tarafından esir edildi. Sonrası ise tarihe bir kara leke olarak geçti. İşkence ile öldürüldü, vücudu parçalandı. Bugün aziz hatırası, adına yapılan etkileyici bir anıtta yaşıyor Lefke’de. Gün batarken, bu büyük mücadelenin b lideri Rauf Denktaş’ı da Lefkoşa’daki mezarının başında anıyoruz. Kızları da bize katılıyor. Bu cesur, güçlü, nazik, mütevazı ve sevimli insanla aynı çağda yaşamış olmaktan mutluluk duyuyorum.

Hüzün ve acı

Anıları, insanları, olayları sadece öğrenmekle kalmayıp yerinde hissettiğimiz bu eşsiz gezinin son günü doğuya dönüyoruz yüzümüzü. 1974’te kadınların ve çocukların sırf Türk oldukları için korkunç bir şekilde katledildiği Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerine gidiyoruz önce. Toplu mezarların yanındaki korkunç fotoğraflara bakıyoruz. “Bir insan bir çocuğa bunu nasıl yapabilir?” diye soruyoruz birbirimize. Bunu yapan bir insan nasıl yetişir? Savaşın bile bir namusu, onuru vardır. Müzeye çevrilmiş küçük köy okulunun 1974’ten beri boş sıralarında, 45 sene öncesinin ilkokul defterleri duruyor hâlâ. Üzerindeki elyazısını okuyorum: “Arkadaşların ile iyi geçin”. Ailesini bu katliamlarda kaybetmiş yaşlı bir amca bize hadiseleri anlatıyor, boğazımız düğümleniyor. Hüzün, acı, yıllarla büyüyen bir boşluk… Gazilerimiz gözleri yaşlı, çocukların fotoğraflarına bakıyorlar: “Bu yüzden savaştık”.

Direniş ve taarruz Mağusa direnişinin komutanı Emekli Albay Oğuz Kalelioğlu, Kara kapısı önünde 27 gün süren kuşatmayı, direnişi ve 28. Tümen birliklerinin Mağusa’ya kavuşmasını, Emekli Deniz Piyade Albay Yıldır Yoro ise Deniz Piyade Alayı 1. Taburu ile çıktığı Pladini Plajı’na (Yavuz Çıkarma) hakim bir tepeden amfibi taarruzu anlatıyor…

Mağusa direnişi

Mağusa Kalesi’nin muhteşem surlarını 500 sene önce inşa edip güçlendiren 
Venedikliler, 1571’de o surları 11 ay süren bir muharebede ele geçirebilen Türklerin, 400 sene sonra Ortaçağ’ı andıran bir harpte kuşatılacağını ve hayatta kalmak için aynı surların içinde savaşacaklarını hayal edebilirler miydi? 

Üsteğmen Oğuz Kalelioğlu, Mağusa’daki 200 mücahitin komutanıydı. Savunmakla sorumlu olduğu kalenin içine 10 bine yakın sivil sığınmıştı. 20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Girne’ye çıktığını duyunca önce sevindiler ama sevinçleri kısa sürdü. Türk ordusundan önce Türklerin sığındığı Mağusa Kalesi’ni ele geçirmek için RMMO ve EOKA, tanklarla ve toplarla muazzam bir saldırıya geçti. Bir avuç mücahit ve halk elde kalan son silah ve mermilerle kendilerini savundul. Kan ve gözyaşına, feci bir açlık ve yaz sıcağının kurutan susuzluğu ekleniyordu. 27 gün direndiler. Kale tam düşmek üzereyken Türk tankları Ortaçağ surlarının önünde göründü. Kurtulmuşlardı. İlk çatışmanın başladığı Akkule’nin önünde bize o günleri tekrar yaşar gibi bir heyecanla anlattı Oğuz Kalelioğlu. Şehrin girişine Tankut Öktem’in yaptığı heykelde bir sureti nakşedilmiş bu komutan, bize tam yanına düşen ve patlamayan havan mermisini anlattı. Üzerindeki yazıdan Türkiye yapımı olduğunu görmüştü. Belli ki NATO sayesinde Yunan/Rum ordusunun envanterine girmişti o mühimmat. Seneler sonra o merminin yapıldığı fabrikaya gittiğinde gülerek “Sizin mermiler de Allah’tan patlamıyor” demişti.
Gezimizin sonuna geldik. Komutanlarımıza ve gazilerimize veda ederken, 5 gündür içinde dolaştığımız o zaman tünelinden çıkıyoruz. Laciverte çalan günbatımına bir palmiye ağacının arkasından baktığımız o güzelim Akdeniz kıyısında, biraz öteyi görebilmek için gözlerimizi kıstık: Gördük ki, pek bir şey değişmemiş biz yokken. Yine çevremiz savaş, yine şiddet, yine çatışma… Sadece biz daha yaşlıyız.

Beşparmak Dağları’nda Doğruyol Kayası önündeki grup, Cemal Eruç’u dinliyor.

‘Millî Duruş’ Lafla Olmaz

Kıbrıs turizmi eğlenceden ibaret olmamalı

Burada harekat öncesi özgürlük uğruna verilen millî mücadelenin, Kıbrıslı Türklere karşı girişilen soykırım hareketlerinin, harekat esnasında yaşanmış olan kahramanlık ve fedakarlıkların mutlaka anlatılması, hatta bizzat gösterilmesi gerekmektedir. Millî bir duruş ancak böylesi çalışmalarla sağlanabilir; lafla ve propagandayla değil.

YİĞİT ŞATANA

10-14 Kasım tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde “Kıbrıs Barış Harekatı ve Muharebe Alanları” turumuzu gerçekleştirdik. Bilindiği gibi 1974’de iki safhada gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı üzerine, gerek askerî gerekse siyasi tarihimizde detaylı ve bilimsel çalışmalar neredeyse yok seviyesindedir.

Üzerinden yaklaşık yarım asır geçmiş olmasına rağmen Kıbrıs Barış Harekatı’nın karanlıkta kalmış bir çok noktası, bilinmeyen pek çok kahramanı vardır. Maalesef çok ciddi bir bilgi kirliliği de mevcuttur. İşte tam bu noktada karanlığı aydınlatmak, gelecek nesillere doğru bilgilerin aktarımını sağlamak amacıyla yürüttüğümüz çalışmaları, Kıbrıs Şehitlerini Anma Platformu Başkanı Hasan Taş Bey’in araştırmaları ile birleştirmeye karar verdik.

Bu kutsal amaçla şekillenen programımızı, sıradan bir turistik seyahatin ötesinde bir noktaya taşınması konusunda hemfikirdik ve böylelikle “Son Tanıklar Göçmeden” isimli projeye doğdu. Harekata bizzat katılmış tüm unsurlardan kahraman komutanlarımız, son tanıklar olarak bizleri onurlandırdı. O günleri tekrar yaşarcasına anılarını, başarılarını ve hatta hatalarını yerinde anlattılar. Bu sayede hem kahraman gazi komutanlarımızı onurlandırabildik hem de birçok kimseye kısmet olmayacak şekilde tarihi en doğru şekilde kayıt altına alma fırsatı yakaladık. Kıbrıs’ta çok başarılı icra edilmiş bir harekât olsa da başta muhabere ve ikmal eksiklikleri gibi birçok eksiğimizde bulunmaktaydı. Bu eksikliklerin de -üzülerek söylüyorum- sonuçları ağır olmuştur. İşte bu sebeple gelecek nesillere doğru aktarım yapmak ve ders çıkarmak aynı hataların tekrarlanmamasını sağlamak yolunda şarttır. 

Burada harekat öncesi özgürlük uğruna verilen millî mücadelenin, Kıbrıslı Türklere karşı girişilen soykırım hareketlerinin, harekat esnasında yaşanmış olan kahramanlık ve fedakarlıkların mutlaka anlatılması, hatta bizzat gösterilmesi gerekmektedir. Millî bir duruş ancak böylesi çalışmalarla sağlanabilir; lafla ve propagandayla değil.

Bir turizmci olarak Kıbrıs turizminin sadece kumar, eğlence ve deniz tatilinden ibaret sanılması sebebiyle yaşadığım üzüntünün tarifi benim açımdan mümkün değildir. Dolayısıyla bu oldukça üzücü duruma sadece üzülmek yerine bir hareket başlatmak gerektiği inancındaydık. Hasan Bey’in desteğiyle bu projenin ilk etabını yaparak meşaleyi yaktığımıza inanıyor, bu haklı davanın anlatılması için de elimden geleni yapacağımı bir kere daha belirtmek istiyorum.

Bu projede ilk günden beri bizi destekleyen Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’na ve bizi sonsuz kaynakla destekleyen, kâr amacı gütmeksizin bu projeyi gerçekleştirmemizi sağlayan Puzzle Turizm Yatırımları’na teşekkürlerimi sunmayı borç biliyorum.