Diğer peygamberlerin aksine Hıristiyanlıkta Tanrı’nın vücut bulmuş hali olduğu kabul edilen Hz. İsa’nın bu konumu rüya görmesine müsaade etmez. Müşrikler, rüyasında gördüğü gibi Mekke’yi fethedemediği için alay eder ama, Hz. Muhammed 630’da ikinci denemesinde başarılı olur ve doğduğu şehre girer. Fetih Suresi’nin 27. ayeti bu olayı kastederek “And olsun, Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı” der.

Hz. Yusuf’a rüyaların yorumunun öğretilmesi, Hz. İbrahim, Yakub ve Yusuf’un gördükleri rüyaların yorumları ışığında hareket etmeleri, tarihte bilinen ilk örneklerden. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’den rüyasında oğlunu kurban etmesinin istendiği (es-Sâffât 37/100-113); Hz. Yusuf ’un rüyasında 11 yıldızın, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini gördüğü ve bu rüya ile onun ileride peygamber olarak seçileceğine işaret edildiği (Yûsuf 12/4-5); yine Hz. Yusuf’un Mısır’da hapisteki iki gencin ve Mısır kralının gördüğü rüyaları yorumladığı (Yûsuf 12/99-100) anlatılır.

Dinler tarihi araştırmacısı Kürşat Demirci’nin aktardığına göre, Hıristiyanlığın erken dönemlerinde din adamları, rüyaları sıklıkla apokaliptik bir işaret olarak yorumlar. Hz. İsa’nın gelişini bekledikleri için, beklediklerinin alameti saydıkları rüyalar onları çok heyecanlandırır. Hıristiyanlığın 6. yüzyılda devletin resmî dini olmasından sonra ise artık Hz. İsa’nın gelişi, eskisi gibi bir heyecan yaratmamaya, dolayısıyla rüya kavramı da ötelenmeye başlanır. “Vahiy statüsü” düşürülen rüyalar, yine de azizler tarafından görülmeye ve kaydedilmeye devam edilir.

Diğer peygamberlerin aksine Hıristiyanlıkta Tanrı’nın vücut bulmuş hali olduğu kabul edilen Hz. İsa’nın bu konumu rüya görmesine müsaade etmez. Dolayısıyla Hz. Muhammed ve diğer peygamberlerin gördüğü rüyalar kaydedilmişken, Hz. İsa’nın gördüğü bir rüyanın olmayışı onun Tanrısallığına atfedilir. Buna rağmen Hıristiyanlık tarihinin kritik dönemeçlerinde yine de rüyalar vardır. İncil’de de geçen bir hikayeye göre, Hz. Meryem’in karnındaki İsa’nın Kutsal Ruh’un eseri olduğu, üvey babası Yusuf ’a rüyasında bildirilir; Hz. İsa’yı zalim kral Hirodes’in katlinden kurtarmak için derhal Mısır’a kaçmaları gerektiği yine bir rüya aracılığıyla Yusuf’a aktarılır.

Yusuf’un ilk rüyası

Yusuf’un rüyaları, Rembrandt, Crespi gibi 17.-18. yüzyıl ressamlarının tablolarına sıklıkla konu olmuş. Büyük ihtimalle ilk rüyayı tasvir eden bu resim (1773) Anton Raphael Mengs’e ait.

Hz. Muhammed’e ise ilk vahiy sâlih rüya şeklinde gelir. Altı ay boyunca vahiy bu şekilde devam eder. Bir hadiste 23 yıllık vahiy süresi içerisindeki bu altı aylık zaman dilimi kastedilerek, “Müminin sâdık rüyası nübüvvetin kırk altıda biridir” denilir. 624’teki Bedir Savaşı öncesi onu Mekkelilere karşı cesaretlendiren bir rüya olur. Bu olay el-Enfâl suresinde “Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi çekinirdin” (8:43) diye aktarılır. Belki bundan da fazla bilinen bir başka rüyasında, Hz. Muhammed’e Mekke’deki Mescid-i Haram’a yeniden ayak basabileceği müjdelenir. Bu rüyayı 628’de o zamanlar evinin bulunduğu ve yönetim merkezi olan Medine’den Mekke’ye göç etmek istediği, ancak Hudeybiye’de Mekkeli karşıtlarıyla bir anlaşma yapmak zorunda kaldığı zaman görmüştür. Gerçi müşrikler, rüyasında gördüğü gibi Mekke’yi fethedemediği için onunla alay etmişlerdir ama 630’da ikinci denemesi başarılı olunca Peygamber doğduğu şehre girmiştir.

Uhud Savaşı’ndan (626) önce Hz. Muhammed rüyasında bir deveye bindiğini, deveyi bir koçun izlediğini ve kılıcının kırık olduğunu görür. Bu onun düşman ordusunun komutanlarından birini öldüreceği, ama kendi akrabalarından birini de kaybedeceği şeklinde yorumlanır. Gerçekten de amcası Hamza’yı bu savaşta şehit verir. Son olarak ezan geleneğinin de bir rüyadan yola çıkarak başlatılmış olduğunu hatırlatalım!

Müslümanlar için gerçekleşen rüyalar görmek, Allah’ın bir lütfuna işaret sayılır. Allah’ın armağanı olarak görülen rüyalara inanmamak, neredeyse dindarlık konusunda bir eksikliğe işaret eder.