Ülke ekonomisinin çökmesiyle, milyonlarca insan komşu ülkelere göç ediyor. Venezuela’da eski oligarşinin yerini bu kez Bolivarcı devrimden yararlanan bir “Boliburjuvazi” almış durumda. Devlet Başkanı Maduro, her türlü yolsuzluğu ve yasadışı eylemi idare eden devlet-parti aygıtıyla kaçınılmaz bir sona doğru ilerliyor.

Altmış yıldır iki parti ve petrol sendikasının ittifakı üzerine kurulu bir siyasal sistemle yönetilen Venezuela, 1991’de büyük bir ayaklanmanın kanlı biçimde bastırılmasına sahne olmuştu. O dönemde yarbay olan Hugo Chavez başarısız bir darbe girişimi sonrasında hapsedilmişti. İki yıl hapiste kaldıktan sonra oyunu parlamenter sistem içinde oynamaya başlayan Chavez 1998’de seçimle iktidara gelirken, kimse ülkenin kaderinin radikal şekilde değişeceğini beklemiyordu.
Bugün Venezuela, Hugo Chavez’in başkanlığa seçildiği 1998’den bu yana siyasal ve toplumsal olarak eşi benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıya. Bu 20 yılın kendi içinde evreleri olmakla birlikte, rejim ilk 10 yılında nevi şahsına münhasır bir dönüşüm geçirdi. Öncelikle katılımcı demokrasiye yönelik, devlete bir dizi yükümlülükler getiren yeni bir anayasa yapıldı. Latin Amerika’da toplumsal alandaki kazanımlar büyük bir gerileme içinde iken, bu anayasa ile her düzeyde parasız sağlık ve her yaşta ve her kademede herkese parasız eğitim gibi maddeler kabul edildi. Yerli halkların toprak başta olmak üzere diğer haklarını da tanıyan bu “Bolivarcı devrim”, çevre ülkeleri de derinden etkiledi.

Petrolde kamu denetiminin artması, bu arada petrol fiyatlarının dünya ölçeğinde yükselmesi gibi hususlar, kamu harcamalarının temel insani ihtiyaçlar konusunda özellikle en elverişsiz koşullarda yaşayanlara yönelik olarak artmasına imkan tanıdı. Bu dönemde eğitim, beslenme, çocuk ölümlerindeki azalma gibi temel göstergelerde çok önemli iyileşmeler kaydedildi.

‘Sultan Maduro’ Venezula Devlet Başkanı Maduro, son olarak ünlü Türk kasabı ve restoran sahibi Nusret’in pahalı lokantasında fotoğraflandı ve “Bana burada Sultan diyorlar” dedi.

Chavez, toplumun özellikle alt sınıflarında bir iyimserlik, özgüven yarattı ve insanlar buna dayanarak daha iyi bir gelecek umudunu beslemeye başladılar. Bu misyonlara paralel olarak her düzeyde taban komiteleri kuruldu, toplum dinamik bir hale geldi ve bunun sonucunda seçime katılma oranları da yüksek oldu. Chavez’in 1998’den 2012’ye (2007 referandumu hariç) bütün seçimleri kazanmasının temelinde bu dinamizm vardı.

Bolivarcı Devrim, kendi çevresinde yarattığı etkinin de katkısıyla ABD’nin serbest ticaret bölgesi kurmasını hedefleyen girişimini başarısızlığa uğratmakla kalmadı, aynı zamanda Latin Amerika entegrasyonunu öne alan çeşitli dayanışma kurumlarının da önünü açtı (UNASUR, CELAC, ALBA ve Petrocaribe). Özetle Chavez, Uzak Asya’dan Beyrut’taki Filistin mülteci kamplarına bir idol olarak görüldü.

Chavez’in 15 Temmuz’u Venezuela’nın eski devlet başkanı Hugo Chavez, 2002 senesindeki ABD destekli cuntanın elinden halk seferberliğiyle kurtarılmış ve başkanlık sarayındaki makam koltuğuna geri getirilmişti.

ABD’nin gölgesi

ABD, başından itibaren Chavez’i hedef tahtasına koymuştu. Henüz daha sosyalizmden söz etmediği, hatta yalnızca anayasanın yapıldığı bir dönemde, Nisan 2002’de bir darbe girişimi oldu ve tesadüfen başkanlık sarayında çekim yapan bir yabancı TV ekibi darbeyi kaydetti! Chavez gözaltına alındı ama halkın sokağa çıkıp direnmesiyle darbe başarısızlığa uğradı. Ardından ülkeyi iki ay felç eden petrol patronlarının lokavtı geldi.

Trump’a göre “daha ılımlı” olarak takdim edilen Obama, görevinden ayrılmadan önce Venezuela’yı “ABD’nin dış politikası ve ulusal güvenliği için olağanüstü bir tehlike” olarak gösteriyordu. Yeni başkan Trump ise Ağustos 2017’de Venezuela için mali bir boykot emretti. Buna ABD ile arasını bozmak istemeyen Avrupa Birliği ülkeleri ve bankaları da katıldı. Bu durumda Venezuela muhtaç olduğu gıda ve sağlık ürünlerini dışarıdan satın almakta büyük güçlükler çekmeye başladı. Öte yandan Brezilya ve Arjantin’deki hükümet değişiklikleri Venezuela’nın kıtada yalnızlaşmasına yol açtı.

Ancak tüm bu dış faktörler Venezuela’nın bugün içinde bulunduğu çok boyutlu krizi anlamaya yeterli değildir. Trump’ın tutumundan üç yıl önce, 2014’te, ülke ekonomisi resesyona girmiş ve bunda da o güne kadar yürütülen ekonomi politikasında bir tür manevra imkanı sağlayan petrol fiyatlarındaki düşüş önemli rol oynamıştır. Hükümetin söylemindeki radikalliğe rağmen, başta petrol olmak üzere sömürge dönemlerini hatırlatan koşullarda maden çıkarılmasına bel bağlanan bir ekonominin duvara çarpması söz konusudur.

Siyaseten Chavez’in “caudillo” olarak kitleler nezdindeki meşruiyeti, demokrasi eksikliğini sadece şeklen gideriyordu. Taban örgütlenmelerinin siyasal karar alma mekanizmalarına dönüşmemiş olması, kamucu olmaktan çok devletçi bir politikayı ortaya çıkarıyordu. Parti-devlet aygıtıyla işlerin yürütülmesi, siyasete katılım açısından geniş kitlelerin imkanlarını daraltmıştı. Eski oligarşinin yerini, bu defa Bolivarcı devrimlerden nemalanan bir “Boliburjuvazi” almıştı. Chavez’in ölümü (Mart 2013) üzerine onun yerine geçen Maduro, Chavez gibi karizmatik bir lider olmadığı için onun kitleler nezdindeki meşruiyetine mazhar olamadı. Chavez’in doğrudan “halkla ilişkiler” ile gölgelediği demokrasi açığı, bir meşruiyet kaybı olarak ortaya çıktı. Chavez’in döneminde de varolan askerlerin her kademedeki etkinliği, yeni dönemde daha da belirgin oldu. Bakanlıklar, kurumlar, kamu işletmeleri, valilikler, belediye başkanlıkları ve parti iktidarında subaylar iyice öne çıktı. Devlet ve parti arasındaki sınırların iyice belirsizleşmesi, her düzeyde yolsuzluğun neredeyse kurumsallaşmasına kadar uzandı. Yönettikleri faaliyet hakkında herhangi bir bilgisi olmasa da, siyasal güvenlik esas alınarak işletme yöneticileri olarak atanıyordu.

Göç yolları Ekonomik kriz ve polisiye uygulamalarla birlikte, yaz aylarının başından bugüne dek Venezuela nüfusunun
%7’si Kolombiya, Brezilya, Peru ve Ekvador gibi komşu ülkelere göç etti. Milyonlarca Venezuela vatandaşı, Suriye mülteci krizine benzer ve onun çapına yakın, yeni bir mülteci dalgası yarattı.

Genel seçimlerin iptali

Ülkede Aralık 2015 seçimleri, 1999’dan bu yana muhalefetin ilk seçim başarısı olarak gerçekleşti. Mesa de Unidad Democratica (MUD), hükümet yanlılarının % 40,67’sine karşılık oyların % 56,36’sını aldı. Anayasaya aykırı bir biçimde çoğunluk gücünü kayıran seçim sistemi sayesinde, muhalefet mecliste üçte iki çoğunluğu elde etti. İlk kez yoksul halk kesimlerinden de oy alan muhalefet, böylece Yüksek Mahkeme ve Yüksek Seçim Kurulu’nu atama imkanına kavuştu. Chavizm yürütme, yasama, yargı gibi kuvvetleri denetlerken yeni bir durum, bir tür “ikili iktidar” ortaya çıktı. Maduro ise bu durumda yeni meclis açılmadan, eski meclisin son gününde yüksek mahkemeye yeni yargıçlar atadı. Bunların bazıları, gerekli unsurları şeklen bile karşılamıyorlardı. Bu yeni yargıçlar Amazon bölgesindeki seçimleri iptal ederek muhalefetin hükümetin önemli değişiklikleri yapmasını engelleyen nitelikli çoğunluğu kaybetmesine yol açtı.

Şubat 2016’da, Maduro’nun kararnamelerle ülkeyi yönetmesine imkan veren olağanüstü durum ilan edildi. Ardından Chavez’in anayasaya ile getirdiği başkanların görev sürelerinin ortasında geri çağrılabileceğine ilişkin referandumu da iptal etti. Mayıs 2017’de ise millet meclisini tamamen bypass eden yeni bir kurucu meclis seçimi çağrısında bulundu. Böylece Chavez’in anayasası kendi halefi tarafından terkediliyordu.

Kurucu Meclis seçimlerinde nüfus yoğunluğunun az olduğu yerlerin yüksek temsiliyeti, toplumsal denen (emekçiler, öğrenciler, emekliler) kesimlere dahil olmayan 5 milyon seçmenin açıkta kaldığı bir sistem ygulandı. Kurucu Meclis’in 545 üyesi hükümetten yanaydı. Ayrıca bu seçimlerde PSUV yönetimi tarafından tercih edilmeyen solcu adaylar da engellendi. Hatta engellemeleri aşan bir adayın seçimi kazanması üzerine (Lara eyaletinde) Yüksek Seçim Kurulu sonuçları iptal etti.
2017 Haziran ve Temmuz ayları bütün ülkede muhalefetin protestolarıyla geçti. Gösterilerde 130 kişi öldü. Ancak sonuçta muhalefet dağıldı, moral kaybetti ve seçmenleri nezdinde meşruiyet kaybına uğradı.

Mayıs 2018 başkanlık seçiminde de seçim oyunları sürdü. Anayasaya göre Aralık ayında yapılması gereken seçimler bir oldubittiyle Mayıs’a alındı. Seçime katılma oranı ortalama genel olarak %70 iken, bu seçimde %46’ya düştü.

Kiloyla Venezuela Bolivar’ı Venezuela’nın para birimi Bolivar, 2018 senesinde %12.874 oranındaki enflasyonla beraber olağandışı bir değer kaybı yaşadı.

Bugün ülkede yoksullaşma yüzde 50’ler dolayına gelirken, asgari ücretin herhangi bir satınalma gücü kalmamış bulunuyor. Yumurta, süt, et tüketimi yarıya yarıya azalmış durumda. 2016 yılında için kişi başına düşen kilo kaybı 8 olarak hesaplanmakta! 2017 ve 2018 rakamlarının daha da yüksek olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Sağlık sistemi de tamamen çökmüş durumda.
Sağlık merkezlerinde yeterli alet, ekipman bulunmadığı gibi ilaç da yok. Yerli halklar sağlık sisteminin çöküşünden en çok etkilenen kesim. Daha önce denetim altına alınmış çeşitli hastalıklar yeniden belirmeye başlamış durumda. Sıtma hastalığı, artık her tarafta rastlanır bir hastalık. Her yaştan eğitim görenlerin oranları 2015’ten 2017’ye %80’den %71’e geriledi.

‘Maduro gitsin!’ Venezuela halkı yaz aylarını sokaklarda, hükümeti protesto ederek geçirdi.
Kolluk kuvvetlerinin müdahalesi sonucu yüzlerce eylemci öldürüldü.

En önemli ve bilinen gerçek ise 1 milyonu Kolombiya’ya olmak üzere 2 milyon kişinin ülkeden göç etmiş olması! Göç halen devam ediyor. Nüfusun ülkede kalan kısmı ise yaşamak için hükümetin vereceği yardımlara bel bağlamiş halde.

Maduro, eski oligarşinin beslendiği damarların yeni bir oligarşiye bağlanmasını sağladı ve devlet aygıtı, parti bürokratları ve özellikle ordu ile birlikte önceki dönemde Bolivarcı diye adlandırılan kitle hareketini dizginledi. Beşeri, ahlaki, ekonomik kriz karşısında protestolar, hükümetin acımasız baskısıyla karşılaşıyor. Maduro, sorunların kaynağına inmek, kendi hatalarını görmek yerine; her ne pahasına olursa olsun devletin başında kalmak için “dış güçler”i krizin sebebi olarak göstermekte.

Altın, petrol, elmas ve sömürü

Kolonyal dönemi aratan uygulamalar ve suç ülkesi

Yeraltı kaynakları ve biyolojik çeşitlilik bakımından kıtanın en zengin ülkesi, muhtemel bir felaketin eşiğinde. Maduro büyük ölçekte maden çıkarımını hedefleyince, Şubat 2016’da, ülkenin %12’sini oluşturan 112 bin km²’lik bir alanı (Küba’dan daha büyük) çokuluslu büyük maden şirketlerine açtı. Altın, koltan, alüminyum, radyoaktif madenler ve elmas bakımından zengin olan bu bölgede sadece altın beklentisinin karşılığı 280 milyar dolar! Öte yandan bölge, toplumsal-çevresel bakımdan büyük bir zenginlik taşıdığı gibi bir dizi yerli halkın de yurtluğu. Madenler, geleneksel yaşambiçimi için büyük bir tehdit. Onların yurtlarından sürülmesi anayasaya aykırı olmasını geçelim, yaklaşmakata olan bir etnik kırımın da habercisi. Dahası Amazon’un bu bölgesi, çevre ülkeler ve geze-gen açısından da iklimin değişmesi açısından hayati bir öneme sahip. Bölge, Vene-zuela’nın temel su kaynağı olmasının ötesinde, biyolojik çeşitlilik bakımından da çok zengin. Ülke elektriğinin %70’i buradan sağlanmakta. Öte yandan hükümetin beklediği uluslararası yatırımcılar, özellikle adli güvenliğin bulunmamasından ötürü hâlâ ülkeye gelemiyor. Altın ve koltan çıkartılması için yasadışı faaliyetler ise hızla sürdürülüyor. Ülkenin bu devasa parçası, bütün yasal sınırlamaların ötesinde tamamıyla ayrı bir bölge haline gelmiş bulunmakta. Silahlı gruplar, paramiliter güçler, çeşitli suç örgütleri, Venezuela silahlı kuvvetleri mensuplarının suç ortaklığında bu bölgede hüküm sürmekte. Yerli kadınların yerleşim noktalarından kaçırılıp madenci kamplarında fuhuşa teşvik edilmeleri gibi olaylar, çocukların madenlerde alıştırılması gibi gelişmeler, bölgeyi felakete doğru sürüklüyor.