Macaristan’ın 165.000 bin nüfuslu şehrindeki Szeged Üniversitesi, Türkololoji çalışmaları üzerine 124 yıllık bir geçmişe sahip. Moğolistan’dan Doğu Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafya içinde Türk dil, tarih ve kültür çalışmalarının yapıldığı bu bilim merkezindeki son çalışmalar da yine “biz”le ilgili.

Kendinden başkasını düşünmeyen kişiye bencil deriz ve genellikle bu durumdan hoşlanmayız. Öte yandan günlük şehir trafiğine bakacak olursak, herkesin ancak kendini düşündüğü görülür. İnsanda bencilliği beğenmemizle, gerekince sadece kendimizi düşünmemiz arasında bir çelişki var izlenimi uyanır. 

Burada herhalde “ben” ve “biz”i nasıl anladığımızla ilgili bir sorun var. Zira örneğin televizyondaki haberler de hep “biz”den bahseder; tarihe bakacak olursak orada da “biz” varızdır. Herhalde bizim biz anlayışımız, kendimiz, yakın çevremiz ve bize benzediklerini varsaydıklarımızdan oluşmaktadır. Sanki tarihteki Oğuzların İç Oğuz’u gibi bir durumdan söz ediyormuşuz gibi. Halbuki tarihte Oğuzlar, Türklerin ancak bir kısmını oluşturur. Biz ve ötekilerin daha ciddi olarak algılandığı günümüzde başka kültürlerle ilgilenmek de, bize Dış Oğuz’un ötesine bakmak gibi gelmektedir.

İşte Dış Oğuz’un ötesindeki Macaristan’da 19. yüzyılda Macar “biz”ini öğrenmek ve anlamak için geliştirilen Türkoloji çalışmaları, “biz”e nasıl farklı bakılabileceğinin çok güzel örneklerini vermektedir. Bugün Macaristan’ın güneydoğusunda, ancak 165.000 nüfuslu Szeged şehrindeki üniversitede yapılan Türkoloji çalışmaları, “biz”e parmak ısırtacak niteliktedir.

Osmanlı gözüyle bakınca, kısa bir süre (1543-1686 Budin ve Eğri vilayetlerinde) Segedin sancağı olarak bilinen ve tarihi çok eskilere dayanan bu şehir, 19. yüzyıl yapıları ve geniş bulvarları ile tam bir Avrupa şehri görünümündedir. Genellikle geniş bulvarlar 19. yüzyıl ve sonrasında devlet otoritesinin yolunu açmak için kullanılmıştır. “Bu sakin görünüşlü şehirde ne oldu da böyle bulvarlar açıldı” diye sorunca, vaktiyle (1878) başına büyük bir sel felaketi gelip evler yıkılınca, kentin Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph’in himmeti ile yeniden inşa edildiğini öğreniyoruz. Burada üniversite 1872’de kurulmuş, ancak bugün Transilvanya denilen Erdel’in Romanya’ya dahil edilmesiyle 1921’de Szeged şehrine taşınmış. Bugün Macaristan’ın en önemli yüksek eğitim kurumu olan Szeged Üniversitesi, kentin başından geçen siyasi çalkantılara rağmen bir bilim yuvası ve kültür merkezi olma özelliğini koruyor. 

Szeged Üniversitesinin Macar dili ve Türkoloji alanında dünyanın önemli merkezlerinden biri olması 1893 yılına kadar uzanır. Bugün Moğolistan’dan Doğu Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafya içinde Türk dil, tarih ve kültür çalışmalarının yapıldığı bir bilim merkezidir. Burada birçok ünlü Türkolog görev alarak araştırmalar yürütmüş ve kendilerinden genç kuşakların yetişmesine vesile olmuşlardır. 

Dünyada yalnız Türkoloji değil, filoloji çalışmalarının büyük bir darbe yediği bu dönemde, Szeged Üniversitesi Altaistik Bölümünü 18 yıl yöneten ve Orhun Türk Yazıtları üzerine yaptığı inceleme Türkçeye de çevrilmiş olan Prof. Árpád Berta’yı zamansız bir ölümle kaybetmiştik. 2008’de Prof. Maria Ivanics’in görevi devralmasından sonra, Macar Bilimler Akademisi desteği ile yürütülen projeler grubuna “Türk Halklarının Kültürel Mirası”yla devam edildi.

Bu projenin en büyük amacı, genç araştırmacıların yetiştirilmesi idi. Bu çerçevede tarih ve dilbilim uzmanı olarak yetişen beş türkolog ve tarihçi önemli eserler ortaya çıkarmışlardır. Bunlardan bazıları Avrupa’nın saygın yayınevleri tarafından basılmış, diğerleri de yayıma hazırlanmaktadır. Bu çalışmalar arasında İbrani harfleri ile yazılmış Karaimce bir İncil çevirisinden (2013) Moğol fethine kadar Kumanların tarihine (2014), Turfan bölgesindeki posta istasyonları ile ilgili dokümanların açıklamalı çevirisine ve Uygur harfleriyle yazılmış Paris Oğuznamesi’nin analizine kadar çok farklı tarihsel metinler bulunmaktadır. 

The ‘Pagan’ Oġuz-nāmä adı ile gelecek yıl Harrassowitz yayınevi tarafında yayınlanması beklenen son çalışma, bir çığır açacak niteliktedir. Evvelce İslâmiyet öncesi Doğu Türkistan kaynaklı olduğu düşünülen bu eserin, çok daha sonra ve Kıpçak dil unsurları içeren bölgede yazıldığı ortaya konmaktadır. Savunmasını iki yıl sonra yapması beklenen diğer bir genç bilimci, Kırım Tatar tarihçisi Abdülgaffar’ın Umdetülahbar adlı tarihinin Altın Orda’ya ait kısımları üzerinde çalışmaktadır. Diğer taraftan bütün bu çalışmaları yürüten Mária Ivanics, yayımladığı Kazan Çinggiznamesi’nin ikinci cildi üzerinde çalışmaktadır. 

Bizde ise gençlerin bu dilleri öğrenmekten kaçınmaları, yapılan çalışmaların uluslararası bir mahiyet almasını önlemektedir. Tabii bu işlere bir de Eski Tang Tarihi’nin bahsettiği “gönlümüzdeki muhalefet” engel olmaktadır.