1561 tarihli Kitâb-ı Tevârih-i Muhtasar isimli elyazmasında, Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın Malazgirt’te elde ettiği zaferden bir yıl sonra, nasıl bir suikasta kurban gittiği anlatılıyor. Yazarı anonim bu kitaba göre, Berzüm Kalesi dizdarı Yusuf Ketüval tarafından saldırıya uğrayan Alp Arslan özgüvenine kurban gitmiş. Elinde hançerle üzerine doğru gelen Ketüval’e emrindekilerin müdahalesini engelleyen sultan, suikastçıyı ok atarak öldürmek isteyince, saltanatının 9. yıl, 9. gününde katledilmiş. 

Eskilerin “muhtasar” dedikleri özet içerikli 16. yüzyıla ait Kitâb-ı Tevârih-i Muhtasar isimli elyazması biyografi kitabında, Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın (1031- 1072; sultanlığı: 1063-1072), yaşamı, saltanatı, fetihleri ve öldürülüşü kaynak belirtme gereği duyulmadan, 16. yüzyıl Türkçesiyle anlatılmış. 

250 sözcükten ibaret biyografide Malazcird/Malazgirt eşiğine/sınırına kadar bir “feth-i azîm” vurgulanıyor ama, Roma ordusunun yenilgisine değinilmiyor! Alp Arslan’ın 41 yıllık yaşamı ve 9 yıl 9 gün süren sultanlığı süresinde iki olay vurgulanmış: Önceki Sultan Tuğrul’un hazinesinden para yürüterek zenginleşen vezir Nasır Keydürî’nin tutuklanıp idam edilmesi ile Alp Arslan’ın kale dizdarı Yusuf Ketüval tarafından hançerlenerek öldürülmesi. 

Adını vermeyen bu 16. yüzyıl yazarının, halkın anlayacağı yalınlıkta kaleme aldığı Kitâb-ı Tevârih-i Muhtasar’daki Alp Arslan anlatımının —moda deyimle— anahtar sözcüğü “feth-i azîm”dir (büyük fetih) ve bu kavram bugün de anahtar sözcüktür. 

Bu elyazması, kütüphanelerde nüshaları bulunan Müntehâb-ı Siyer ve’l- Mülûk ile içerik olarak benzese de başkadır. İç kapağındaki “Sahib ve mâliki Ahmed Ağa hazretleri Kethüdâ-i Bevvâbân-ı Dergâh-ı Âlî”-“Kütibe fi sene 979 (Miladî 1571)” kaydı, kitabın telif tarihi değil, Ahmed Ağa tarafından yeni bir nüshasının yazdırıldığını işaret ediyor. Adı geçen Dergâh-ı Âlî Kapıcıbaşısı Ahmed Ağa, 3. Murad’ın annesi Nûrubânu Sultan’a kethüdalık yapan Ahmed Ağa’dan başkası değildir. Bu zat, yazdırdığı bu nüshaya sahibi olduğunu belirten bir kayıt koydurmuş. 

Eserin girişinde, adını vermeyen yazar ise kendisini bu işle Ahmed Paşa’nın görevlendirdiğini yazıyor ki bu da olasılıkla Kanunî Sultan Süleyman’ın veziriazamlarından, yazarın “Düstûr-ı devrân ve Âsaf-ı zaman Ahmed Paşa” diye andığı Kara Ahmed Paşa’dır (sadareti 1553-55). 

Çevirmen-yazar, Ahmed Paşa’nın emriyle, toplumda faydası yaygın olsun diye ünlü peygamberlerin haberlerinden, eserleri olan bilginlerden, anı ve öyküleri olan büyük sultan ve meliklerden, kısa ve faydalı “inci misali” bilgiler vermeyi amaçlamış. Âdem aleyhisselamdan, Abbasi Halifesi Müstencid-Billah’a (1160-1170) değin, âsâr-ı büyük sultanların anlatıldığı, Farsça kaynaklardan alıntılarla Türkçe bir muhtasar (özet eser) tertip etmiş. Yazmanın girişinde, Hicret’in 560 (Miladî 1164) yılına kadar, tarih kitaplarındaki nebilerden, halife ve meliklerden seçtiklerine yer verdiğini belirtiyor. 

Bu kitabın hangi kütüphane veya kütüphanelerde nüshaları vardır, henüz saptayamadık. İçeriği yönünden “tevarih” denen eserlere göre gerçekten muhtasar, dili de 16. yüzyıl halk ve kısmen de Orta Asya Türkçesi havasında ve çalakalem, olası ki Ahmed Paşa’nın beğeneceği bir yalınlıkta yazılmıştır. Eser, Tâberî’nin (öl. 923) Tarih-i Ümem ve’l- Mülûk (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi) kitabıyla gelenekleşen “tevarih” yazımlarının da son örneklerinden olmalıdır. 1561’de yazılmıştır. 

Yedigün Neşriyatı

50 Türk Büyüğü adlı albüm kitapta Münif Fehim’in Alp Arslan portresi. 

Farsça-Arapça kitaplardan intihal 

Yazar geleneğe uyarak Hz. Âdem’den başlayarak Hicrî 527 yılına (Miladî 1133) kadar gelmiş. En güçlü dönemini — Kanunî Süleyman— yaşayan Osmanoğullarına yer vermek şöyle dursun adını dahi anmamıştır. Oysa 1969’da çevirisini yaptığımız içerik benzerliği olan, Kazasker Yahya Efendi’nin Târih-i Sâf/Tuhfetü’l-ahbab’ında, Selçuklulardan başka 1. Ahmed’e kadar Osmanoğullarına ve ayrıca Eyyûbilere, Memlûklere, Atabeglere, Harezmşahlara yer verildiği görülmektedir. Bu eksikliği, yazarın bir araştırma-derleme yapmadan kitabını Farsça ve Arapça bir-iki kitaptan —birinin adını metin içinde Siyer-i Mülûk diye vermiştir— intihaller yaparak yazıp Ahmed Paşa’ya sunmasına bağlayabiliriz. 

Kitâb-ı Tevârih-i Muhtasar’ın kapağı 

Tevârih-i Muhtasar’ın içeriğinde, 13.-14. yüzyıllara tarihlenen İbnü’l-Cevzî’nin (öl. 1200), Bundarî’nin (öl. 1201), İbnü’l-Esir’in (öl. 1233), Sıpt İbnü’l-Cevzî’nin (öl. 1257), İbnü’l-Adîm’in (öl. 1262), Reşidüddin’in (öl. 1318) nihayet Kerimüddin Mahmud Aksarayî’nin (öl. 1324) tarihleriyle örtüşmeler saptansa da başlı başına ne bir telif ne çeviridir. 

Daha erken tarihli kaynaklarda, Alp Arslan’ı gördüğünü-tanıdığını belirten bir tarihçi ise yok. Onu anlatanlardan çağdaşı Garsû’n-Ni’me Muhammed bin Hilâlü’s-Sâbî (öl. 1088) Bağdat’ta, Abbasi Halifeleri Kaim’le (1031-1075) ardılı Muktedî’nin (1075-1094) divan kâtibi imiş. Bu zat, Alp Arslan’ı, halifelik makamına gönderdiği fetihnâmeleri, Roma-Bizans imparatoruna karşı kazandığı Malazgirt Savaşı zafernâmesini okuyarak tanımış olmalı. Ancak onun da kitabı günümüze ulaşamamıştır. 

Garsû’n-Ni’me’nin neler yazdığını, Sıpt İbnü’l-Cevzî’nin Mir’atü’z-zaman fî Târihi’l-âyan (sayfa 143-155) adlı eserindeki alıntılardan öğreniyoruz. Tarihçi Sıpt İbnü’l- Cevzî, bu aktarımı büyük babası İbnü’l Cevzî’den kalan kitaplar arasındaki Garsû’n-Ni’me’nin eser veya notlarından yapmış olabilir. Çünkü Sıpt, Alp Arslan ve Malazgirt’le ilgili en ayrıntılı ve doğru bilgileri Garsû’dan nakletmiştir. 

Kitâb-ı Tevârih-i Muhtasar iç sayfasındaki Ahmet Ağa’nın sahiplik kaydı.
Elyazmasının ilk sayfaları.

Sıpt’ın ve sonraki tarihçilerin, örneğin, Kalanisî’nin (öl. 1160), İbnü’l-Ezrak’ın (öl. 1177?), Sıpt’ın büyük babası İbnü’l-Cevzî’nin (öl. 1200), Bundarî’nin (öl.1 201), İbnü’l-Esîr’in (öl. 1233) ve diğerlerinin vekayinâmelerindeki Malazgirt’e ve Alp Arslan’a dair haberleri, Prof. Dr. Faruk Sümer ile Prof. Dr. Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: (Metinler ve Çevirileri) adlı ortak eserlerinde toplamışlar; bu çalışmayı Malazgirt zaferinin 900. yıldönümü anısına 1971’de TTK yayımlanmıştır. 

Günümüzde, Türklerin Anadolu’yu fethi için başlangıç sayılan Malazgirt zaferine olağanüstü önem yükleniyor. Bunda, merhum Mükremin Halil Yınanç’ın kısaca Anadolu’nun Fethi adıyla yayımlanmış (Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri, I. Anadolu’nun Fethi, İstanbul-1944) kitabının da etkisi vardır. Diğer yandan Alp Arslan’nı saltanatı, Malazgirt Meydan Savaşı ve sonuçları, Keydûri ve Ketüval olayları için kaynak bilgiler, merhum Sümer’le Sevim’in ortak eserinden okunabilir. 

KİTAB-I TEVÂRİF-İ MUHTASAR – 1561

Bir ok Yusuf’a karşı atdı; kazâyile ok hatâ idüp bir gayri kişiye tokundı; Yusuf yetişüb bıçağile vurub helâk eyledi…

“Muhammed bin Dâvud bin Mikâil. Lakabı Alp Arslan, tevki’i (nişanı) İ’mâdi-i ‘alallah vahde’dir. Veziri Nizâmü’l-Milk Ebu Ali Hasan bin İshak’dır. Müddet-i saltanatı dokuz yıl dokuz gün oldu. Çünkü padişahlığa oturdu, Peygamberin Hicretinin dört yüz elli yedisinde. Irak’a gelib andan Şam’a gitdi. Tâ der-i Malazcird’e değin feth-i ‘azim edüb yine geldi. Andan buyurdu. Ebu Nasr Keydürî-kim ammüsi Tuğrul Begün veziriydi. Giriftâr idüb Nisabur’a gönderüb bir yıl anda tutsak oldukdan sonra helâk edüb ve Nizâmilmelik’i vezir edindi. Zirâ Tuğrul zamanında bu Nasır Keydürî Mes’ud katından gelüb Tuğrul’dan uğruladı(ğı) bî-kıyas mal cem’ edüb ve dürli tecemmülât düzüb tururdı ve devlet müsa’ade kılub vezir olmışdı. Andan sonra Sultan Alp Arslan Horasan canibinden Mâverâinnehr’e ‘azm eyledi. Andan Peygamber Hicretinin dört yüz altmış altısında Yusuf Kütuval /Elinde helâk oldı. 

Rivâyet iderler ki çün Ceyhun’ı geçdiler. Irmak kenarında bir kiçirek kal’a vardı. Âna Kal’a-i Berzüm dirler. Ol kal’ai feth idüben ve ol kal’anun dizdârı Yusuf Kütüvâl’ı esir idüb padişahun payitahtına getürdiler. Sultan iydin ahvâl sordı. Yusuf toğrı söylemeyüb Sultan âna siyaset buyurdı. Yusuf çün canından ümid kesdi. Edügi koncundan bir bıçak çıkarub sultana havâle kıldı. Silahdarlar ve oğlanlar istediler ki tutalar. Sultan çağırub haykırdı. Epsem olun didi. Zira ok atmakda kendüye ‘itikadı varidi. Bir ok Yusuf’a karşu atdı. Kazâyile ok hatâ idüb bir gayri kişiye tokundı. Yusuf yetişüb bıçağile vurub helâk eyledi. Andan anun biş oğlı kaldı. İlyas ve Melik Şah ve Toğanşah ve Pori Bers. Evvel kardeşine Kirmân’ın padişahlığın virmişdi. Anun nesli Kirman’da padişah oldılar. Tâ şol târihe değin-kim Gûrân galebe eyleyüb memleketi andan aldılar”. 

Hicrî 979 / Miladî 1571)- yaprak 134-135 

Elyazmasında Alp Arslan’ın anlatıldığı sayfalar.

ÇEVRİM YAZI 

Mikâil oğlu Davud’un oğlu Mehmed ki lakabı Alp Arslan, unvanı “Bir olan Tanrı’nın direğidir. Veziri de İshak’ın oğlu Nizamülmülk Ebu Hasan Ali’dir. Saltanatı 9 yıl 9 gündür. Tahta oturduğu H. 457 yılında (M. 1163) Irak’a oradan Şam’a gitti. Tâ Malazgirt’e kadar büyük fetihler yaptı. Amcası Tuğrul Bey’in veziri Keydürî Mes’ud’un tutuklanıp Nişabur’a gönderilmesini buyurdu. Orada bir yıl tutsak olduktan sonra öldürüldü. (Alp Arslan) Nizamülmülk’ü vezir atadı. Çünkü Keydürî, Tuğrul’un veziriyken, ondan hayli mal-servet çalmıştı (Gazne Sultanı Mes’ud (1030-1041) ile Selçuklu Sultanı Tuğrul (1040-1063) çağdaştı. Mes’ud ölünce veziri Keydürî, Tuğrul’a kapılanmış. Devlet hazinesini soymuş) pek çok birikimi vardı, (bunlar sayesinde) vezirlik elde etmişti. Daha sonra Alp Arslan, Horasan’dan Maveraünnehir’e gitti. H. 466 senesinde (M. 1072) Yusuf Ketüval tarafından öldürüldü. 

Söylendiğine göre Ceyhun’u geçti. Irmak kıyısında bir küçük kale vardı. Berzüm kalesi denirdi. Bu kaleyi aldı. Kalenin dizdarı Yusuf Ketüval’ı yakalayıp huzuruna getirdiler. Sultan durumunu soruşturdu. Yusuf doğru söylemedi. Sultan idamını buyurdu. Yusuf canından umut kesince çizmesinin koncuğundan bir bıçak çıkarttı. Silahtarlar ve askerler tutmak istediler. Sultan susun dedi. Çünkü ok atmakta kendine güveniyordu. Yusuf’a atarken kaza ile ok başka birine saplandı. İşte Yusuf o an yetişip bıçağı vurdu ve öldürdü. Beş oğlu vardı: İlyas, Melik Şah, Doğan Şah, Parı Pers. Önce kardeşine Kirman’ı vermişti. Onun nesli Kirman padişahlarıdır. Tâ Timur’a kadar.