tarih Dergi 77.Sayı

Bu sene başından beri tüm dünyayı etkileyen salgın hastalık, aslında virüsten ziyade insan türünün kendisinin ne denli tehlikeli olduğunu ortaya koydu. İnsanların birbirine verdiği zarar ve ortaya çıkan yıkım, hastalığın sebebiyet verdiği kayıplarla mukayese edilmeyecek kadar büyük ve kalıcı.

Tüm dünyada zaten son yıllarda önemli bir yükseliş gösteren insan hakları ihlalleri, salgın hastalığı bahane eden iktidar sahipleri tarafından çok daha korkunç boyutlara taşınıyor. Covid-19’a karşı er ya da geç bir aşı elde edilecek ama bu “iktidar hastalığı”- nın aşısı, malum asırlardır bulunamadı. Türkiye çeşitli nedenlerle Covid-19 karşısında -açıklanmayan veya aşağıya çekilen rakamlara rağmen- birçok ülkeye kıyasla daha az kötü bir durumda. Ancak kendi içimizdeki itişmeler yüzünden ölüm karşısında bile birlikte duramadığımız için, “dış düşmanlar”a pek ihtiyaç duymuyoruz. Daha doğrusu duymuyorduk. Yakın zamanda ise özellikle iktisadi durumların giderek fenalaşması üzerine, belli bir zeminde biraraya gelmek kaçınılmaz ve zaruri oldu.

Tabii bu “birlik ve beraberlik” hâlini, özellikle Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki dönemlerde hakiki manasıyla ve pratikte gerçekleştiremedik. Bilindiği gibi tarihte ekonomik koşulların ağırlaştığı neredeyse her dönemde, siyasi otorite kimi zaman “baldırı çıplak” denilen sokak güçlerini devreye sokar. Bunlar da ilgili ülkeye bir nizam verir, bir tür “kamu düzeni” sağlarlar.

2015 başındaki terör saldırısında 12 kişinin katledildiği Charlie Hebdo saldırısı, tüm dünyada infial meydana getirmişti. Bu hadisenin etkisiyle doğal olarak kendine gelemeyen bu dergi sonraki yıllarda kalitesini-esprisini yitirdiği gibi, ucuz ve provokatif bir çizgiye sürüklendi. Ekim sonunda yaptıkları ve Tayyip Erdoğan’ı hedef aldıkları kapak, Fransa’da yabancı düşmanlığından ırkçılığa giden yolda özellikle şimdiki Macron yönetimini konsolide etmeyi amaçlıyor. Ve tabii Türkiye tarafında oluşan haklı tepki ve nefret de, ülkemizdeki benzer odaklara İslâmiyet’i kullanarak harekete geçme fırsatı veriyor.

Bu karanlık tablo kimseyi ürkütmesin. Bu berbat salgını da, uluslara yapışan-yapıştırılan yabancı düşmanlığını, ırkçılığı ve din tacirliğini de yeneceğiz. Bir ve beraber olmak için, kimsenin bizim hakkımızdaki kışkırtmalarını kullanmaya ihtiyacımız yok. Onlar daha Hz. Muhammed’e gelmeden, Hz. İsa’yı bile idrak edememiş “medeniyet” tacirleridir.

Biz birleşmiş bir millet olarak nelere kadir olduğumuzu son olarak İstiklal Harbi’nde ele-güne gösterdik. Ele-güne göstermekten öte, neler başarabileceğimizi önce kendi kendimize kanıtladık. Evet; önümüzde yürüyen bir Mustafa Kemal vardı o vakit. Ancak öyle bir yol açtı ki, izi silinmez, bilgisi tükenmez, ruhu eskimez.

Bu bilinçle, bu duyguyla ve sevgiyle selamlıyoruz onu.

Aklımızdasın. Kalbimizdesin.