17. yüzyılın ünlü âlimi Kâtip Çelebi’nin bugünkü mezarı semboliktir. Hakiki mezartaşı 40’lı yılların ikinci yarısındaki çalışmalar sırasında maalesef tahrip olmuş, bu kültür abidesinin hatırasına yeterince sahip çıkamamışızdır.  

H. NECDET İŞLİ

Tarihte tanınmış, önemli kişilerin kendileri kadar mezarları ve o mezar üzerindeki yazıtlar da önemlidir. Osmanlılar özellikle padişahları ile devlet büyüklerinin mezarlarına ve yazıtlarına fevkalade önem vermiştir. Bu durum bir gelenek olarak yüzyıllarca sürdürülmüş, kimilerine türbe kimilerine ehemmiyetli mezartaşları yaptırılmıştır.

Tüm mimari eserlere şamil olan koruma konusu dahilinde mezarların da bir kısmı korunmuş, ne yazık ki bir kısmı ise korunamamış, tahrip olup yok olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı olan İstanbul, mezarlıklar konusunda ne yazık ki bütünüyle korunabilen şehirlerden değildir. Belki yoğunluktan, göç almaktan, belki devamlı değişime tâbi tutulan mimari tercihlerden, belki de kolaylıkla sökülüp taşınabilir mimari parça olarak görülmesinden dolayı, mezartaşlarımız talana uğramıştır. Üzüntü verici bu realite sebebiyle, şehirde yeni açılacak yollar gündeme geldiğinde en azından mezarlıklar için istimlak kararları kolaylıkla alınmış ve İstanbul’un bir çok mühim mezartaşı ve mezarlığı yok edilmiştir. 

Kâtip Çelebi dünyaca tanınan bir âlimdir. Hakkında yüzlerce kitap yayımlanmış. Ancak eserleriyle ilgilenildiği kadar mezarı ile ilgilenilmediği, onun mezarının yol açma bahanesi ile tahribata uğratılmış bulunduğundan bellidir. Kâtip Çelebi’nin esas mezarı ve taşının fotoğrafı ilk defa 1941’de yayımlanan Keşfü’z-zünûn isimli eserinin birinci cildinin 17 ila 20. yaprakları arasında yayımlanmıştır. (Keşf-el-Zunun; Katip Çelebi’nin eseri. 1. ve 2. Cilt, Hazırlayanlar: Ord. Prof. Şerefettin Yaltkaya, Kilisli Rifat Bilge., Keşf-el Zunun, Zeyli İzah al-Maknun fi al-Zayli ‘Ala Kaşf al-Zunun ‘An Asami al-Kutubi va’l Funun; Bağdatlı İsmail Paşa’nın eseri, 1 Cilt Haz.: Ord. Prof. Şerefettin Yaltkaya, Kilisli Rifat Bilge, 2. Cilt Haz.: Rifat Bilge.) 

30’lu yıllarda Katip Çelebi’nin orijinal mezartaşı. 

Yayın, Şerafettin Yaltkaya ve Kilisli Rifat Bilge tarafından yapılmıştır. Burada kullanılan fotoğraf, Encümeni Osmani cam fotoğraflarındandır. Yayımlandığı 1941 yılından çok daha önce çekilmiş bir fotoğraftır. Daha sonra Kâtip Çelebi’nin tahrip olan mezartaşı, Server İskit tarafından çıkarılan Aylık Ansiklopedi’nin (Aralık 1946) 3. cildinin 971. sahifesinde (6,5×8,5cm.) ölçüsünde bir fotoğraf olarak yayınlanmış ve fotoğrafın altına “Kâtip Çelebi’nin Vefa’daki harap kabri – BİR TÜRBE İNŞAASI İÇİN HAZIRLIKLAR İKMAL EDİLMİŞTİR” yazılmıştır. 

Yıllar sonra Nisan 2003’de Prof. Dr. Semavi Eyice “Ünlü bir ilim adamının mezarı” başlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayımladığı İstanbul Bülteni dergisinin 10. yıl sayı: 167, sahife 16-17’de, İstanbul’un gereksiz yere yok edilen eserleri dizisinin onaltıncısında Kâtip Çelebi’nin mezarının eski haline dair, daha sonraları 1946’da çektikleri fakat orijinal taşlarının kalıntıları durur halde fotoğrafını yayınlamıştır. 

Eyice Hoca bunun yanında mezarın 1960’daki açık türbe şekline sokulmuş halini gösteren bir fotoğraf daha yayımlamıştır. Bu şair Necati Bey’in mezarı ile yan yana koyulduğu devredir. Ve buradaki Kâtip Çelebi’nin mezarı artık semboliktir. Rahmetli üstadım Fazıl Ayanoğlu ifadesiyle altında kemikleri yoktur. Çünkü tahrip edilen mezardan kemiklerin nakil işlemi yapılmamıştır. 

İstanbul’un sayılı tahribatlarından olan İMÇ Blokları inşaası sebebiyle, Küçükpazar Nahiyesi’nin büyük bir bölümü, Molla Hüsrev Mahallesi ile Hacıkadın Mahallesi’nin Zeyrek semtine bağlanan Osmanlı sivil sit sahası toptan imha edilirken, Kâtip Çelebi’nin kabri de bu tahripten nasibini almıştır. Halbuki 7 Ağustos 1959 tarihli ve 1171 nolu Eski Eserler ve Anıtlar Kurulu kararı “İstanbul’un ilk kadısı ve ilk belediye reisi olan Hızır Bey’in ve Şair Necati Bey’in ve dünyaca maruf Katip Çelebi’nin mezarlarının değiştirilmesinin “ASLA CAİZ OLAMIYACAĞINA” ve bu sahaya “HİÇBİR SEBEP VE SURETLE EL SÜRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNE İTTİFAKLA” (Oybirliği ile) karar vermiş bulunuyordu. 

17 ünlü ve uzman ismin imzasından oluşan bu karar esnasında, kurul başkanı Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz idi. Kararda adı geçen üç meşhur Osmanlının kabirleri ayrı ayrı yerlerde iken, birbirine yakın bu kabirleri Fatih Cami mezarlığına nakil ile bölgeyi mezarlıklardan temizleme dilekçesine kurul “hayır” demiştir. Sebepsiz yıktırılan Voynuk Süca Cami haziresinden bakiye ve Hızır Bey’in Fatih devri taşı bırakılmış ancak şair Necati Bey’in kemikleri ile mezarı nakledilmiş, Kâtip Çelebi’nin kabri ve taşı tamamen, mezarın bulunduğu sıbyan mektebi haziresi de olduğu gibi yok edilmiştir. Halbuki bu sıbyan mektebi haziresi ve duvarları 1952 de tamir edilip, duvarına “Katip Çelebi – Hacı Halife / Ortaçağlardaki ilim inkılabını müsbet ilimler ve hür fikirler yoliyle Türkiyeye ilk tanıtan cihanşümul büyük bir şöhrete sahib Katip Çelebi Mustafa bin Abdullahın ruhu için Fatiha. Doğumu 1017 Hicri – Vefatı 1067. Kabrin yeniden tanzim ve ihya tarihi: 1952. Efrenci” şeklinde yazılı yeni bir kitabe konulmuş idi. 

Orijinal mezartaşı ve şimdiki mezar Katip Çelebi’nin tahrip olan orijinal mezartaşının eski hali ve müzeye kaldırılan parçaları. Bugün İMÇ Blokları içerisindeki mezartaşı ise sonradan yapılmış. 

Mezarın yok edilmesi 

Mezar yok edilip Kâtip Çelebi’ye makam mezarı olarak bir mezaryeri yapıldıktan sonra bu kitabe de taşıtılıp açık türbe duvarına monte edilmiştir. Katip Çelebi’nin 1918 yılı Vefa semti yangınında çatlayıp tahrip olmuş üstüvane stildeki mezartaşlarından baştaşı 140cm. boyunda olup üstten 43cm’lik kısmı demir çembere alınarak korunmuştur. Bu korunan kabrin tahribinden sonra Kâtip Çelebi mezarından arta kalan, orijinal bu 43cm. boydaki taş parçası günümüzde Saraçhanebaşı’ndaki halen kapalı olarak durmakta olan Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıflar İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi’nde (envanter no: 1032’de) kayıt ve koruma altına alınmış bulunmaktadır. 

Katip Çelebi’nin 15. ve 16. yüzyıl taşlarında görülen Rumî motiflerle (Üç iplik Rumî) bezeli klasik mezartaşı yerine, bugünkü Katolik ruhban sandukası görünümündeki lahid mezarı ve orjinaliyle hiç benzerliği olmayan kitabesi tezadlar yumağını oluşturuyor. Nitekim Prof. Dr. Semavi Eyice Hoca da makalesinde “Kırık mezartaşının tamamını aramak ve bunu ihya ederek sahibinin şöhretine uygun bir şekle sokmak kimsenin aklına gelmedi, bugün altında Katip Çelebi’nin kemiklerinin bile olup olmadığı bilinmeyen bir yerde, üzerinde Kâtip Çelebi’nin adı olan taş görülür. Buraya hiç değilse kırık mezartaşının konulmayışına anlam vermek mümkün değildir” demektedir. Kâtip Çelebi’nin hatırasına daha saygılı olunabileceği temennisiyle…