Fasl-ı Müntehâbat (Seçilmiş Besteler) adlı, güfte, beste ve ilahiler içeren elyazması mecmuanın, sarayda icra edilen “huzur” fasılları için, hattat da olan 3. Mustafa’nın kendisi tarafından veya dönemin bir hattatınca hazırlandığı olasıdır. Cihangir (!) mahlasıyla şiirler yazan 3. Mustafa (1717-1774) 40 yaşında tahta çıkabilmiş, büyük felaketler yaşanan bir dönemde, bir Edirne gidiş-dönüşü dışında İstanbul’dan öteye, Bursa’ya, İzmit’e dahi gitmemişti.

Dönemindeki adı ve unvanıyla Sultan Mustafa Hân-ı Sâlis’i biz bugün Sultan 3. Mustafa diye tanıyoruz. 27 yıl süren bir kafes (tutukluluk) yaşamından sonra tahta geçtiğinde  40 yaşındaydı. Çağdaşı bir şair -hiç de uygun düşmeyen bir benzetmeyle-  “İskender-i sâni” (İkinci İskender) diye övmüş! 17 yıl süren saltanatı, savaş, bozgun, yolsuzluk, ayaklanmalar, aşırı soğuklar, kıtlık ve salgın belalarıyla geçmiş. İstanbul bu halde ise Anadolu neler yaşadı Allah bilir. Onca çabasına ve imar girişimlerine karşın İstanbul’u yıkan 1766 ve 1767 depremleri, donanmanın Çeşme’de yakılması, cephelerdeki bozgunlar bu bahtsız padişahın saltanatındadır.

Cihangir (!) mahlasıyla şiirler yazarmış ama bu mahlas da kişiliğiyle çelişiyor: Cihanı almak şöyle dursun, Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da hükmettiği ülkeleri harita üzerinde olsun tanımıyordu. Bir Edirne gidiş-dönüşü dışında İstanbul’dan öteye, Bursa’ya, İzmit’e dahi gitmemişti.

İstanbullu çağdaş bir ressamın fırçasından Sultan 3. Mustafa.

Diğer padişahlarla karşılaştırıldığında saltanatı boyunca eşleri, kızları ve oğlu Selim (3.) ile sevecen bir aile yapısı kurmayı başarmış görünüyor. Saray dışındaki sevgilisini haremine aldırtması da ilginçtir.

Elimizdeki yazmadan edindiğimiz bir yeni bilgi şu: 3. Mustafa’ya, Tanrı’ya yakarı içerikli güfteler yazdığından “şair padişahtı” denebilir mi?.. Kendi zamanında şairliğin  ölçüsü ”divan” veya “divançe” sahibi olmaktı. Öyleyken bir dörtlüğü veya mısraı darbımesel olanlar da “Maksut eserse mısra-ı berceste kâfidir” denerek “şuara”dan (şairlerden) sayılabiliyordu. Burada bahsettiğimiz eserde (mecmuada) adı geçen padişahın çok bilinen dörtlüğüne de ola ki en doğru biçimiyle yer verilmiş. Altında da sadrazam Koca Ragıb Paşa’nın (öl. 1763) tanziri (divan edebiyatında bir şiiri örnek alarak yazılan şiir) yazılı.  

Fasl-ı Müntehâbat mecmuasının kapağı.

İlk yaprağında “Fasl-ı Müntehabat-ı führüste” yazısı okunabilen mecmua 150 yaprak. Fihrist (içindekiler) sayfasında güfte ve bestelere, ilahi ve tesbihlere (dualara), makam başlıkları altında yapraklar ayrılmış. Sayfalar çift sütun cetvellendiği halde kimi yaprak ve sayfalar boş bırakılmış. Şu halde yeni güfte ve besteler geldikçe ilgili makamın boş sayfalarına yazılıyordu. Değişik kalemle kaydedilmiş parçalar bu olasılığı güçlendiriyor.

Şair-bestekar padişahlar üzerine çalışanlar bu mecmuayı görmüş olabilirler mi?.. Başka mecmualarda, şiir defterinde 3. Mustafa’nın “Cihangir” veya “İkbâli” mahlaslı dizelerine, güftelerine rastlanmış mıdır? Bilgimiz yok. Oğlu 3. Selim’in, “İlhamî” mahlaslı şiirlerinin toplandığı divanı Yıldız Sarayı Koleksiyonu’nda, şiirlerinin bir çoğu da Atâ Tarihi’ndedir. Şüphesiz ki 3. Selim’in neyzenliği, bestekarlığı üstatlık düzeyindeydi. Besteleri bugün de icra ediliyor. Suzi-dilârâ makamını Türk musikisine kazandıran 3. Selim’dir. Kız kardeşleri Şah, Beyhan ve Hadice Sultanların saraylarında katıldığı alaturka konserler, hanende ve sazendelerin fasılları, gazelhanlar, 3. Selim’in günlüğünü tutan Ahmed Bey’in  Rûznâmesi’nde,yerli-yabancı kaynaklarda yazılıdır. Demek ki baba, oğul ve kızlar müziksever bir aileydiler.

Baba ve oğul

3. Mustafa ve oğlu Şehzade Selim. 3. Mustafa diğer padişahlara kıyasla sevecen bir aile yapısı kurmayı başarmıştı.

“Fasl-ı Müntehâbat” (Seçilmiş Besteler) adlı, güfte, beste ve ilahiler içeren elyazması mecmuanın, sarayda, sahilsaraylarda icra edilen “huzur” fasılları için, hattat da olan 3. Mustafa’nın kendisi tarafından veya dönemin bir hattatınca hazırlandığı olasıdır. İlk yapraktaki fihristte makamlar ve her birine ayrılan yaprak sıraları belirtilmiş: Rast (1), Nikriz (7), Pençgâh (11), Nişâbur (16), Rehâvî (16), Mâhûr (26), Hüseynî (36), Bûselik (54), ‘Aşirân (60), Dügâh (65), Sabâ (70), Çârgâh (76), Segâh (83), Evc (90), ‘Irak (103), Nevâ (108), Isfahân (115), Beyâtî (118), Hisâr (124), ‘Arzıbâr (130 /4), ‘Uşşak(131/4), Muhayyer (135), Gerdaniyye (141), ‘Gazzâl (142/4), Nevrûz-‘arab (147), ‘Acem (148).

Bu makamlar ve ayrılan sayfalardaki güfteler, çoklukla ilahiler, tazarru (yalvarı) içerikli manzumeler Yunus’dan, Bayramî’den, Niyazî’den, Itrî’den, Nakşî’den, Eşrefzâde’den, Nazmî’den, Hâfız Post’dan, Dede’den… Bunlardan dokuzu da “Mustafa” ve “İkbalî” mahlaslı 3. Mustafa’nındır. Bunlarda “Cihangir” mahlası geçmez. Fihristte Bûselik makamına 18, Nişabur’a 1 yaprak ayrılması ise 18. yüzyıl sonlarında İstanbul’da Bûselik’in revaçta olduğunu düşündürür.

Yaldızlı mihrabiyeli ilk sayfadaki rast makamında ilahi:

“Ey şifâ-sâr-ı ‘inâyet-ebed

Hasda hâli âşıkınım yârab meded”

dizeleriyle başlıyor.

İkinci yaprakta “Nutk-ı hümayun Sultan Mustafa” başlığı altında 3. Mustafa’nın ünlü dörtlüğü, bunun altında da sadrazamı şair Ragıb Paşa’nın (öl.1763) tanziri var:

Mecmuadan yapraklar Mecmuanın bezemeli ilk sayfası (ortada). Makamlara ayrılan yaprakları gösteren fihrist (solda). 3. Mustafa’nın -zele kafiyeli dörtlüğü ve Ragıb Paşa’nın tanziri (sağda).

“Yıkılubdur bu cihân sanma ki bizde düzele

Devleti çerhi denî verdi bu dem mübtezele

Şimdi erbâb-ı sa’adetde ola hep hezele

İşimiz kaldı bizzim merhamet-i Lem-yezel’e”

Merhum Ragıb Paşa:

“Niceler almadı kâmın bu cihanda tez ele

Felek devri mutabık yine bezl-i eksele

Sanma ey dil ki sa’adet bula hezele

Verdi Hallak-ı cihân mübtezeli mübtezele”

3. Mustafa’nın “-zele”kafiyeli bu ünlü dörtlüğü, yönetimin ve genel gidişin bozulduğu her dönemle “cuk” örtüştüğünden dilden dile söylene gelmiştir. Aslı onun mudur, yoksa dönemin şairi Koca Ragıb Paşa iki versiyonu da kendisi yazıp birini padişahın, diğerini kendisinin gösterip “çaktırmadan”: “Devir bozuldu, rezillerin müptezellerin ellerine kaldık!” demiş ve böylelikle her iki dörtlüğü dedikodularının eksilmediği kahvehanelerdeki ukalalara ezberlettirip hem padişahı hem kendisini rezil mi etmek istemiştir? Zira bu paşanın böyle  hinlikleri vardı. Daha kötüsü, söz ustası Ragıb Paşa önceki padişah safderun 3. Osman’dan sonra tahta çıkan ve kendisini sadarette tutan 3. Mustafa’yı da gözü tutmadığından onun adına yazdığı dörtlükte ve kendi tanzirinde bir tevriye ustalığı yaparak: “Ey ahali, bu padişaha da bana da güvenmeyin. İşiniz Allah’a kaldı” mesajı mı vermiştir? Çünkü bu paşa ve musahibi Haşmet, böyle üstü kapalı alaya alma ve dokundurmalar yapmayı severlerdi.

İzleyen yapraklardaSultan Mustafa Han’ın“Müstağrak oldum lütfuna”mısrasıyla başlayan Pençgâh bir ilahisi, Sultan Ahmed Kebir’in (1.) bir tesbihive diğer parçalar var. Aralarda yine 3. Mustafa’nın Muhayyer, Nevâ, Evc, Çargâh, Mahur ilahileri var. Bu 9 parçadan 2’sinde İkbâlî, 2’sinde de Mustafa mahlasları var. Birini Dede (İsmail Efendi) bestelemiş. Mecmuada Eşrefoğlu’nun, Niyazî- Mısrî’nin, Hüdâyî’nin, Itrî’nin, Hâfız’ın (Post), Eşrefzâde’nin, Abdullah Çelebi’nin, Nazmî Efendi’nin, Âşık Yunus’un, 3. Mustafa’nın musahiplerinden  Nakşî Efendi’nin eserleri bulunuyor.

3. Mustafa’nın şiirlerinin yazılı olduğu sayfalar.

Süzgün ve solgun

3. Mustafa’nın babası 3. Ahmed 1730’da tahttan indirildiğinde 13 yaşında olup sarayın şehzadelere özel  “Kafes” denen tutukevine kapatılmış. Amcazadeleri 1. Mahmud ve 3. Osman’ın 27 yıl süren saltanatları boyunca saray hapsinde kaldıktan sonra 40 yaşında tahta çıkmış. Yaşamı (1717-1774) 57 yıl, saltanatı da (1757-1774) 17 yıldır.

Önceki iki padişahın eşleri doğurmadığından, halk arasında yayılan “Osmanlı hanedanı batacak” dedikodusu, 1759’da Sultan Mustafa’nın ilk çocuğu Hibetullah (kız) doğunca, arkası (erkek) gelir umuduyla kesilmiş, düğünler yapılmış. 3. Selim’in doğması sevinç rüzgarları estirmiş. Dönemi yazan Çeşmizâde ve Hâkim Tarihleri’nde, bahtsız padişahın ülkeyi düze çıkarmak, İstanbul’u bayındır kılmak için nasıl çaba gösterdiği, imar hamleleri anlatılır.

Uzun kafes-uzlet yaşamında, yazgıdaşı şehzadelerden bir-ikisinin zehirlendiğini görerek zehre karşı panzehirle bağışıklık önlemleri alırmış. Bu ve yıllarca loş mekanlara kapatıldığından olacak, ressamlar kendisini süzgün bakışlı, solgun betimlemişlerdir. Harem ve kadın düşkünlüğü olmayan Sultan Mustafa’nın eşleri, Başkadın Mihrişah ile Âdilşah, Rifat ve Aynülhayat kadınlar, tek oğlu Selim; kızları da iki yaşında ölen Hibetullah ile Şah Sultan, Bighan/Beyhan ve Hatice Sultanlardı. Bunlar İstanbul dünyasında, saray dışında sahilsaraylar, yalılar yaptırarak mimari yeniliklere, toplumsal gelişmelere, kadınların dış dünyaya açılmalarına öncülükleriyle tanınmışlardı.

Sadeliği ve beyaz kürk
giymeyi seven 3. Mustafa,
sarığına mücevher sorguçlar
takmasıyla da ünlüydü.

GÜFTE-İ NİKRİZ / SULTAN MUSTAFA HAN

Padişah gazi oldu, gazi ise idam edildi!

3. Mustafa  bu sevinç dizelerini 1769 Mayıs günlerinde Hotin’den zafer müjdeleri geldiği,  Paşakapısı’nda düşman bayraklarının sergilendiği, camilerde ordu için dualar edildiği, sıbyan mekteplerinin “feryad-ı âmin”e çıkarıldığı kendisinin de cepheye gitmeden “Gazi” sanını aldığı günlerde yazmış olmalı. Ancak asıl gazi, cephedeki başkomutan sadrıazam Yağlıkçızâde Hacı Mehmed Emin Paşa’yı ise, askeri aç bıraktı gerekçesiyle azledecek, Dimetoka’ya sürgüne gönderecek ve Edirne’ye ulaştığında da idam ettirecekti!

Müstağrak oldum lütfuna / Hamd olsun Allahım sana

Subh ü mesâ inâ’mına / Hamd olsun Allahım sana

Rabbim bana oldun nasîr / Güc işlerim etdin yesîr

Lâyık değilken ben hakir / Hamd olsun Allahım sana

Bu Nusret-i ‘uzmâyı gör / Gamgin iken şâdlığı gör

Mesrûr ile ‘avdeti gör / Hamdolsun Allahım sana

İkbâlî’ye lûtf eyledin / Gözyaşına rahm eyledin

Müşrikleri kahr eyledin  / Hamd olsun Allahım sana

(Müstağrak: Gömülmek, gark olmak / Subh u mesâ: Sabah-akşam / Nasîr: Yardım eden / Yesîr: Kolay / Hakir: Kendisini küçük, değersiz görme / Nusret-i ‘uzmâ: Büyük zafer / Gamgin: Kederli / Mesrur: Sevinçli / ‘avdet: Dönme, geri gelme / İkbâlî: Sultan Mustafa / Müşrik: Tanrıya ortak koşan)