Alman ressam Gustav Richter’in 19. yüzyıl sonlarında yaptığı “Odalisque” portresi. 

Odalık: Satın alınan köle kadın. Ev işleri için değil, satın alan efendisinin cinsel arzularına hizmet eden nikâhsız cariyelerdi. Güzellik ve seksüellikle orantılı değerleri de, hizmet cariyelerinden yüksekti. Efendisinin yatağını paylaşan bu köleler, bir bakıma servet, saygınlık, özenilirlik katma değeri idiler. İslâm ülkelerinde odalık edinimi yaygındı. Odalık alım satımı Osmanlı kentlerinde 1840’lara değin serbest ve şer’i idi. Tanzimat döneminde şer’an caiz ama kanun gereği yasaktı ve alım satımı kaçak olarak devam etti. Köleliğin yasaklanmasına karşın, Kafkasya ülkelerinden getirilen odalıklar el altından yüksek fiyatlarla satılır, bunların en güzelleri saraya alınırdı. “Müstefrişe” de denen saray ve konak odalıkları, “hotoz” ve “çarpi” denen tülbent başbağı takar, yakası kürklü kutni kısa entari, canfes etek ve şalvar giyerlerdi. 

Otağ-ı Hümayun: Padişahlara özel görkemli ve konforlu büyük çadır/çadırlar. Otağ-ı sultanî de denirdi. Dış örtüleri kırmızı –saltanat renginde-olurdu. Çadır (hayme) mehterleri kurup kaldırırdı. Padişahın uzakça bir yere gideceği zaman ilk otağ Çırpıcı Çayırı, Davutpaşa Sahrası, Doğancılar’da kurulurdu. Bir menzilde iken diğer otağ daha ilerdeki menzile kurulurdu. Otağ dıştan çok güzel görünümlü, renkli saçak ve sırmalarla süslüydü. Yanında bir galeriyle bağlı ikinci bir çadır daha bulunurdu. Padişahlar sefere çıkmaz olunca, başkomutan konumundaki sadrıâzam, serdarıekremler seferlere otağla giderlerken onları sefere uğurlayan padişaha da Davutpaşa Sahrası’nda, Edirne’de, Sofya’da, ayrıca büyük törenlerde otağlar kurulurdu. Örneğin yaptığı gezi sırasında V. Mehmed Reşad için Kosova Sahrası’nda otağ-ı hümayun kurulmuştu. 

Ölüm Eri: Dalkılıç, serdengeçti de denmiştir. Gazâ denen fetih seferlerine gönüllü katılan ve ölümle sonuçlanacak saldırıları gerçekleştiren yiğitlerdi. Akıncı birliklerinde yer alırlardı.