Ünlü yazarın ünlü kitabı, ölümünden 40 yıl sonra İngilizce olarak yayımlandı: The Disconnecte d. James Joyce’u Türkçe’ye tercüme etmekle eş zorlukta olan işi, kitabın ithaf edildiği Sevin Seydi ile Maurice Whitby yaptılar. 

Paul Fulcher's review of The Disconnected
THE DISCONNECTE D
Oğuz Atay
Trans.: Sevin Seydi

Oğuz Atay’ın kült romanı Tutunamayanlar, Sevin Seydi’nin çevirisiyle İngilizce yayımlandı. The Disconnected adıyla “Olric Press”ten sadece 200 adet basılan ve internet üzerinden satışa sunulan kitap iki gün içinde tükendi. Uzmanlar, kitabın önsözünü yazan Maurice Whitby’nin, “roman içerisindeki karakterlerden biri olabileceğini” değerlendiriyor… 

Atay’la ilgili herhangi bir şey yazmanın zorluğu, “oyunun nerede bittiği, hayatın ve ölümün nerede başladığı”nı bir türlü anlayamamakta. Bir süre sonra bunun pek de önemli olmadığı, kurulan-kurgulanan dünyaların bizimkilerden belki daha gerçek olabileceği ortaya çıkıyor. Oğuz Atay’ın kendi hayatı da ölümü de zaten biraz böyle değil mi? Ben şahsen birkaç yüzyıl sonra Atay’ın tamamen bir efsane haline geleceğine ve Mesih formatında geri dönerek çoğumuzu azarlayacağına inanıyorum. O vakit unutulmuş dipnotların bile hakkının teslim edileceğini; sağ ve sol meleklerin fazla mesai yaparak herkesle ilgili herşeyi ortaya dökeceği tam bir hesaplaşma olacağını; bunları bugünden yazdığım için de ödüllendirileceğimi umuyorum. 

2017’de, ölümünden bu tarafa henüz yaklaşık 40 yıl geçtiği için, Oğuz Atay gerçeğine hayli yakın bir haldeyiz. Onun yakın arkadaşları, dostları bugün 70’li, 80’li yaşlardalar. Kitabı İngilizce’ye çeviren Sevin Seydi de bunların başında geliyor. Oğuz Atay’ın 1960 sonlarında Galatasaray’daki küçük kiralık dairesinde yazmaya başladığı kitap, eşzamanlı olarak yine Seydi tarafından İngilizceye çevrilmişti. O dönemde eseri “fazla uzun” bulan yabancı yayımcılar bu İngilizce versiyonla ilgilenmemiş, özellikle İngilizler uzun yıllar boyunca Avrupa’ya “tutunabildikleri” için Brexit hadisesi de ta bugünlere kalmıştı. 

Arada geçen zaman içerisinde Tutunamayanlar’ın İngilizce çevirisi çok daha yetkin bir hale getirilmiş, Seydi ve Whitby tarafından yeniden ele alınarak revize edilmiş. Bu eseri bir başka dile çevirmenin zorluğunu, okuyanlar ve yabancı dil bilenler zaten takdir edecektir; James Joyce’un Ulysses’i neyse o. Dolayısıyla Sevin Seydi ve Maurice Whitby’nin başardıkları, havari işi kanonik bir iştir (Daha önca yayımlanan Almanca, Felemenkçe ve Yunanca (?) tercümeleri bilmediğim ve anlayamadığım için, çevirmenlerinden özür dilerim. Onlar da havariler arasında olabilir). 

İngilizce kitabın 99. sayfasında, ünlü “Dün, Bugün, Yarın” adlı manzum bölümün başlangıcı. 

Tabii insan hemen manzum kısımlara, yani Süleyman Kargı’ya ve efsanevi genelev veya devlet dairesi bölümlerine bakıyor. İngilizcem “bon pour l’Orient” seviyesinde olduğu ve tabii Türkçeden duyarak geldiğim için tam anlamıyla takdir edememiş olabilirim. Ancak romanın Türkçe’sinden aldığım zevki aldım ve yazarın uluslararası etkisini hissederek kıvançlandım. 

Biz Türkler ne olursa olsun duygusal insanlarızdır. Yani birbirimize olmadık kötülükler yapar, sonrasında da ağlak mağlak hemhal oluruz. Oğuz Atay ciğerimizi okumuş ve bize bizi gösteren bu korkunç kitabı yazmıştı. Bakalım İngilizce konuşan dünya, bu kitaptan sonra bize nasıl bakacak? Biraz sırlarımız ifşa olacakmış gibi hissediyorum