KARAGÖZ’ÜN MEŞHUR KARAKTERİ

Geleneksel seyirlik (temâşâ) sanatımız olan gölge oyunu Karagöz’ün tiplemeleri gerçekte yaşamış bir kimliğin deve derisinden kuklalarda vücut bulmuş halleri midir, yoksa sadece hayal ürününden ibaret suretler mi? Yıllardır yapılan araştırmalar henüz kesin sonuca ulaşmadı. Rivayetler, nakiller, olasılıklar deryasında tezler çalkalanıp duruyor. Bu deryaya bir damla olmak üzere soralım: “Şaka ile maruf” olduğu için ücreti kesilip işine son verilen Divane Bekir, acaba Tuzsuz Deli Bekir karakterine ilham vermiş midir? 

Kanunî’nin saltanatının sonlarından itibaren ulema sınıfıyla birlikte medrese ve adliye düzeni de oldukça bozulmuştu. İstanbul merkezli köklü ulema aileleri, kadılık, müftülük, müderrislik benzeri kadrolara neredeyse el koymuşlardı. Atamalarda liyakatten önce rüşvet ve iltimasın sözü geçerdi. Makamlar, aile fertlerinden itibaren yakın çevredekilere dağıtılır hale gelmişti. 

 Karagöz’le eğlenenler Ressam Münif Fehim’in çizgileriyle Osmanlıların son zamanlarında Karagöz oyunu izleyenler. (Ercümend Ekrem’in Dünden Hatıralar kitabından) 

Bu ailelerin imtiyazında olan kötü bir adet de beşik ulemalığıydı. Padişah hocalarının, kazasker ve müderrislerin çocukları daha doğar doğmaz ulema defterine yazılırdı. İ. H. Uzunçarşılı’nın, Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-Ahbar adlı eserinden naklettiğine göre bu çocuklar “beşikte iken mülazım, söz söylemeğe güç yetirdiği zaman müderris, buluğ çağında molla, traşı gelinceye kadar mansıp-medrese dolaşır, traşı gelince de beş yüz akçe yevmiyeli kadılığa ulaşırdı. Bu zamana kadar nadiren eline kitap alsa bile o da cönk ve gazeliyattan ibaret kalırdı”. Ulema çocuklarının kısa zamanda geldikleri mevkilere hakiki medrese mezunlarının nail olması imkânsız hale geldiğinden, Türk çocukları medreselere rağbet göstermez olmuşlardı (Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilatı, s.70). 16. yüzyılda dönem dönem alevlenen Celalî İsyanları Anadolu’yu kasıp kavururken, devlet kadrolarına intisap edememiş “suhte” adı verilen medrese mezunu işsiz güçsüz kitleler de ayaklanıp eşkıyalığa başlamışlardı. 3. Mehmed’in saltanatında (1595-1603) isyanın şiddeti giderek artmıştı. 

Karagöz oyununda Tuzsuz Deli Bekir tiplemesi. 

Tam bu sıralarda 3. Mehmed’in ölümünden 1 yıl önce yazımıza konu olan belge yazıldı. Darüssaade Ağası Osman Ağa’nın düzenlediği bu ilginç arz, dönemin “nepotizm” anlayışına ait bir hayli veri sunmaktadır. 

İstanbul’da Kanunî Sultan Süleyman Vakıfları’nın gelir fazlasından otuz akçe yevmiye alan Divane Bekir adlı birinin, daha başka örneğine rastlamadığım bir şekilde “şaka ile maruf” olduğu gerekçesiyle, ne olduğu belirtilmeyen görevine layık olmadığı iddia edilir ve ücretinin kesilip işine son verilmesi istenilir. Bununla da bitmez, ondan kalan yevmiyenin on akçesinin Selanik kadılığından ayrılma Kemal Efendi’nin geliri olmayan oğlu Ahmed’e verilmesi talep edilir. Bu işlemlere aracılık edenler ise Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa, Şeyhülislam Hoca Sadeddinzade Mehmed Çelebi ile İstanbul Kadısı Mustafa Efendilerdir. İltimas ettikleri Ahmed Efendi, belgede Kemal Efendi olarak geçiştirilen, Taşköprülüzade Hüsameddin Efendi’nin oğlu Kemaleddin Mehmed Efendi’nin oğludur. Devletin en önde gelenlerinin, Sadrazam, Şeyhülislam, Darüssaade Ağası ve İstanbul kadısının bu yoğun çabası, evkaftan tahsis edilen basit bir görev ile onun cüz’i yevmiyesine köklü ve etkili bir Osmanlı ulema ailesinin henüz maaşı olmayan oğulları adına el koymak içindir. 

Hoca Sadeddinzadeler ile Taşköprülüzadeler, ulema ailesi olarak Osmanlı Devleti’nde hanedanlaşmış ailelerdendir. Bünyelerinden çok sayıda şeyhülislam, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, müderrisler, kadılar çıkarmışlardır. Belgede geçen “ulemâ dâ‘îlerinin oğulları avâtıf-ı Hüsrevânelerine mazhar olmak âdet-i hasene-i Şehriyârî olmağın (Ulema kullarının oğullarının padişahın cömertliğine, bağışlarına mazhar olması padişahın güzel adetlerindendir)” cümlesi de pervasızca savrulan bir cümle değil, Tarihçi Gelibolulu Âlî’nin anlattığı devrin beşik ulemasının ayrıcalıklarının gözönüne serilmesidir. Darüssaade Ağası’nın arzı üzerine sadrazamın meseleyi genişçe bir özetle sunduğu padişah 3. Mehmed bizzat elyazısıyla “Verilsin” yazarak evrakın muamelesini tamamlar. 

Sünnet düğününde Karagöz Sultan 3. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in 1582’de Sultanahmet Meydanı’nda 52 gün süren sünnet düğünü şenliklerinde Karagöz-Hacivat maskeli sanatçılar. (Seyyid Lokman, Hünername, TSMK. H. 1344) 

Böylelikle Şakacı Divane Bekir’in 30 akçelik yevmiyesi kesilir ve işine son verilir. Devrin bazı fetvalarında malayanilik, laubalilik, taklitçilik ayıplanmıştır ama, dine dokunan bir husus olmadıkça ceza verildiği vaki değildir. Şaka ile tanınmak bir görevlinin işine son vermek için gerekçe olamaz. 

Osmanlı Devleti’nin sonlarında da 1910’da Karagöz oynattığı için memuriyet haysiyetini ayaklar altına aldığı suçlamasıyla Karagözcü esnafının şikâyet ettiği Adliye kâtiplerinden İzzet’in sanatından men’ edilemeyeceğine karar verilmişti (#tarih, sayı 30, sf. 88). Divane Bekir’in yaptığı şakalarla iş huzurunu bozduğu için işten atıldığı düşünülebilir ki bu da Karagöz ile Hacivat’ın, Orhan Bey’in veya Yıldırım Bayezid’in camiinin inşaatını geciktirme töhmetiyle idam edildiği rivayetini akla getirir. Böyle olunca da soru soruyu getirir: 

Acaba Divane Bekir’in şakacılığı nasıl tezahür ediyordu? Karagöz oynatanlarla, yardakçılarıyla, birarada bulunuyor muydu? İşten atılınca o şakacı adam gidip yerine Suhte/Celalî/Yeniçeri özentisi, eli bıçaklı, kılıçlı, nara atıp, şişeyi cebinden eksik etmeyen bir şarap tutkunu mu gelmişti? Ondaki bu değişimi fark eden Karagöz sanatçıları, Divane Bekir’den aldıkları ilhamla onun da deve derisinden tasvirini çıkarıp Karagöz’ün karakterleri arasına dâhil etmiş olabilirler miydi? “Divane” olan sıfatını kolaylıkla “Deli”ye çevirdikten sonra “Tuzsuz”u da ilave ederek “Tuzsuz Deli Bekir” adıyla yeni bir tip ortaya konulmuş olabilir mi? Bu soruların cevabı henüz olmasa da Karagöz’ün en eski oyunlarından itibaren yer aldığı düşünülen Tuzsuz Deli Bekir tipinin yerine 19. yüzyılın sonlarında Efe ile Zeybek karakterinin yerleştiğini biliyoruz. II. Abdülhamid döneminde Batı Anadolu’da namı yürüyen Çakırcalı Mehmed Efe’nin gündemi sarsmasıyla “Aydınlı Efe” Karagöz tipleri arasına girmiştir. Böyle bir güncelleme ile 1602’den sonraki bir tarihte Tuzsuz Deli Bekir de Karagöz oyununa girmiş olabilir. Burada düşünülmesi gereken husus, henüz Karagöz-Hacivat karakterlerinin yaşayıp yaşamadıkları bilinemese de, toplumun bağrından çıkan model kişiliklerin oyunda yer alan muhayyel şahısların karakter inşaında da yer almış olabilecekleridir. Maalesef o dönemden kalma oyun metinleri elimizde olmadığından, kesin delillere ulaşıncaya kadar bu sorularımız cevapsız kalacaktır. 

Metin And tasnifi

Karagöz’ün kahramanları

Metin And’ın tasnifine göre Osmanlı coğrafyasındaki insan kitlesi Karagöz tipleri arasında hemen hemen eksiksiz yer alır. 

1- Eksen kişiler: Karagöz-Hacivat. 

2- Kadınlar: Bütün Zenneler. 

3- İstanbul ağzı: Çelebi, Tiryaki, Beberuhi. 

4- Anadolulu kişiler: Laz, Kastamonulu, Kayserili, Eğinli, Harputlu, Kürt. 

5- Anadolu dışından gelenler: Muhacir (Rumelili), Arnavut, Arap, Acem. 

6- Zimmî (Müslüman olmayan) kişiler: Rum, Frenk, Ermeni, Yahudi. 

7- Kusurlu ve ruhsal hastalar: Kekeme, Kambur, Hımhım, Kötürüm, Deli, Esrarkeş, Sağır, Aptal ya da Denyo. 

8- Kabadayılar ve sarhoşlar: Efe, Zeybek, Matiz, Tuzsuz, Sarhoş, Külhanbeyi. 

9- Eğlendirici kişiler: Köçek, Çengi, Kantocu, Hokkabaz , Cambaz, Curcunabaz, Hayalci, Çalgıcı. 

Elbette bu tasnifteki tiplerin her birinin somut kişiliklerden ilham alınarak oluşturulduğunu söyleyemeyiz. 

Belgenin çevrimyazısı

Padişah emriyle kesilen 30 akçelik mütevazı maaş

Şakacı Deli Bekir’in işten atılmasına dair Darussaade arzı, sadrazam telhisi üzerine padişahın hatt-hümayunu yazılı belge. BOA.A.RSK 5/123. 

Verilsin [Sultan 3. Mehmed’in elyazısı ile] 

Darüssaade Ağası Osman Ağa kullarının arzıdır. 

Merhûm Sultan Süleyman Han tâbe serâhu evkâfı zevâyidinden yevmî otuz akçe vazîfeye mutasarrıf olan Dîvâne Bekir şaka ile ma‘rûf olmağın Selânik kazâsından munfasıl olan Mevlânâ Kemâl dâ‘îlerinin oğlu Ahmed’in vazîfesi olmayıp mezbûr Bekir’in on akçesi mûmâileyh Ahmed’e verilmesin Şeyhülislam dâ‘îleri münâsib görüp İstanbul Kadısı i‘lâm eylediğin arz eder. 

Fî 4.R.[ebiülahir] sene [10]11 [21 Eylül 1602] 

Dergâh-ı felek-medâr ve bârgâh-ı gerdûn-iktidâr türâbına arz-ı bende-i bî-mikdâr budur ki; 

Mahmiye-i İstanbul’da merhûm ve mağfurunleh Sultan Süleyman Han tâbe serâhunun câmî‘-i şerîfi ve imâret-i âmireleri evkâfı zevâyidinden yevmî otuz akçe vazîfesi olan Divâne Bekir şaka ile ma‘rûf olup ve nâ-mahal olmağın zevâyid vazîfesi ref‘ olunup işbu râfi‘-i ruk‘a-i ubûdiyyet Selânik kazâsından munfasıl olan Mevlânâ Kemâl Efendi dâ‘îlerinin oğlu Ahmed dâ‘îlerinin vazîfesi olmayup ve ulemâ dâ‘îlerinin oğulları avâtıf-ı Hüsrevânelerine mazhar olmak âdet-i hasene-i Şehriyârî olmağın mezbûrun ref‘ olunan otuz akçe vazîfesinin yevmî on akçesi müşârunileyh Ahmed dâ‘îlerine olmasını hâlâ Re’isü’l-ulemâ olup Şeyhülislâm olan dâ‘îleri münâsib görüp ve a‘lemü’l-ulemâi’l-mütebahhirîn bi’l-fi‘il mahmiye-i mezbûre kadısı Mustafa Efendi dâ‘îleri i‘lâm etmeğin tevcîh olunup berât-ı şerîf sadaka buyurulmak ricâsına pâye-i serîr-i a’lâya arz olundu. Bâkî emr u fermân der-adlindir. 

Ez‘afü’l-İbâd 

Osman Ağa-yı 

Dârüssaade 

en-Nazır