Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.
0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

1. DÜNYA SAVAŞI - 100. YIL

Savaşın örttüğü savaş

Türkiye, 1. Dünya Savaşı’nı Fransa ve Belçika gibi kendi topraklarında olağanüstü bir yıkımla yaşamadı. Sonrasında Kurtuluş Savaşı’nın gölgesinde kalan 1914-18, aslında ekonomiden sağlığa, ulaşımdan iletişime, günlük yaşamdan siyasal yaşama kadar toplumu etkileyen, dönüştüren, acılı ama öğretici bir süreçti.

Türkiye için 1. Dünya Savaşı, iki muharebe, yani Çanakkale zaferiyle Sarıkamış hezimeti, bir de son otuz, kırk yıldır konuşmaya, en azından duymaya mecbur olduğumuz Ermeni meselesin- den ibarettir diyebiliriz. Bunun en önemli nedeni, söz konusu savaşın Türkiye için Kurtuluş Savaşı’nın gölgesinde kalması, Kurtuluş Savaşı tarafından perdelenmesidir. Nitekim 1. Dünya Savaşı’na ilişkin akademik yayınlarımız, edebiyat ve sinema eserlerimiz, son yıllarda görülen kıpırdanışı göz önüne almamız halinde bile, Almanların, Fransızların veya Büyük Britanyalıların ürettiklerinin yanında hiç denecek kadar azdır. Bu boşluğun Kurtuluş Savaşı’yla doldurulmuş olduğu herkesin malûmudur.

Bu durumun, eleştirilmesi gereken boyutları olmakla birlikte, çok da şaşılası olmadığı kanısındayım. Türkiye, 1. Dünya Savaşı’nı Fransa ve Belçika gibi kendi topraklarında olağanüstü bir yıkımla yaşamadı. Savaş, daracık Gelibolu Yarımadası’nı saymazsak, daha sonra Türkiye sınırları dışında kalacak olan Mezopotamya ve Filistin’de, bir de Galiçya’da yaşandı. Evet; Giresun-Kemah-Van Gölü çizgisinin doğusunda kalan topraklar Rus işgaline uğradı, ama büyük bir harabe yığınına dönüşmedi. Ayrıca bu bölgede bulunan Ardahan – Kars yöresi savaş başladığında zaten Rusya topraklarındaydı. Evet; Ermeniler kendilerine 1915’te yapılan korkunçlukların intikamını aldılar, ama Türk ve Kürtlerin kayıpları, göç sayesinde, Ermenilerinkinin boyutlarına ulaşmadı. Türkiye, kentleşme oranı çok düşük bir ülke olarak, Alman kentlerindeki korkunç aç- lığı da yaşamadı. 1. Dünya Savaşı’na Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nın taptaze anılarıyla girerken, Napolyon’un Avrupa’yı kasıp kavurduğu yıllardan beri ciddî bir savaş görmemiş, muvazzaf subay kadrosu da çok küçük olan Büyük Britanya kadar şoka da uğramadı. Kısacası, bir travma olarak 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı başlarken (Adana, Antep, Aydın, İstanbul, İzmir, Maraş), sürerken (Bursa, Eskişehir, Kütahya) veya biterken (Denizli, İzmir, Uşak) yaşananların yanında çok düşük yoğunluklu oldu.

Savaşın örttüğü savaş
Seferberlik ilanından sonra silah altına alınıp sevk edilenler.

Bütün bunlar, 1. Dünya Savaşı konusundaki unutkanlığımızı, anlaşılır kılmakla birlikte, kabul edilebilir de kılmıyor. Zira savaş, yalnızca yakıp yıkmasıyla, öldürmesiyle veya getirdiği zafer ya da yenilgiyle anımsanacak bir deneyim değil. Ekonomiden sağlığa, ulaşımdan iletişime, günlük yaşamdan siyasal yaşama kadar toplumu etkileyen, dönüştüren, acılı olmasının yanı sıra son derece öğretici de olabilen bir süreç. Devrimsel boyutta dönüşümlere, zihniyet değişikliklerine yol açabiliyor. Yani 1. Dünya Savaşı’nın önemini, Türkiye’nin o savaş sırasında geçirdiği ve sonrasında kurulan yeni rejimin daha köktenci bir biçimde sürdürdüğü yapısal evrimde, “yurt cephesi” diye Türkçeye aktarabileceğimiz “home front”ta aramamız gerekiyor. Hatta 1914 yazındaki krizin Türkiye’yi doğrudan doğruya ilgilendirmemesine karşın savaşa girmemizin nedenini de bu yapısal evrimde arayabiliriz. Zaten ezici çoğunluğu savaş isteyen Türk aydınları, 1. Dünya Savaşı’nı bir kurtuluş savaşı olarak görmüşlerdi.

+ yazıları

Devamını Oku

Son Haberler