Osmanlı toplumunda eşcinsel ilişkiler, farklı kesimlerde bir ölçüde yaygındı. Sarayda kadınlara kapalı Enderun, erkeklere kapalı Harem, evlerde harem-selamlık, sokakta hamam kültürü, tekke tarikat sapmaları, yasak ve günaha rağmen eşcinselliği günlük hayatın bir parçası kılmıştı.

Yakın Doğu toplumlarındaki eşcinsellik temaları, Binbir Gece Masallarından beri şahların, sultanların eğlence meclislerinden gündelik hayatın gerçeklerine kadar, örtülü tutulsa da olağandı ve öyle yaşandı. İslamiyet’in doğrudan doğruya Kuran tarafından (16 ve 30. sureler) yasakladığı eşcinsel ilişkiler, farklı dönem ve kültürlerde hem sosyal bir gerçek hem de yazılı-sözlü tarihin bir parçası olarak yaşamaya devam etti.

Arap edebiyatının en büyük şairlerinden Ebu Navas’ın (757-815) gazelleri; İranlı İbn Davud’un (868-909), İbn Kuzman’ın (1080-1160), İbn Hamdis’in eserleri; Abbasi döneminin ünlü bilgini El Cahiz’in (779-869) çeşitli yazıları, Keykavus’un (öl. 1012) meşhur Kabusname’si; Arap, Fars ve Türk-Osmanlı sanatındaki nice minyatürlerin, onlarca edebiyat veya bilim eserinin gerek nasihat gerekse bir tür homoerotizm şeklinde yansıttığı eşcinsellik, bir yönüyle de Doğu toplumlarının bu konudaki zenginliği ve açık görüşlülüğünü belgeliyor.

Dinî yasaklar ve tabular gibi, eşcinsel ilişkiler de dönemden döneme, ülkeden ülkeye değişimler gösterir; ama ikisi de devam eder. Osmanlı toplumu da bu anlamda kendi algı ve pratiklerini yaratmış. Klasik dönemde, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin (1541-1600) çeşitli eserleri, Nevizade Atayi’nin (öl. 1635) Hamse‘sindeki çizimler, Nedim’in (1681-1730) şiirleri, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın (1703-1780) Marifetname’sindeki değinmeler, eşcinselliğin toplumsal algısına dair değerli bilgiler sunar (Bu literatüre dair zengin bir derleme, günümüz Türkçesine aktarılmış şekilde Murat Bardakçı’nın Osmanlı’da Seks kitabının bir bölümünde sunulmuştur).

Osman Hamdi Bey’in 1905 tarihli “Kitap okuyan emir” tablosu.
“Kızoğlan nâzı nâzın, şehlevend âvâzı âvâzın Belâsın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kâfir!” Nedim

Bizans dünyası da eski Yunan’dan ve Doğu toplumlarından aldığı harem (gynakionitis)-selamlık (andronitis) geleneğini sürdürmüştür. Hemcinsler arasındaki duygusal-cinsel ilişkiler için zemin hazırlayan bu ortam, Osmanlı toplumunda da devam eder. Yine erken Bizans dünyasındaki Roma hamam geleneği, Osmanlılarda da homeseksüelliğin “örtülü” bir sosyal buluşma alanı olur.

Sarayın Enderun koğuşlarını dolduran seçme içoğlanlar arasındaki önlenemez ilişkiler, Harem hayatına dair eşcinsellik hikayeleri, kimi zaman Osmanlı sultanlarının cinsel tercihlerine kadar uzanan geniş bir alandır. Burada çoğu zaman rivayet ve tarih birbirine karışır, karıştırılır. Gerçek olansa, ister sarayda ister halk arasında olsun, bu tür ilişkilerin Osmanlı toplumunda oldukça yaygın şekilde yaşandığıdır. Kimi tarikatların dayattığı yaşam tarzları da, eşcinsel ilişkilere kapı aralamıştır.

Nevizade Atayi’nin (öl. 1635-6) beş mesneviden oluşan Hamse’si (Hamse-i Atayi) 18. yüzyılda resimlenmişti. Bir erkeğin, âşığıyla birlikteyken koç darbesiyle misafir dolu odaya düşmelerine dair öykünün minyatürü, Hamse’nin Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki nüshasında tahrip edilmişken, ABD’deki Walters Sanat Müzesi’ndeki nüsha orijinal haliyle korunuyor.

Bu gerçeklere karşın Osmanlı toplumundaki eşcinselliği, şüphesiz bugünkü anlam ve algısıyla, bir kimlik ve tercih olarak görmek doğru olmaz. Efendiler, köleler dünyasında gönül ilişkisi veya gönüllülük nadirdir. Bununla birlikte her ne kadar dinen yasak olsa da, Osmanlı toplumundaki eşcinsel ilişkilerin Tanzimat dönemine kadar göreceli bir serbestlik içinde yaşandığı, aynı şekilde günümüzle mukayese kabul etmeyecek biçimde yazılıp açıklandığı görülür.

22 sayfa ayırdığımız dosyamızda Osmanlı dönemindeki eşcinselliğe, bir tarihçiden (Gelibolulu Mustafa Âlî), bir sanatçıdan (Enderunlu Fâzıl), bir devlet adamından (Cevdet Paşa) alıntılar; ayrıca ilk kez yayınlanan bir belge ve zengin bir terimler sözlüğüyle ışık tutmaya çalıştık.