Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.
0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Atalarımızın günahları!

Ahlaki suçu “diğerlerinin yaşadığı felakete karşı körlük” olarak tanımlayan Jaspers, Nazi Almanyası’nda halkın yöneticileriyle suçortaklığı meselesini ele alırken, günümüz bireyine de sorumluluğunu hatırlatıyor.

İkinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda dünya aydınlarının 20. yüzyılın ilk yarısının insan hakları alanında açtığı derin yaraları sarmak için yoğun çaba sarfettikleri görülür. Alman psikiyatrist ve felsefeci Karl Jaspers’in (1883-1969) hükümetlerinin işlediği suçlar konusunda Alman halkının kolektif sorumluluğu meselesini ele aldığı eseri, bu dönemin literatürü içinde en dikkati çekici çalışmalardan biridir. 1945-46’da Heidelberg üniversitesinde verdiği konferansların ürünü olan bu eser, Nazizmin ve 2. Dünya Savaşının yarattığı örselemenin damgasını taşır. Almanya’nın bu iki sarsıntıda yaşadıklarıyla yüzleşmesini oldukça radikal bir biçimde ele alan Karl Jaspers, “kolektif suçluluk” kavramını öne çıkarır.

Nazizmin altın yılları 30’lu yılların ikinci yarısı, Almanya’da Nazizmin altın yılları… Hitler, savaşın sonlarına doğru çocukları da cepheye sürmekten çekinmeyecekti.

Ülkesinin seçkin aydınları Hitler’i kitlesel olarak desteklerken Nazizmi reddetmiş olmasına rağmen kendisini bu “kolektif suçluluğun” dışında tutmaz Jaspers. Aslında kolektif suçluluğu daha tarihsel bir bakış açısıyla ele alır: “(…) Yalnızca günümüzde yapılanlara –suç ortağı sıfatıyla çağdaşlarımızın eylemlerine– değil, aynı zamanda geleneğin taşıdığı bağlantılara da iştirak ettiğimizi hissederiz. Atalarımızın suçlarını da üstlenmek durumundayız”.

Jaspers, Yahudi soykırımının öznesini açığa çıkarmak için suç tiplerini dörde ayırır: Cezai suç (mahkemelerin karar verebileceği); siyasi suç (galiplerin karar verebileceği); ahlaki suç (hiçbir vicdanın kaçınamayacağı) ve metafizik suç (Tanrı’nın yargısına tabi olan). Hem kuramsal hem siyasal açıdan güncelliğini yitirmeyen sorular yönelten Jaspers, bir halkın suçluluğu ile onu oluşturan bireylerinkinin nasıl ayırt edilebileceğini sorgular. Nazizmin etkilerinden arınılması, yeni, gelişkin ve ahlaki temeli güçlü bir demokrasinin inşası için toplumun bu ortak suçla yüzleşmesi, bununla yetinmeyerek sorumlulukların üstlenilmesi gerektiğini belirtir.

20. yüzyılın en büyük felaketi olan Almanya’daki Nazi rejimine doğrudan destek olanların dışında olup bitenleri çaresizlikten de olsa geçiştirenlerin cezai veya siyasi sorumlulukları olmasa da ahlaki suça bulaştıklarını iddia eder: “Diğerlerinin yaşadığı felakete karşı körlük, insanın kalben hayal gücünden yoksun olması ve şahit olunan felakete karşı takınılan kayıtsızlık –ahlaki suç işte bunlardır.” Öte yandan siyasi suç, cezai suç gibi yaptırımı olmasa da yalnızca yöneticilerle sınırlı değildir: “Bir halk, yönetiminden dolayı sorumludur”.

Her şeye isyan etti, kendi ölümü hariç

Başta Gurbet Pastası- Hemşinliler, Göç ve Pastacılık olmak üzere Karadeniz’le ilgili birçok kitap hazırlayan gazeteci ve yazar Uğur Biryol’un, geçen ay ölümünün üzerinden tam on yıl
geçen Kazım Koyuncu’nun hayatını anlattığı yeni kitabı raflardaki yerini aldı. Kitapta 1971 doğumlu Koyuncu’nun çocukluk yıllarından genç yaşta ölümüne kadar olan günleri, sanatçının kendi sözleriyle ve yakın çevresinden insanlarla yapılan görüşmelerle anlatılıyor. İstanbul’a üniversiteye geldikten sonra

Laz kimliğini keşfeden ve arkadaşı Mehmedali Barış Beşli ile dünyanın ilk Lazca rock yapan grubu Zuğaşi Berepe’yi (Denizin Çocukları) kuran Koyuncu’nun müzikal yolculuğu da var kitapta, kanser olduğunu öğrendiği ve hastalıkla mücadele ettiği dönem de. Kanser olduğunu öğrendikten sonra “Niye ben?” diye sormayan, bunun “hayata karşı haksızlık” olduğunu düşünen bir insan Kazım Koyuncu ve kitapta bu dönemin anlatıldığı “Ağır Veda” başlıklı bölüm insanın boğazının düğümlenmesine yol açıyor.

SİNAN YÜCEL

Modern sanat üzerinden Çin’in yakın tarihi

Modern sanatçı Ai Weiwei, Londra’da Tate Modern’da 2010’da sergilenen Ayçekirdekleri çalışmasıyla dünya çapında ün kazanmıştı. Yüz milyon seramik ayçekirdeğini 1600 sanatçının üç yılda tek tek elleriyle boyadığı bu ünlü çalışmanın yanı sıra Çinli Weiwei’in birçok heykel ve enstalasyon çalışması bulunuyor.

Uzun yıllar Çin’de yaşayan İngiliz gazeteci Barnaby Martin, Weiwei ile yaptığı söyleşilerden yola çıkarak yazdığı kitabında 58 yaşındaki sanatçının hayatını anlatırken modern Çin’in tarihinin belli başlı dönemlerini de anlatıyor. Kitapta 1926’da milliyetçilerle komünistlerin yerel diktatörleri ortadan kaldırıp Çin’i birleştirmek için anlaşmalarından, ertesi yıl başa geçip komünistlerle ipleri koparmaya karar veren Çan Kay Şek’in Şanghay’ın yeraltı dünyasıyla birlikte hareket edip binlerce komünisti öldürmesine, vandallığın doruğa çıktığı Kültür Devrimi’nden 1989’daki Tiananmen Meydanı olaylarına kadar pek çok önemli olay yer alıyor. Asıl tutkusunun Çin’i değiştirmek olduğunu söyleyen Weiwei, Çin hükümeti tarafından 2011’de vergi yolsuzluğu bahanesiyle tutuklanmıştı. Kitabın en ilginç bölümlerinden biri de sanatçının iki buçuk ay kaldığı hücrede, 24 saat boyunca 50 santim mesafeden kendisini izleyen iki gardiyanla geçen günlerinin anlatıldığı bölüm olmuş.

Weiwei’in 2003’te yaptığı ve bisikletlerden oluşan labirent.
+ yazıları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Devamını Oku

Son Haberler