Altı yıl sonra gittiğim başkentte önemli değişiklikler olmuş. Bizim “nakit” dediğimiz paraya Çinliler artık “hazır para” veya “taze para” diyorlar. Başta taksiler olmak üzere birçok hizmette QR kodlar, “wechat”ler, “didi”ler gibi cep telefonu uygulamaları geçerli. Şehirdeki bisiklet “garajları”ndaki hazır bekleyen bisikletler de QR okutularak kiralanabiliyor.

Beijing Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Enstitüsü’nün davetlisi olarak Haziran ayında Çin başkentine gittim. Söz konusu enstitü, kampüsün en merkezî yerindeki yeşillik alanın batısındaki avlulu yapılardan birinde bulunuyordu. Burası eskiden Tarih Bölümü idi. Şimdi yabancı araştırmacıların misafir edildiği bir alan haline getirilmiş. Üzerinde Orhun yazıtlarındaki gibi üstü ejderha altı kaplumbağa olan bir yazıtın bulunduğu bu yeşil alan ve etrafındaki avlulu evler, bu yıl 120. yıldönümünü kutlayacak olan üniversitenin tarihî yapılarından.

Gelen misafirlerin Çin kültürünü tarihsel bir bağlamda yaşamaları için, bu üç tarihî yapıyı yabancılarla ilgili programlara tahsis etmişler. Benim bulunduğum binanın iç dekorasyonu da aynı şeklide en modern teknoloji ve sade mobilyalarla, ancak Çin kültürünü aksettirecek tablolar, hat eserleri ve kafesli pencere ve kapılarıyla iki dünyayı birleştiriyordu.

Bu programdaki misafirler konferans ve seminerler veriyorlar. Konferanslar kamuya, seminerler sadece tarih bölümü lisansüstü öğrencilerine ve hocalara açık. Konferanslarda konuşmacı kürsüden konuşmuyor, büyükçe bir masanın etrafında toplanmış beş kadar tartışmacı ile berber oturuyor. Konferans bitince tartışmacılar sıra ile o konudaki düşüncelerini söylüyor veya sorular soruyorlar. Böylece dinleyici kitlesi için bir çerçeve de belirlemiş oluyorlar. Konuşmacı da kendini sonunda tartışmacılardan biri gibi görmeye başlıyor; böylelikle konuşmacı-dinleyici hiyerarşisi ortadan kalkmış oluyor. Konuşmalar bu şekilde yürütülünce çok da verimli oluyor. Daha önce de hiyerarşik olmayan konuşma ve tartışma ortamında hocaların da katıldığı seminerlere katılmıştım; ancak onlar daha spontane idi; burada ise ortam bu şekilde düzenlenmiş.

Beni etkileyen özellikle okul dışındaki yaşam oldu. Daha önceleri de birkaç yılda bir gidiyor ve sanki bıraktığım yerden tekrar devam ediyordum. Bu defa altı yıl sonra gitmiş oldum ve her yerde değişikliklerle karşılaştım. Özellikle dikkati çeken husus, paranın geçmemesi idi. Bizim “nakit” dediğimize onlar artık “hazır para” veya “taze para” diyorlar. Bir kere dükkanların sayısı azalmış; bilmediğiniz bir malı görerek, elleyerek beğenme devri geride kalacağa benziyor veyahut o türlü hizmetler çok pahalı olacak gibi gözüküyor. Kısacası yiyecek vs. hariç az sayıdaki dükkanların birinden alışveriş yapmak isterseniz, size “ödemeyi nasıl yapacaksınız” diye soruyorlar: Doğrudan bankadan mı yoksa whatsapp’e benzeyen bir program olan “wechat”ten mi diye soruyorlar. Bizim durumumuzda “taze para” kullanılması gerekiyordu.

Kısacası cep telefonu olmadan yaşamak neredeyse mümkün değil. Bütün alışverişleri QR kodu ile yapıyorsunuz. Google QR kodu için şöyle diyor: “Adını İngilizce ‘çabuk tepki’ kelimelerinin başharflerinden alır. Mobil cihazların kameralarından okutulabilen özel matriks barkod türüdür”.

Bizde de bazı banka ATM’lerinde QR kodu ile para çekebilirsiniz diyorlar. Durum bu olunca bir yerden bir yere gitmek için taksi bulmakta da zorluk çekiyorsunuz. Taksiler QR kodu ile Uber’den daha mükemmel olan “Didi” ile çağrılıyor. “Didi”niz yoksa yollarda epey beklemek zorunda kalıyorsunuz.

Haziran’ın ikinci yarısında Pekin epey sıcak, 39-41 derecelerde idi. Bir de buna hava kirliliği eklenince, sıcak havada taksi işi de bayağı problemli olduğu için, tarih bölümü doktora öğrencileri kendi “Didi”leri ile çağırdıkları taksi ile beni gelip alıyor, sonra da bırakıyorlardı. Kısacası bütün bunlar bana biraz “geleceğe yolculuk” gibi geldiği için beni hem eğlendirdi hem düşündürdü.

Öte yandan Beijing’de herkes taksiye binmiyor. Ancak otobüsler iki ay önce QR koda geçmişler ama hâlâ kart kullanılabiliyormuş. Genellikle herkes bir yerden bir yere sarı renkli kamusal bisikletlerle gidiyor. Etraftaki bisiklet “garajları”ndaki hazır bekleyen bisikletleri QR okutarak kiralıyorsunuz ve sonra da istediğiniz “garaja” bırakıyorsunuz.

Kısacası QR kodu hayatınızı düzenliyor. Benim gibi ileri yaşta birisi için bu geleceğe yolculuk hayli ilginç ve eğlenceli oldu.