İki Almanya arasında 12-13 Ağustos 1961’de yapımına başlanan duvar, esas olarak Doğu’dan Batı’ya devam eden büyük göçü durdurma amacını taşıyordu. Doğu Bloku her ne kadar duvarın “faşizme karşı” örüldüğü propagandasını yaymaya çalışsa da, 10 Kasım 1989’da Doğu Berlin’de toplanan yüzbinlerin inisiyatifiyle duvar yıkıldı. 

Bir zamanlar dünya, Berlin’de ikiye bölünmüştü. 2. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın ortasına kadar giren Rus orduları, Yalta Konferansı’na göre Amerikan, İngiliz ve Fransız müttefikleriyle ülkeyi paylaştıklarında, ellerindeki başkent Berlin’in yaklaşık yarısını da onlara bırakmışlardı. Sovyet nüfuz alanının ortasındaki Berlin, sanki dünyayı ikiye ayırmıştı. Aslında savaşın sonuna doğru başlayan iki blok arasındaki gerilim, Berlin’de simgesel bir önem kazanmıştır. 1949’da Batı’da başkenti Bonn olan Federal Almanya Cumhuriyeti kurulurken Doğu’da başkenti Berlin olan Demokratik Alman Cumhuriyeti kurulacaktı. Günlük kullanımda ise ilkine Batı, ikincisine Doğu Almanya denecekti. Almanya’ların kuruluşu ile sınırların güvenliği ve kapatılması gündeme gelecekti. Berlin’in ise özel bir konumu vardı. Kağıt üzerinde iki devletten bağımsız bir statüye sahip olan Berlin, Batı’sı ve Doğu’suyla ait olduğu nüfuz alanına bağlandı. 1958’de SSCB lideri Hruşçov 6 ay içinde Batılıların askerlerini geri çekmelerini talep edince, dört yıl sürecek Doğu-Batı krizi gündeme geldi. 

Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nden Batı’ya Berlin üzerinden 2.5-3.5 milyon insanın kaçması (yaklaşık nüfusun altıda biri) hem rejimin itibarını zedelemekte hem de ihtiyaç duyulan işgücü ve beyin gücünden Doğu’yu mahrum bırakmaktaydı. Doğu’dan Batı’ya geçiş metro veya demiryoluyla olduğu için herhangi bir engel tanımıyordu. Ağustos 1961’in ilk haftasında bu geçiş 47 bin kişiye vardı. Almanların dışında Çekoslavakya ve Polonya gibi yakın Doğu Bloku ülkelerinden gelenler de bu geçişi kullanıyordu. Özellikle göçün asli unsurunun gençler olmaları, ülkenin geleceği açısından ciddi bir kaygı oluşturuyordu. Öte yandan 50-60 bin Doğu Berlinli gündelik olarak Batı’ya geçip çalışıyorlardı. Ne de olsa Batı’da ücret yüksekti, Doğu’da ise kiralar düşüktü! Doğu polisinin gözünde ise geçiş yapanlar muhtemel kaçakçı veya casustu. 

Berlin’in batısı ile doğusunu ayırmak üzere ilk olarak dikenli tel örgüler çekilmişti. Batı Berlin’den Doğu Berlin’e bir selam.

Duvar geliyor 

Doğu Alman lider Walter Ulbrich, Ağustos başında Varşova Paktı zirvesinde SSCB lideri Nikita Hruşçov ile görüşüp onun olurunu alınca, 12-13 Ağustos 1961 gecesinde ilkin dikenli tel örülerek uluorta geçiş engellenmiş, hemen ardından asker ve polis gözetiminde duvarcılar işe girişmişti. 14.500 ordu mensubu kara ve demiryollarını durdurarak kentin iki yakası arasındaki ulaşımı kesmişlerdi. 

Duvarın inşaının ve güvenliğinin sorumluğunu merkez komite genel sekreteri olan Eric Honecker bizzat üstlenmişti. Aynı gün Varşova Paktı üyeleri yayınladıkları bildiriyle ablukayı desteklediklerini açıklıyorlardı. Eylül 1961’e kadar yine de sınırı geçmek mümkün olabildi. Çarşafla bir taraftan diğerine bir binadan sarkıp geçen bir kişinin fotoğrafı, bu geçişlerin simgesi oldu. 

Duvar tamamlandığında Batı Berlin, düşman bir ülkenin ortasında çevrelenmiş bir toprak parçası haline geldi. Batı güçlü bir tepki vermese de Batı Berlin belediye başkanı ve geleceğin ünlü şansölyesi Willy Brandt, bunu uluslararası hukuka ve insanlığı karşı bir suç olarak niteleyip 300 bin kişinin katıldığı bir protesto gösterisi düzenledi. 

Batı’ya kaçmaya çalışanların 136’sının hayatını kaybetmesine sebep olan Berlin Duvarı, 9-10 Kasım 1989’da yıkıldı.

81 geçiş kapısının 69’u hemen kapatıdı. Tarihî Brandebourg Kapısı artık bir geçiş noktası değildi. Potsdamer Platz ikiye bölünmüştü. Kent merkezi boşluktan ibaretti. Doğu’da oturup Batı’da çalışan 63 bin, Batı’da oturup Doğu’da çalışan 10 bin kişi işlerini kaybettiler. 

Berlin Duvarı dünyanın iki kampa ayrılmasının simgesi haline geldi. Doğu Alman yönetimi her ne kadar duvarı faşizme karşı inşa ettiğini iddia etse de, Batı’ya kaçışı engelleyemeyen Doğu’nun ekonomik ve sosyal başarısızlığının bir itirafı olarak görüldü. İki taraftaki akrabaların birbirlerini ziyaret edebilmesi için çeşitli tarihlerde anlaşmalar yapıldı. 70’li yıllarda ise iki ülkenin yöneticileri Willy Brandt ve Erich Honecker’in izlediği yakınlaşma politikasıyla gidiş-gelişler artmaya başladı. 

Duvarın paradoksal bir sonucu, Almanlarda birleşme fikrini geliştirmesi oldu. 

Duvarla birlikte kentin iki kesiminin gelişiminde büyük farklılıklar meydana gelmişti. Doğu Almanya başkenti olarak Doğu Berlin’de gösterişli binalar inşa edilirken, ablukayı propagandif olarak haklı çıkartmak için kent özel olarak canlandırılmaya çalışıldı. Batı ise daha ziyade kentin geleneğine uygun olarak bir üniversite kenti olarak gelişti ve öğrenciler nüfusun hatırısayılır bir kısmını oluşturdu. Batı Berlin bir kültür merkeziydi. 

Duvarın arkadan yıkılması 

1989’da Doğu Bloku için alarm zilleri çalıyordu. Ruslar Afganistan’daki başarısız işgali sonlandırmak zorunda kalmışlardı. Polonya’da muhalefetteki Solidarnosc hareketinin önderi Walesa, başbakan olmuştu. Macaristan ise demirperdeyi yırtmıştı. Sınırlar açılmıştı. Doğu Almanlar o yaz önce Macaristan’a oradan da Avusturya’ya geçiyordu. Federal Almanya elçilikleri Doğu Almanya’dan gelenlerle dolup taşıyordu. 

16 Ekim 1989’da Leipzig’de 200 bin gösterici sokakları dolduruyordu. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin 40. yılını kutlamaya gelen Mihail Gorbaçov, yöneticileri gösterilerin silahla bastırılmaması için ikaz ediyordu. 4 Kasım’da Doğu Berlin’de 1 milyon ve diğer kentlerde de yüzbinlerce insan gösterilere katılıyordu. 9 Kasım’da bir yetkilinin televizyon programında seyahatlerin serbest bırakılableceğine dair beyanatı üzerine, yüzbinler geçiş noktalarına giderek geçmeyi talep ettiler. Ortada resmî bir karar olmamasına rağmen kitlelerin baskısıyla kapılar açıldı. Ertesi gün Doğu Berlin Batı’ya akıyordu. 

Bir yıl sonra 3 Ekim 1990’da iki Almanya birleşti. Duvardan geriye hatıra olarak saklanan parçalar kaldı. 1961’den 1989’a 5 bin kişi duvarı geçmeye çalışmış, bunlardan 3 bini tutuklanmış, en az 100’ü ölmüştü.